Sayfa Yükleniyor...
Mekke’de bulunan ve yeryüzünde Allah’a ibadet için inşa edilen ilk mabet özelliği taşıyan aynı zamanda da namazlarımızda kıblemiz olan Kâbe’yi Hac’ın mekanı olarak Allah tayin etmiştir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.” (el-Âl-i İmran, 97) İslâm dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve ashabının bin bir güçlük ve sıkıntı ile mücadeleler verdiği, ayrıca Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, muhakkak ki mü’minlerin dini duygularını güçlendirir ve İslâm’a olan bağlılıklarını artırır. Bundan dolayı Kâbe, hac için olabilecek en doğru mekandır. Bu ve benzeri hikmetlerden olsa gerek Allah’u Teala hac için Müslümanların Kabe’ye gitmelerini kendilerine farz kılmıştır.
Bir daha çocuk sahibi olmaması için kadının rahmini almak caiz mi?
Evlilikte asıl olan insan neslinin devam etmesidir. Bu yüzden evlenecek kişilerin çocuk yapabilecek kadınları nikahlamaları müstehabdır. Çünkü evliliğin en önemli hedeflerinden birisi çocuk sahibi olmaktır. Evliliğin bu yönüne dikkat çeken fakihler, kadının tıbbi bir rahatsızlığı yoksa veya doğum yapması halinde fiziki bir rahatsızlık geçirmeyecekse o kadını temelli olarak çocuktan kesmeyi caiz görmemişlerdir. Yani sebepsiz bir şekilde ve tıbbi bir gerekçe yoksa kadının rahmini aldırmak, onu kısırlaştırmak caiz değildir. Ancak kadının hamile kalması halinde tıbbi bir tehlike veya ölüm, sakat kalma… Gibi bir hadise ortaya çıkacaksa rahmini aldırabilir. Çocuktan temelli kesile bilir.
Kul hakkının inanç ile bir ilgisi var mıdır?
Kul hakkı hususunda inancın bir önemi yoktur. İster Müslüman, ister gayr-ı Müslim olsun, başkasının hakkını yemek, gasp etmek sorumluluğu çok ağır bir günahtır. Kul hakkı anlamında Müslüman ile Müslüman olmayan insan arasında bir fark yoktur. İster Müslüman’ın, ister gayr-ı Müslim’in olsun, dünyada ödenmeyen veya helallik elde edilmeyen hakkın karşılığı ahirette sorulur. Bu itibarla; gerek Müslüman, gerek gayr-ı Müslim olsun, bir başkasının üzerimize geçmiş haklarını kendilerine iade etmek, ölmüşlerse, varislerine vermek veya onlarla helalaşmak gerekir. 0 da mümkün değilse Müslüman hakkı için, bir hayır kurumuna tasaddukta bulunmak ve gayr-ı Müslim hakkı için de amme menfaatine olan bir işe sarf etmek suretiyle bu dünyada ödeşme yoluna gidilmelidir. Tabi kul hakkı sahibine veya mirasçılarına verilmedikçe düşmez. Hayrına vermek ya da amme menfaatine harcamak umulur ki anlayışı ile verilmektedir. Yoksa kul hakkı kesin affedilecek diye değil.
Günün Ayeti
Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Muhammed, 47/15.
Günün Hadisi
“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.” Buhârî, “Hac”, 4.
Günün Sözü
“Ne kadar zengin olursan ol yiyebileceğin kadar yersin. Testiyi denize daldırsan alabileceği kadar alır, gerisi kalır.” Mevlânâ
Günün Duası
Allah’ım her Müslüman’a Kâbe’yi görmeyi ve Hz. Peygamberi ziyaret etmeyi nasip et.
Bunları biliyor muyuz?
Amel-i Kesir Nedir?
Namaz kılan bir insanı dışarıdan gözlemleyen bir kişide, bu kimsenin namazda olmadığı izlenimini verecek her hangi bir davranışta bulunması amel-i kesirdir. Meselâ, namazda saç ve sakalı taramak.
Günün Nüktesi
Berat Kağıdı…
Abdullah-ı Rumi, Ebülleys-i Semerkandi’den naklen şöyle bir kıssa anlatır: Bir tarihte Bağdat’ta, zenginler hacca gidiyorlardı. Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakir de, o sene hacca gitmeye niyet etti ve hac kafilesiyle yola çıktı. Kafile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu ile helalleşti.
Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakirin de hacca gittiğini görünce; “Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bari cebinde birkaç bin altının var mıdır?” diye alay etti. Fakir, bu zenginin alaylı sorusuna çok üzüldü ve “Allah ne güzel vekildir. Mahlukatın rızkını o vermektedir. Hepimiz O’nun verdiklerini yiyoruz.” diyerek, zenginin bulunduğu yerden mahzun bir şekilde ayrıldı. Hac vazifelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i mükerremeden, Medine-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakiri sağ salim tekrar karşısında görünce hayret etti ve;
“Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazifeni yapabildin mi?” diye sormaktan kendini alamadı. Fakir de; “Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun. Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübarek makamı ziyaret etmeyi nasip etti. Geldim, Beyt-i şerifi tavaf ettim. Sağ salim dönüyorum” dedi. Zengin; “Hacı efendi! Acaba sana da berat verdiler mi?” diye sordu. Fakir; “Bu ne beratıdır ki?” dedi.
Zengin; “Beyt-i şerifi ziyaret edenlere, cehennemden azad olduğuna dair berat kağıdı verilir” diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakiri aldattı. Fakir, berat kağıdının kendisine verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerife geldi. İki gözü iki çeşme halinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. Allah’a kırık bir gönülle dualar etmeye, yalvarmaya başladı: “Ey alemleri yaratan yüce Rabbim! Sen her şeye kadirsin, ihsanların bütün kullarına her an yağmaktadır. Cehennemden azad olup orada incinmemeleri için kullarının bazısına berat vermişsin. Bu fakir kuluna berat verilmedi. Yoksa bu garip kulun azad olmadı mı?” deyip bayıldı. Baygın halde iken, mana aleminden yanına bir kimse gelip; “Ey fakir! Başını kaldır ve şu beratını alıp arkadaşlarına yetiş!” diyerek elindekini ona verdi. O anda fakir kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünya kağıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nurdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berat kağıdı vardı. Kağıdı defalarca öpüp başına koyan fakirin sevincinden neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o beratı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Arkadaşları, geriden fakirin geldiğini görünce gülüşmeğe başladılar. Yanlarına soluk soluğa gelen fakire alayla; “Cehennemden azad olma beratını alabildin mi?” diye sordular. Fakir de koynundan beratını çıkararak; “İşte! Rabbimizin ihsanı olan beratım!” diyerek, misk kokulu beratını zengine sunuverdi. Herkes yerinde donakalmıştı. Beratı alan zengin, nurdan yazılarla fakirin cehennemden azad olduğunu okuyunca, aklı başından gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar. Kendine gelen zengin, kağıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi kendine de; “Vah, vah benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakir gibi sadık bir fakir olsa idim. Onun kavuştuğu bu saadete ben de kavuşsaydım. Bu fakir, sadakati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurura kapıldım ve bundan mahrum oldum. Bütün malımı versem, bu kağıttakilerin bir noktasını alamam” diyerek ah eyledi. Gözlerinden yaşlar döktü. Fakir; “Hacı efendi! Beratım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun da kabrimde sual meleklerine onu göstereyim” dedi. Hacı efendi beratı büyük bir itina ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan hacı, beratı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticaret için başka memlekete gittiğinde, fakir vefat etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat beratını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakirin cenazesini kabre defnettiler. Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticaretinden döndü. Fakiri sorduğunda; “Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefat etti” dediler. Zenginin sanki dünyası başına yıkıldı. Çok ağladı ve “O zavallının bende pek kıymetli bir emaneti vardı. Onu yerine getiremedim. Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O ahirete göçtü, beratı ise bende kaldı. Beratını yanına koyamadım” dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat beratı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı. “Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir” dedi. Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını açmak istedi. O anda; “Kabri açma! Biz ona o beratı verdik, dışarıda bırakmadık!” diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mana aleminde fakiri gördü. Fakir; “Ey hacı efendi! Allah sana selamet versin. O berat bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekir meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu sual bile etmediler. Bu beratı almama hacdan dönerken sen sebep olmuştun. Allah senden razı olsun” deyip kayboldu.