2

İnsan ve Din


  • Oluşturulma Tarihi : 12.07.2017 06:10
  • Güncelleme Tarihi :

Namazın kılınış şekli neye göre belirlenmiştir?

İslam dininde ibadetler tevkifidir. Yani hem farz oluş gerekçelerinin hem de uygulamalarının her yönüyle akılla bilinmesi mümkün değildir.

Aynı şekilde ibadetlerle ilgili hususlar Kur’an’da genel olarak emredilmiş, Hz. Peygamber’in uygulamasıyla belirgin hale gelmiştir. Kur’an’da, namazların belli vakitlerde farz kılındığı ve kıyam, kıraat, rükû ve secde gibi bir takım rükünlerinin olduğu bildirilmiş ancak söz konusu ibadetin detayları ve namaz içerisinde yapılması gereken diğer davranışlar ile ilgili hususlar Hz. Peygamber’in sünnetine bırakılmıştır.

Nitekim sevgili Peygamberimiz, “Beni namazı nasıl kılarken gördüyseniz siz de öyle kılınız” (Buhari, Ezan, 18) buyurmuştur.

Buna göre namazla ilgili genel hüküm, rükün ve şartlar veya kılınış şekli Kur’an’la, bunlara ilişkin ayrıntılar ise Hz. Peygamberin sünnetiyle belirlenmiştir.

İbadetlerin vekalet yoluyla yerine getirilmesi caiz mi?

Bedenle yapılan ibadetlerde vekalet geçerli olmayıp, ibadetin bizzat mükellefin kendisi tarafından yerine getirilmesi gerekir. Mesela, mükellef ne kadar hasta olursa olsun, onun yerine başkası namaz kılamaz. Bizzat mükellef, kendisine tanınan ruhsatlar çerçevesinde namazını kılar. Oruç da böyledir.

Mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet geçerlidir. Mesela bir kimse, zekat olarak hesaplayıp ayırdığı meblağı, ikinci bir kişi aracılığı ile fakirlere ulaştırabilir, malının zekatını hesaplayıp fakirlere vermek üzere başkasını vekil tayin edebilir.

Hem beden, hem mal ile yapılan bir ibadet olan hacda ise, bizzat mükellef tarafından yapılmasına engel meşru bir mazeret bulunması halinde vekalet geçerlidir. Mazeret bulunmadığı takdirde ise haccın vekalet yolu ile yapılması geçerli olmaz. Vekalet konusunda farz, vacip ve nafile hac arasında fark yoktur.

Yani bir kimse şartlar oluştuğu takdirde farz olan hac için vekil tayin edebileceği gibi, vacip veya nafile hac için de vekil tayin edebilir.

Müslüman olmayan komşumuz hastalandığında ziyaret etmemizde dinen bir sakınca var mı?

Gayr-i Müslim komşunun veya tanıdığın evine gitmek, çayını içmek, yemeğini yemek, hatta gerektiğinde misafir kalıp evinde yatmak günah değildir. Hatta onlarla iyi münasebet kurup, onlara güzel örnek olmak yerinde ve güzel bir davranıştır. Ancak, bu sırada onlardan kötü alışkanlık ve adet almamak gerekir. Bilakis onlara İslami adet ve alışkanlıkların güzel örneğini vermek gerekir.

Aynı şekilde gayr-i Müslim komşu ve tanıdığın hastası ziyaret edilir, yolculuktan döndüğünde “hoş geldin” denir, sevindirici yahut üzücü bir duruma uğrarsa ziyaretine gidilebilir.

Buna göre hastalandığında gayr-ı Müslim de olsa komşumuzun ya da tanıdığımızın ziyaretine gitmemizde bir sakınca yoktur.

Trafik kazasından dolayı mahkemenin hükme bağladığı kan bedelini almak caiz midir?

Tedbirsizlik ve dikkatsizlik gibi bir hata sonucu herhangi bir kişinin ölümüne sebep olan kişi, ölenin yakınlarının talep etmesi halinde, diyet (kan parası) ödemekle yükümlü olur.

Dolayısıyla böyle bir olaydan dolayı mahkemenin takdir ettiği tazminatı (kan parasını), ölenin yakınlarının alması caiz ve alınan para helaldir.

Günün Ayeti

Kim eziyetlere sabreder yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetmek yolunu tutarsa, şüphesiz bu hareket yapılmaya değer işlerdendir. (Şura: 42/43)

Günün Hadisi

Evlenen kimse dininin yarısını korumuş olur. Geri kalan yarısı hususunda da Allah’tan korkmalıdır.

Günün Sözü

Vereceğin kararlarda kalbinin sesini dinle, çünkü içinden gelenden daha gerçek bir doğru yoktur

Günün Duası

Allah’ım bugün beni her türlü dünyevi ve uhrevi sıkıntı ve yanlışlardan koru

Bunları biliyor muyuz?

Furkan Nedir?

İmanı küfürden, ihlası riyadan, tevhidi şirkten, hakkı batıldan, doğruyu eğriden, hayrı şerden, iyiyi kötüden, helalı haramdan, tayyibi habisten... ayıran ve gerçekleri açıklayan demektir.

Günün Nüktesi

Siz de mi ağlıyorsunuz?

Hz. Enes’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.

Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:

– Ey Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz? diye sordu.

Hz. Peygamber ona:

– Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti:

–Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimizin razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.

Buhari, Cenaiz 43

İnsan ve Din
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık