Sayfa Yükleniyor...
Bu fark güneş ve ay takvimlerinin farkından kaynaklanmaktadır. Ramazan-ı şerif kameri aylara göre gelmektedir. Yani ay takvimine göre gelmektedir. Kameri aylara göre de oruç tutulmaktadır. Kameri aylar da 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bakara, 2/ 183-185.) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmi dokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bizim kullandığımız takvim ise miladidir ve güneşe göre düzenlenmektedir. Bu takvimde yıl 365 gün olmaktadır. Kameri yani ay takviminden 11 gün fazla çekmektedir. Bu farktan dolayı da her sene ramazan 10 – 11 gün erken gelmektedir.
Hangi durumlarda Ramazanda oruç tutulmayabilir?
İslam dini, kişileri, güçleri nispetinde sorumlu tutmuş güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Şu mazeretlere sahip kimseler, dinen ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmeleri veya yerine fidye vermeleri gerekir:
a) Yolculuk: Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyrulmaktadır. (Bakara, 2/183-184). Geceden oruç tutmaya niyetlenip de gündüzleyim yolculuğa çıkak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse, daha sonra kaza etmek üzere orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur. (Buharî, “Savm”, 34) Bu uygulama, sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.
b) Hastalık: Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.
c) Hamilelik ve çocuk emzirme: Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesaî, “Sıyam”, 50-51).
e) Yaşlılık: Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.
Zekat illaki ramazan ayında mı verilmelidir?
Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri gerekir. Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.
Günün Ayeti
“O halde yetime zulüm etme. Dilenciyi de azarlama. Sadece Rabbinin nimetini (hatırla ve) anlat.” Duha, 93/9-11.
Günün Hadisi
Akrabalık bağı rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.” Ebu Davud, “Edeb”, 58.
Günün Sözü
Tevbe edenlerle beraber oturun! Çünkü onların kalbi daha incedir. Hz. Ömer
Günün Duası
Allah’ım bugün maddi ve manevi hiçbir emeğimizi boşa götürme.
Bunları biliyor muyuz?
Ehl-i Keşf Nedir?
His ve akılla anlaşılamayan şeylerin, kalbine doğduğu veli zatlar.
Günün Nüktesi
Münker ve Nekirin Gelişi...
Ebu Hüreyre’den Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ölü defnedildiğinde, ona gök gözlü simsiyah iki melek gelir. Bunlardan birine Münker diğerine de Nekir denir. Ölüye: “Bu adam hakkında ne diyorsun?” diye sorarlar. O da hayatta iken söylemekte olduğu; “O, Allah’ın kulu ve Resulüdür. Allah’tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim” sözlerini söyler. Melekler; “Biz de bunu söylediğini biliyorduk zaten” derler. Sonra kabri yetmiş çarpı yetmiş zira’ kadar genişletilir ve aydınlatılır. Sonra ona “Yat!” denir. “Aileme dönüp onlara haber versem mi?” diye sorar. Onlar da; “Akrabalarından en çok sevdiği kimseden başkası kendisini uyandırmayan, güvenliğinin uyuması gibi uyu!” derler. Böylece, yatlığı yerden, Allah onu tekrar diriltinceye kadar uyur. Eğer münafık ise, “İnsanların söylediklerini duyup aynısını söylerdim, bilmiyorum” der. Melekler de, “Böyle söylediğini zaten biliyorduk” derler. Sonra arza: “Onu sıkıştır” denir. Arz onu sıkıştırır da kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah onu yattığı bu yerden tekrar diriltinceye kadar kendisine azap edilir.”