Sayfa Yükleniyor...
Müslüman kimse Müslüman olmayan kişiye domuz eti satabilir mi?
İslam fıkhına göre bir kimsenin herhangi bir malı satabilmesi için, önce o mala sahip olması gerekir. Sahip olunmayan bir şeyin satılabilmesi, şüphesiz söz konusu değildir. İslami hükümlere göre, domuz eti, sarhoşluk veren içki ve benzerleri mallar Müslümanın sahip olabileceği mütekavvim bir mal değildir. Müslüman bunları satın alamaz, imal edemez ve edinemez. Bu itibarla, bir Müslümanın, müşterileri gayr-ı Müslim bile olsa, bu tür haram malların ticaretini yapması, dinen caiz değildir.
Ölen kişinin ruhu ne zaman bedenine döner?
Ölümle birlikte ruh bedeni terk etmektedir. Ölen kimse mümin ise ruhunu melekler cennete mümin değilse cehenneme kaydeder. Bu kayıt işleminden sonra cenazenin defni ile birlikte ruh bedene döner. Her ölü, ister bir kabre defnedilsin, ister denizlerin derinliklerinde kaybolup gitsin, isterse hayvanlar tarafından parçalanıp yenilsin, ahirette mutlaka ya nimetler içinde olacak veya azab görecektir. Kafirler ve asi olan bazı müminler azab görecekler; salih müminler ise Allah Tealanın dilediği şekilde nimet içinde bulunacaklardır. Bu hususta Kuran-ı Kerimde Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Allahın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızklara mazhar olmaktadırlar. ayeti ile Nuh kavmi hakkındaki: Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular... (Nuh Suresi, 25) anlamındaki ayetler birer delil teşkil etmektedir. Hz. Peygamber Efendimiz de; Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur diye buyurmuşlardır. Kabir azabı hem ruha, hem de cesede yapılacaktır. Ölen insanın ruhunun, kabirdeki cesediyle ilişkili olacağı sahih hadislerde belirtilmektedir. Nitekim insanın uyku halinde gördüğü güzel veya korkunç rüyalar bunu açıklamaktadır. İnsan korkulu rüya görünce elem; İyi rüya görünce de zevk duyuyor. Halbuki bu acı veya tatlı rüyayı görenlerin yanında bulunanlar, onların ne acılarına ve ne de zevklerine muttali olabiliyorlar. İşte bunun gibi ölüler de kabirlerinde ya büyük bir neşe ve zevk içindedirler, ya da çeşit çeşit azaplara maruz kalıyorlar. Fakat biz onların bu hallerine muttali olamıyoruz. Kısaca ölümden sonra kişi kabre koyulduğunda ruh tekrar bedene geri gelecek ve ya nimet ya da azap görecektir.
Abdestte organlarımızı niçin bir defadan fazla yıkıyoruz?
Abdest alırken, abdest organlarını bir defa yıkamak farzdır. Üçer defa yıkamak ise sünnettir. Abdestin geçerli olması için abdest organlarını en az bir defa yıkamak gerekir. Birden fazla yıkamak ise farzın fazlası olur. Bu fazlalık şayet üç defa olursa Efendimizin sünneti olmuş olur. Çünkü efendimiz abdest alırken abdest organlarını üçer defa yıkarmış. Dolayısıyla ibadette efendimizi örnek aldığımızdan abdest aldığımızda abdest organlarını üçer kere yıkıyoruz bu da sünnet oluyor.
Günün Ayeti
Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.
Nahl, 93.
Günün Hadisi
En hayırlınız, borcunu en iyi ödeyendir! buyurdu.
Buhari, İstikraz, 7.
Günün Sözü
Kuşu yükselten kanat, insanı yükselten akıldır.
Çerkez Atasözü
Günün Duası
Allahım bana maddi ve manevi zenginlikler ver.
Bunları biliyor muyuz?
Ebabil Kuşları Nedir?
Kabeyi yıkmaya gelen Ebrehe ve ordusunu Allahın izni ve emriyle helak eden kuşlar demektir.
Günün Nüktesi
Üç soru bir cevap
Mevlana Celaleddin-i Rûmiye felsefecilerden bir grup geldi. Soru sormak istediklerini bildirdiler. Mevlana hazretleri bunları Şems-i Tebriziye havale etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrizi hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç soru sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrizi; Sorun! buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.
Şems-i Tebrizi hazretleri;
Öbür sorunu da sor! buyurdu.
O; Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azap edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azap eder mi? dedi.
Şems-i Tebrizi;
Peki, öbürünü de sor! buyurdu.
O; Ahirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın! dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrizi, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhal zamanın kadısına gidip, davacı oldu. Felsefesi Kadıya: Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu dedi.
Şems-i Tebrizi; Ben de sadece cevap verdim buyurdu.
Kadı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrizi şöyle anlattı: Efendim, bana Allahu Tealayı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.
O kimse şaşırarak; Ağrıyor ama gösteremem dedi.
Şems-i Tebrizi; İşte Allahu Teala da vardır, fakat görünmez. Yine bana, şeytana ateşle nasıl azab edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Halbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana; Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan ahiret hayatında niçin hak aranmasın? buyurdu.