Sayfa Yükleniyor...
Bir kısım İslam bilginlerine göre, cenaze namazı kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunması gerekir. Bununla birlikte genel kanata göre hazır bulunmayan cenaze için gaib, namaz kılınabilir. Zira Hz. Peygamber, Necaşi’nin cenaze namazını gıyabında kıldırmıştır. Onun için gaip namazını kılmada bir sakınca yoktur.
Okunan Kur’an-ı Kerimin sevabı hayatta olan bir insana bağışlanabilir mi?
Bir Müslüman diğer Müslüman kardeşine çeşitli şekillerde yardımda bulunur. Bu yardımların bir kısmı maddi şekilde olduğu gibi, daha güzeli ve tesirli olanı manevi yardımdır. Mesela dualarında onun bağışlanmasını, günahının affolunmasını, Allah’ın rızasına ermesini ister. Tahiyyatta iken “Allah’ım, beni, ana-babamı ve bütün müminleri bağışla” manasında yaptığımız dua bunun bir yapacağı en iyi yardımın, ona gıyabında yaptığı dua etmek olarak ifade eden Peygamberimiz müminlerin manevi açıdan birbirlerine destek olmalarını tavsiye etmektedir. Diğer taraftan, hayatta olan insan rahmete, duaya ve sevaba ölmüş gibi muhtaçtır. Çünkü hayattaki kişi, devamlı surette şeytan, nefis ve çevresiyle mücadele halindedir. Mü’min kardeşleri onun manen imdadına yetişir, duaları, ibadetleri ve sevaplarıyla onu desteklerse bu mücadeleyi kazanma ihtimali kuvvet bulur. Kur’an ise bu hususta en büyük şefaatçi ve destekçidir. Bir insanın din kardeşine Kur’an’ı şefaatçi yaparak dua etmesi ve onun sevabını bağışlaması kadar güzel ne vardır? Böyle bir yardımlaşmanın olmamasını düşünmek, mü’minler arasındaki manevi bağların, irtibatların mevcut olmadığını iddia etmek olur.
Birden fazla cenaze için tek bir cenaze namazı kılınabilir mi?
Birden fazla cenaze hazır olduğunda, bunların namazlarını ayrı ayrı kılmak daha uygundur. Ancak bu cenazelerin namazlarını ayrı ayrı kılmak yerine tek bir namaz kılmak da yeterlidir.
Devrettiğimiz ya da boşattığımız bir işyerinden dolayı para almamız caiz mi?
Fıkıh kitapları, alış-veriş ve devir teslimlerde hava parası diye bir meşru kazanca yer vermemektedir. Kitaplarda bunun yeri olmamakla beraber günümüz ticaret hayatında hava parasından da kaçınmak mümkün değildir. Tabii daha önce yazılmış dini kitaplarda hava parasının olmaması bu işin caiz olduğunu yahut da caiz olmadığını göstermez. Bir konu yahut bir sorun Hazreti Peygamber döneminde olmaya bilir ama ondan sonraki bir dönemde var olmuşsa bunun dindeki yerini tespit etmek gerekir hava parası da bu yeni ortaya çıkan konulardan biridir. Onun için buna bir çare bulmak elzem gelir. Günümüz İslam fıkıhçıları hava parasını caiz görmemektedirler. Ama hava parası ticari hayatın bir vazgeçilmezi olduğundan buna bir çıkış yolu olarak İslam fıkıhçıları şunu söylemişlerdir. Hava parası caiz değildir ama işyerini de almak istiyorsa kişi hava parası değil de dükkandaki malların veya demirbaşların fiyatını yükseltilerek satın alsın. Yani bu işlemin caiz olması için satılacak olan veya satın alınacak olan malın veya demir başların fiyatını artırsın istenilen hava parası bu şekilde tahsil edilsin bu şekli ile yapılan alış veriş direk hava parası olmadığı için caiz olur.
Günün Ayeti
Allah, size evlerinizi güvenlik ve huzur bulacağınız yerler kıldı. Nahl, 16/80.
Günün Hadisi
İki söz vardır ki, onlar Rahman’a sevgili, dile hafif, mizanda ise pek ağırdır. Bunlar: ‘Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahi’l-azim’ cümleleridir. Buhari, Daavat, 65
Günün Sözü
Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen. Gautama Buddha
Günün Duası
Ya rabbi bizi, ülkemizi ve de ümmeti İslam’ı insanların ve şeytanların fitnesinden koru.
Bunları biliyor muyuz?
Setri Avret Nedir?
Namazın şartlarından birisi olan setr-i avret, namazda örtülmesi gereken yerlerin örtülmesi anlamına gelmektedir.
Günün Nüktesi
Hurma Bahçesi…
Mescd-i Saadet’te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah’ın Resulünü dinlemekteydiler. Hz. Peygamber ise, Al-i İmran suresindeki şu mealdeki ayeti okuyordu: “Muhtaçlara, fakirlere yardım ederken malınızın kötüsünü değil de, iyisini vermedikçe iman-ı kamile (olgun iman) kavuşamazsınız. İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız.” Ayet-i Kerimeyi büyük bir dikkat ve hassasiyetle dinleyenlerin içinde Ebu Talha da bulunuyordu. Ebu Talha’nın Mescid-i Saadet’e yakın bir yerde, içinde 600 hurma ağacı bulunan pek kıymetli bir hurma bahçesi vardı. Sık sık davet ettiği Resulullah’a burada ikramda bulunurdu. Bu zat derin bir vecd ve huşuu içinde Ayet-i Kerimeyi dinledikten soma ayağa kalkarak şu açıklamayı yaptı: ‘Ya Resulellah, benim servetim içinde en kıymetli ve bana en sevgili olan, işte şu şehrin içindeki sizin de bildiğiniz bahçemdir. Bu andan itibaren Allah rızası için onu Allah’ın Resulüne bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz.’ Bu sözleri söyledikten soma Ebu Talha, sevinçli ve neşeli bir hal ile kararını tatbik için Mescid-i Şerifden çıkarak bahçeye gitti. Bir hurma ağacının gölgesinde oturan hanımı ile duvarın dışında bekleyen Ebu Talha arasında şu ibretli konuşma oldu: Hanımı, “Ya Eba Talha, duvarın dışında ne bekliyorsun? İçeri girsen ya!” Ebu Talha, “Ben içeri giremem, sen eşyanı toplayıp da dışarı çıksan ya!” Hanımı, “Neden ya Eba Talha, bu bahçe bizim değil mi?” Ebu Talha, “Hayır, artık bu bahçe Medine fukarasınındır. Diyerek Ayet-i Kerimeyi ve verdiği kararını anlattı. Hanımının, “İkimiz namına mı, yoksa şahsın için mi bağışladın?” diye bir sualine, “ikimiz namına” diye cevap veren Ebu Talha, bu sefer hanımından şu sözleri işitti: “Allah senden razı olsun Eba Talha. Etrafımızdaki fakirleri gördükçe aynı şeyi düşünürdüm de sana söylemeye bir türlü cesaret edemezdim; Allah hayrımızı kabul buyursun, işte ben de geliyorum!”