2

İnsan ve Din


  • Oluşturulma Tarihi : 06.09.2017 07:01
  • Güncelleme Tarihi :

Hacca gidip gelen kimsenin esnaflık yapmasında dinen bir sakınca var mı?

Hac, İslam’ın temel ibadetlerinden birisi ve mükellef olan her Müslüman’a da farzdır. Şartları taşıyan her Müslüman namaz, oruç gibi bu ibadeti de yerine getirmek zorundadır.

Hac ibadetini yerine getiren bir kimsenin helal-haram, günah-sevap anlamında diğer Müslümanlardan bir farkı yoktur. Yani içki hacı olan Müslüman’a da hacı olmayan Müslüman’a da haramdır. Helal lokma kazanmak hacı olan kimsenin de görevi hacı olmayan Müslüman’ın da görevidir. Aynı şekilde yalan, hırsızlık, aldatmak… gibi durumlar da hacı olan olmayan için de yasak ve haramdır.

Buna göre hacı olmuş kimsenin çalışmasında ya da ticaret yapmasında dinen bir sakınca yoktur. Bilakis helale harama dikkat edildiğinde çalışmak ibadet hükmünde olduğundan çalışması, ticaret yapması, ailesinin nafakasını kazanması tavsiye edilir. Ancak hacı olmak bir bilinç bir şuur halidir. Onun için hacı olan bir Müslüman’ın daha şuurlu daha bilinçli olması gerekir. Bu anlamda gerek sosyal hayatında gerekse iş veya ticari hayatında hacı olmuş kimsenin daha dikkatli olması gerekir.

İnsanlar ona bakarak İslam’ı ve haccı eleştirmemelidir. Bilakis onun samimiyetine ve dürüstlüğüne binaen İslam’a ve hacca yaklaşabilmedir.

Kasap olarak hacca giden kişinin haccı kabul olur mu?

Haccın bir takım farzları vardır. Kim bu farzları yerine getirirse haccını yapmış olur. Farzları yerine getiren kişi görevli olsun olmasın hac ibadetini yapmış olur. Hac ibadetini farzlarını yerine getirmeyen kimsede görevli olsun olmasın hac ibadetini yapmamış olur.

Bu bağlamda kutsal topraklara doktor, şoför, kasap, tercüman… gibi herhangi bir görevle gidenler haccın farzlarını yerine getirirlerse bu ibadeti ifa etmiş hacı olurlar.

Hacı olmuş kimse günaha düşerse ona daha fazla mı günah yazılıyor?

Bazı kişiler ‘hacca gitmek istiyorum; ama ya tövbemi tutamazsam, hacı olmanın gereklerini yerine getiremezsem’ diye düşünüp ibadetini erteliyor. Keşke mümkün olsa da hacdan sonra insan günah işlemese; ama insanız ve günah işlemeye de meyilliyizdir.

Tövbe etmek de insanlar içindir. İnsan bu hayatta yaşadığı sürece günah işlemesi muhtemeldir. Ancak her zaman da tövbe hakkı ve imkanı vardır. Bunun için bir insan hacca gücü yetiyorsa bu ibadeti yapmalıdır. Çünkü imkanı olana bu ibadet farzdır ve belki bir daha bu imkanı da bulamayacaktır. Belki de hac onun için çok güzel açılımlara vesile olacaktır. Hacı olmanın gerekleri aynı zamanda Müslüman olmanın gerekleridir.

Hacı olan da olmayan da namaz kılmalıdır. Hacı namaz kılmazsa namaz kılmamasının günahını taşıyor demektir. Haccı artık yok oldu, haccı kabul olmadı manasına gelmez. Onu Allah bilir. Hacı olmak belki bir bilinç halidir. Müslüman yalan söylememeli, hırsızlık yapmamalı, insanları aldatmamalı, gıybet etmemelidir. Bu fiiller hacı için de hacı olmayan için de kötüdür ve sakınmak gerekir.

Mümin kul ‘Hacda tövbe ettim, kabul olmuştur inşallah. Bir daha ben bu yanlış şeyleri yapmayayım da ahirete günahsız gideyim’ anlayışı ile bir hayat sürmelidir.

Günün Ayeti

Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Al-i İmran, 3/5.

Günün Hadisi

Mü”min ne ta’n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır. Tirmizî, “Birr”, 48.

Günün Sözü

Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefesine bastırmayan insan pek enderdir.

Baron Langenfauld

Günün Duası

Allah’ım bize haramsız bir mal, günahsız bir yaşayış, imanlı bir hayat nasip et.

Bunları biliyor muyuz?

İddet nedir?

Herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder.

