Sayfa Yükleniyor...
İslamda evlenmek farz mı?
Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmelidir. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine bir görevdir. Nitekim Allahu Taela Kuran-ı Kerimde mealen şöyle buyurmaktadır: Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve her şeyi bilendir. (Nur Suresi: 32)
Bir kimse, mehir ödeme gücüne, ailesini geçindirecek kadar nafaka temin imkanına sahipse ve zinaya düşme ve haram işleme tehlikesi karşısında bulunuyorsa dinen evlenmesi farzdır. Çünkü insanın iffetini koruması ve nefsini haramdan sakınması gereklidir. Yani harama düşmemek için evlenmek esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenmek olmalıdır.
Ancak kişinin evlenme gücü ya da harama düşme korkusu yoksa evlenmemesi mekruh olmakla beraber caizdir.
İbadetlerden sevap alabilmek için illaki ibadetleri ihlaslı mı yapmak gerekir?
İhlas, herhangi bir işi veya ibadeti, güzel bir niyetle, saf bir kalple yapmak ve o işe Allahın rızasından başka bir niyet karıştırmamak demektir.
İslam inancına göre, yapılan işlerin ve ibadetlerin kıymeti ihlasa bağlıdır. Kişinin ihlası arttıkça amellerinde kıymet ve fazileti artar. Kuran-ı Kerimde ihlas ile ilgili birçok ayet-i kerime mevcut olup ihlasın faziletine işaret etmektedir.
Ancak tövbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allahın kitabına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesna... ayeti de bunlardan sadece bir tanesidir.
Hazret-i Peygamber birçok hadisinde ihlasın önemine vurgu yapmaktadır: Allah vücutlarınıza ve şekillerinize bakmaz. Fakat Allah, kalplerinize bakar.
Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey verilir. (Niyetine göre ecir ve sevap alır veya cezalanır.) Kimin hicreti Allah ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulüne olur.
Bu ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi ihlas iş ve ibadetlere sevap kazandıran niyettir. Bu ihlas olmadan da yapılan ibadet ve işlerin sevabı olmaz
Her ölüm şekli bir ecel midir?
İslam inancına göre herkesin bir eceli vardır. Ve aynı zamanda her insanın bir ölüm şekli vardır. Bu ecel ne geri alınır, ne de ileri alınabilir. Nitekim Kuran-ı Kerimde bu konuda şöyle buyrulmaktadır: Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an ileri ne de geri alınamaz. (Araf 34)
Buna göre örneğin trafik kazasında ölen kimse eceliyle ölmüştür. O kimse için bundan başka bir ecel yoktur.
Trafik kazası, ölen kimsenin hayatını kısa kesmiyor, onu eceli gelmeden öldürmüş olmuyor. Bilakis ölen kişinin ölüm sebebi böyleydi ve vadesi dolduğundan bu kaza olmuş oluyor.
Buna göre trafik kazası, cinayet ya da bir başka ölüm şekli kişinin ecelini değiştirmez. Çünkü insanın eceli veya ömrü değişmez. O kişinin o şekilde o zaman öleceği takdir edilmiş demektir.
Günün Ayeti
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah indinde en sevilmeyen şeydir.
(Saff: 61/3)
Günün Hadisi
Kişinin sırtında odun taşıyarak geçimini sağlaması, versin veya vermesin birisinden bir şey istemesinden daha hayırlıdır.
Günün Sözü
Bir kimse yaptığı yanlışlıktan dolayı utanmadı mı, bir daha utanacak sebep bulamaz.
Mensiyüs
Günün Duası
Allahım bugün kusurlarımızı ve günahlarımızı affet ve bizi tövbesi kabul edilen kullardan eyle.
Bunları biliyor muyuz?
Farukun anlamı nedir?
Doğru ile yanlışı birbirinden ayıran demektir. Bu aynı zaman da Hz. Ömerin lakabıdır.
Günün Nüktesi
Tesbihat
Ebû Hüreyreden rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu: Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr: Allahtan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk Onundur, hamd Ona mahsustur. Onun gücü her şeye yeter derse, günahları denizköpüğü kadar çok olsa bile affedilir.
Müslim, Mesâcid, 146.