Sayfa Yükleniyor...
Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilahî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Allah’a manen yaklaşmakta, hem de maddi durumları yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunarak halka yaklaşmaktadır.
Kurban; Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dini hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir.
Kurban ibadeti, aynı zamanda ayet ve hadislerle tavsiye edilen, Kurban Bayramı günlerinde yapılacak en hayırlı amellerden biridir. Hanefi mezhebine göre bu hayırlı amelle mükellef olabilmek için borcun ve temel ihtiyaçların dışında artıcı olsun olmasın 85 gram altına ya da buna denk paraya veya mala sahip olmak gerekir. Şafii mezhebine göre ise, zengin olsun, fakir olsun herkese kurban ibadeti sünnettir.
Kurban Bayramı gelmeden bir kimse, bu sene bu hayırlı ibadeti yerine getireceğim ya da bu sene inşallah kurban keseceğim der veya düşünürse, kurban bayramı geldiğinde kesmekle mükellef değilse yani kesmeye gücü yoksa Hanefi mezhebine göre kesmek zorunda değildir. Çünkü gücü olmadığından kurban ona vacip değildir. Şafii mezhebine göre de kurban sünnet olduğundan kesmek zorunda değildir.
Kişinin böyle düşünmesi ya da böyle bir söz vermesi adak yerine geçmez. Zira adak bir şeyin olup olmaması halinde verilen sözdür ve o verilen söz yerine geldiğinde adak da borca dönüşür. Örneğin; kişi, oğlum üniversiteyi kazanırsa, kurban keseceğim derse ve oğlu üniversiteyi kazanırsa o verdiği söze binaen şart yerine geldiği için adağını kesmek zorunda olur.
Ancak Kurban Bayramı’nda kurban keseceğim diyen kimse bir şart öne sürmüyor. Yani bir adakta bulunmuyor. Bu ibadeti yapmak istediğini söylüyor. Bayram geldiğinde gücü varsa zaten Hanefi mezhebine göre kesmek zorundadır ve kesecektir. Ancak gücü yoksa zaten bu ibadetle mükellef değildir dolayısıyla kurbanı kesmez.
Kesilen kurbanın sevabı başkasına bağışlana bilir mi?
Yapılan ibadetlerin ve hayırların sevaplarını başkasına bağışlamak dinen caizdir. Kişi okuduğu Kur’an’ın, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve istediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir.
İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Annesi babası öldükten sonra onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran kimseye peygamber: “Evet onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır” buyurmuştur.
Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran Sahabeye de: “Evet ulaşır. Onun namına sadaka ver” buyurmuşlardır.
Buna göre, sevabı ölen veya hayatta olan bir kimseye bağışlamak üzere ibadet yapılabileceği gibi kurban da kesmek ve sevabını bağışlamak caizdir.
Ayrıca kişi sevabı bağışlarken kendi sevabından bir şey kaybetmez. Her iki kişiye de aynı şekilde yazılır.
Borç para ile kurban kesilir mi?
Borç para ile başka malları almak caiz olduğuna göre kurban almak da caizdir. Fakat kişi fakir ise ve bu kurban kendisine vacip değilse kesmesi halinde sıkıntıya girecekse borçla da olsa kurban kesmeye bilir.
Günün Ayeti
“Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac, 22/28)
Günün Hadisi
Dünyada rahatlık yoktur.
Günün Sözü
Bir insanın bu dünyadaki zenginliği bu dünyada yaptığı iyilikleridir.
Günün Duası
Allah’ım imanımızı, sağlığımızı, vicdan ve ihlasımızı daim eyle.
Bunları biliyor muyuz?
Zaviye Nedir?
Büyük kervanların geçtiği ıssız yollarda veya köy ve kasabalarda; dînî ilimlerin, İslam ahlakının ve fen ilimlerinin öğretilmesi, yolcuların barınması maksadıyla kurulan yer; küçük tekke demektir.
Günün Nüktesi
Delinin Veliye tavsiyesi…
Bayezid-i Bestamî tımarhanenin önünden geçerken, hizmetçinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görür:
-Ne yapıyorsun?
-Burası tımarhanedir. Delilere ilaç yapıyorum.
-Benim hastalığıma da bir ilaç tavsiye eder misin?
-Hastalığını söyle.
-Çok günah işliyorum.
-Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilaç hazırlıyorum.
Konuşulanları duyan bir deli güler ve
-Senin hastalığının çaresi bende der ve şu tarifeyi sunar: “Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalp havanında tevhit tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, gözyaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... Hastalığından eser kalmaz” Beyazid-i Bestami: “Hay Allah, gerçek deliler sokaklarda gezerken, işte bunları deli diye buraya tıkıyorlar” der.