Günün Nüktesi

Hacı’nın Berat Kağıdı…

Abdullah-ı Rumi, Ebülleys-i Semerkandi’den naklen şöyle bir kıssa anlatır:

Bir tarihte Bağdat’ta, zenginler hacca gidiyorlardı. Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakir de, o sene hacca gitmeye niyet etti ve hac kafilesiyle yola çıktı. Kafile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu ile helalleşti.

Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakirin de hacca gittiğini görünce;

“Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bari cebinde birkaç bin altının var mıdır?” diye alay etti.

Fakir, bu zenginin alaylı sorusuna çok üzüldü ve;

“Allah ne güzel vekildir. Mahlukatın rızkını o vermektedir. Hepimiz O’nun verdiklerini yiyoruz.” diyerek, zenginin bulunduğu yerden mahzun bir şekilde ayrıldı. Hac vazifelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i mükerremeden, Medine-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakiri sağ salim tekrar karşısında görünce hayret etti ve;

“Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazifeni yapabildin mi?” diye sormaktan kendini alamadı.

Fakir de;

“Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun. Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübarek makamı ziyaret etmeyi nasip etti. Geldim, Beyt-i şerifi tavaf ettim. Sağ salim dönüyorum” dedi.

Zengin;

“Hacı efendi! Acaba sana da berat verdiler mi?” diye sordu.

Fakir; “Bu ne beratıdır ki?” dedi.

Zengin;

“Beyt-i şerifi ziyaret edenlere, cehennemden azad olduğuna dair berat kağıdı verilir” diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakiri aldattı.

Fakir, berat kağıdının kendisine verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerife geldi. İki gözü iki çeşme halinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. Allah’a kırık bir gönülle dualar etmeye, yalvarmaya başladı:

“Ey alemleri yaratan yüce Rabbim! Sen her şeye kadirsin, ihsanların bütün kullarına her an yağmaktadır. Cehennemden azad olup orada incinmemeleri için kullarının bazısına berat vermişsin. Bu fakir kuluna berat verilmedi. Yoksa bu garip kulun azad olmadı mı?” deyip bayıldı. Baygın halde iken, mana aleminden yanına bir kimse gelip;

“Ey fakir! Başını kaldır ve şu beratını alıp arkadaşlarına yetiş!” diyerek elindekini ona verdi. O anda fakir kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünya kağıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nurdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berat kağıdı vardı. Kağıdı defalarca öpüp başına koyan fakirin sevincinden neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o beratı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Arkadaşları, geriden fakirin geldiğini görünce gülüşmeğe başladılar. Yanlarına soluk soluğa gelen fakire alayla;

“Cehennemden azad olma beratını alabildin mi?” diye sordular.

Fakir de koynundan beratını çıkararak;

“İşte! Rabbimizin ihsanı olan beratım!” diyerek, misk kokulu beratını zengine sunuverdi. Herkes yerinde donakalmıştı. Beratı alan zengin, nurdan yazılarla fakirin cehennemden azad olduğunu okuyunca, aklı başından gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar. Kendine gelen zengin, kağıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi kendine de; “Vah, vah benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakir gibi sadık bir fakir olsa idim. Onun kavuştuğu bu saadete ben de kavuşsaydım. Bu fakir, sadakati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurura kapıldım ve bundan mahrum oldum. Bütün malımı versem, bu kağıttakilerin bir noktasını alamam” diyerek ah eyledi. Gözlerinden yaşlar döktü.

Fakir;

“Hacı efendi! Beratım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun da kabrimde sual meleklerine onu göstereyim” dedi.

Hacı efendi beratı büyük bir itina ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan hacı, beratı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticaret için başka memlekete gittiğinde, fakir vefat etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat beratını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakirin cenazesini kabre defnettiler. Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticaretinden döndü. Fakiri sorduğunda; “Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefat etti” dediler.

Zenginin sanki dünyası başına yıkıldı. Çok ağladı ve;

“O zavallının bende pek kıymetli bir emaneti vardı. Onu yerine getiremedim. Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O ahirete göçtü, beratı ise bende kaldı. Beratını yanına koyamadım” dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat beratı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı. “Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir” dedi.

Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını açmak istedi. O anda;

“Kabri açma! Biz ona o beratı verdik, dışarıda bırakmadık!” diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mana aleminde fakiri gördü.

Fakir;

“Ey hacı efendi! Allah sana selamet versin. O berat bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekir meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu sual bile etmediler. Bu beratı almama hacdan dönerken sen sebep olmuştun. Allah senden razı olsun” deyip kayboldu. Zengin ayıldığında, doğru evine gidip, fakir için hatimler okuttu. Yemekler pişirtip, yetimleri, fakirleri doyurdu.

İnsan ve Din
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık