2

Ramazanda Televizyondan mukabeleyi abdestsiz takip etmek caiz mi?


  • Oluşturulma Tarihi : 29.05.2019 07:03
  • Güncelleme Tarihi :

Abdest başlı başına amaç olan bir ibadet değildir. Belli ibadetleri yerine getirmeyi mubah kılan, kulun bu ibadetlere manen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden azami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta bir ibadettir. Abdestsiz olan kimsenin Kabe’yi tavaf etmesi, Kur’an’a dokunması, onu elle tutması caiz görülmez.( Beyhaki, Sünen, I, 87-88) Abdestsiz kimsenin Mushaf’a sadece bakarak ya da ezberden Kur’an okuması caiz görülmüştür. Ancak Mümin’in Kur’an okurken abdestli olması, hatta hayatının her safhasında abdestli olması hem Kur’an’ın bereketinden istifade etmesi, hem de maddeten ve ruhen kötülüklerden arınıp, yapmış olduğu güzel amellerden azami ölçüde verim elde etmesi açısından önemlidir. Dolayısıyla Televizyondan Kur’an okurken abdestli olmak güzel ve hayırlı bir davranıştır. Ancak abdest olmadan da televizyondan Kur’an-ı okumak ya da dinlemek caizdir. Çünkü abdestsiz de olsa kişi televizyonda Kur’an’a dokunamıyor. Onun için Kur’an’a dokunulmadığından televizyondan kuran okumak caizdir.
Oruçluyken kulağı yıkattırmak oruca zarar verir mi?
İmkan varsa kulağı iftardan veya ramazandan sonra yıkattırmak oruca zarar vermeme adına daha uygundur. Ancak böyle bir imkan yoksa oruçluyken de kulak yıkattırılabilir. Çünkü kulak ile boğaz arasında bir kanal vardır. Kulak zarı bu kanalı tıkadığından, kulak yıkandığında su boğaza ulaşmamaktadır. Bu nedenle kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. O zaman da yıkama esnasında suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
Akupunktur tedavisinin orucu bir zarar var mı?
Oruçlu kimse imsakten iftar vaktine kadar orucu bozan yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak zorundadır. Vücutta belirli noktalara iğne batırarak çeşitli hastalıkların tedavi etme metodu olan akupunktur ise besleyici ve gıdalandırıcı bir özelliğe sahip olmadığı için orucu bozmamaktadır.
Üvey çocuklara zekat verilebilir mi?
Babası ölmüş ise üvey anneye, buluğ çağına erişip evden ayrılmış ise üvey çocuklara ve üvey babaya, fakir olmaları halinde zekat verilebilir. Çünkü bunlarla zekatı veren kişi arsında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekat veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
Ramazanda hayatta olan kimseye hatim indirmek caiz mi?
İnsan imanlı olmak kaydı ile hayattayken yapmış olduğu bütün ibadetlerden sevap alır. Kur’an-ı Kerim okumakta bir ibadet olduğuna göre kişi Kur’an okuyarak bir hatim indirebilir. İndirdiği hatmin sevabını başkasına da bağışlayabilir kendisine de bıraka bilir. Dolayısıyla kişi hatim indirdiği zaman onun sevabına nail olur amel defterine de yazılır.
Kazaya kalmış namazları Ramazanda sırayla kılmak zorunda mıyız?
Kaza edilecek namazlar arasında sıra gözetilip gözetilmeyeceği bu namazları kılacak kimsenin durumuna göre değişir. Hanefi mezhebine göre, kaza namazı kılacak kişi sahib-i tertip ise yani daha önce vaktinde kılmadığı bir namaz üzerinden başka bir namaz geçirmemiş veya en fazla beş vakit namaz geçirmiş olanlar vaktinde kılamadıkları ilk namazdan başlayarak sırayla kılarlar, ardından içinde bulundukları vaktin farzını kılarlar. Sahib-i tertip olmayan yani altı vakit veya daha çok namazı kazaya kalmış olan kimselerin ise, bu namazları kaza ederken tertibe riayet etmesi gerekmez. Eğer sadece vaktin farzını kılacak kadar bir zaman kalmışsa bu takdirde kaza namazlarını değil önce vaktin namazını kılar. Kişi altı vakitten fazla namazı kazaya bırakmış ise sahib-i tertib olmaktan çıkar. Bu durumda dilediği vakitte dilediği namazın kazasını kılabilir. Şafi mezhebine göre ise tertibe riayet vacip değil müstehaptır.
Zekatı ramazan ayından sonraya bırakmak caiz mi?
Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur. Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında hayırlı ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.
Günün Ayeti
“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.” Kasas, 28/77.
Günün Hadisi
“Şüphesiz Allah, bu kitapla amel eden toplumları yükseltir, onula amel etmeyenleri de alçaltır.” Müslim, “Müsafirin”, 269.
Günün Sözü
Hayırlarda bulunmak, malı yitmekten korur. Hz. Mevlana
Günün Duası
Allah’ım bugün yapacağım bütün hayır, ibadet ve duaları samimi ve ihlaslı yapabilmeyi bana nasip et.
Ramazan Kavramları
Miskin kime denir?
Fakir ve düşkün olan kimse anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde, yardıma muhtaç fakir anlamında geçmektedir. Bunlardan zekatın sarf yerleri ile ilgili olan, Tevbe suresinin 60. ayetinde miskin kelimesi fakir ile birlikte geçmektedir. Bundan hareketle fakihlerden miskin ile fakirin birbirinden farklı olduğunu söyleyenler olmuştur. Hanefiler, ayette geçen fakiri, ev ve ev eşyası gibi asli ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkana sahip olduğu halde, gelirleri ihtiyaçlarını karşılamayan, nisap miktarı mala sahip olmayan kimse olarak tanımlamışlardır. Miskin ise, hiç geliri olmayan ve malı bulunmayan kimsedir. Şafiilere göre ise, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını gidermeye yeterli malı ve kazancı olmayan kimse fakir; kazancı kendisine ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere yeterli olmamakla birlikte, sahip olduğu kazançla kıt kanaat geçinebilen kişiye miskin denir.
Günün Nüktesi
Dualarımız niçin kabul edilmiyor?
İbrahim Ethem Hazretlerine dualarımız niçin kabul olmuyor? Diye soranlara kalpleriniz sekiz haslet üzere ölmüştür, diye cevap veriyor.
1. Allah’a inanıyorsunuz, fakat itaat etmekte hakkını yerine getirmiyorsunuz.
2. Kur’an okuyorsunuz, fakat mucibince (gereğince) amel etmiyorsunuz.
3. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, fakat sünnetine uymuyorsunuz.
4. Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz, fakat bütün işleriniz de kendinizi cehenneme hazırlıyorsunuz.
5. Cenneti sevdiğinizi iddia ediyorsunuz, fakat ona hazırlanmıyorsunuz.
6. Ahirete inanıyorsunuz, fakat ölümden korkmuyorsunuz, ahiret için hazırlık yapmıyorsunuz.
7. Nimetleri yiyip, içiyorsunuz, fakat şükretmiyorsunuz.
8. Başkalarının kusurunu araştırıyor, fakat kendi kusurlarınızla meşgul olmuyorsunuz.
Hz. Peygamberin Sahabeleri
Muaz bin Cebel
Miladi 603 yılında Medine’de doğdu. On sekiz yaşında Müslüman olmuştur. Kendi kabilesinden İslamiyet’i kabul eden arkadaşlarıyla birlikte geceleri Beni Selime oğullarından henüz Müslüman olmayan bazı kimselerin putlarını kırdı veya putların acizliğini ortaya koyacak eylemler yaptı. Resul-i Ekrem hicretten sonra onunla Abdullah b. Mes’ud arasında kardeşlik bağı kurdu; o sırada Habeşistan’da bulunan Ca’fer b. Ebu Talib ile kardeş yapıldığına dair rivayet doğru olmamalıdır. Bedir Gazvesi başta olmak üzere Huneyn ve Taif dışındaki bütün gazvelere katıldı ve bunlarda kabilesinin bayraktarı veya temsilcisi oldu. Mekke fethinin ardından Resulullah Huneyn Gazvesi’ne giderken onu Mekke’ye önce emir, ardından Kur’an ve dini bilgiler muallimi tayin ettiği için Huneyn ve Taif gazvelerine iştirak edemedi. Hz. Peygamber, hicretin 9. yılı Rebiülahirinde (Ağustos 630) Muaz’ı Ebu Musa el-Eş’ari ile birlikte Yemen’e elçi, zekat memuru ve kadı sıfatıyla gönderdi. Muaz’ı Yemen’e giden heyete başkan tayin ederek onun Yukarı Yemen’de, Ebu Musa’nın da Aşağı Yemen’de görev yapmasını istedi. İslamiyet’i kabul eden ilk Himyer meliklerinden Haris b. Abdükülal’e Muaz ile bir mektup gönderdi. Muaz’ın Yemen’de kadılık yaparken nasıl hüküm vereceğiyle ilgili olarak Resul-i Ekrem ile aralarında geçen konuşma meşhurdur. Resulullah’ın sorularına cevap veren Muaz önce Allah’ın kitabına göre hükmedeceğini, aradığı delili Kur’an’da bulamazsa Resul-i Ekrem’in sünnetini dikkate alacağını, aradığını orada da bulamazsa kendi kanaatine göre hüküm vereceğini söyleyince Hz. Peygamber memnun oldu ve Resulullah’ın elçisine Resulullah’ı hoşnut edecek şekilde cevaplar verdiren Allah’a hamdetti. (Ebu Davud, “Akzıye”, 11.) Yemen heyetini uğurlarken bir süre Muaz’ın yanında yürüyen Resul-i Ekrem’in ona belki bir daha görüşemeyeceklerini, Medine’ye döndüğünde sadece mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muaz ağladı; Hz. Peygamber de onu teselli etti (Müsned, V, 235). 632 yılında görevini tamamladı ve Resul-i Ekrem’in vefatından bir süre sonra Medine’ye döndü. Asr-ı saadet’te Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezbere bilen birkaç kişiden biri olan Muaz, Resulullah’ın kendilerinden Kur’an öğrenilmesini tavsiye ettiği dört sahabi arasında yer alıyordu. Yine o devirde fetva veren altı sahabiden biri olan Muaz’ı Resul-i Ekrem helal ve haramı en iyi bilen kişi olarak gösterir, kendisine “Muaz ne iyi adam!” diye iltifat eder, kıyamet gününde onun alimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi (Buhari, “Feza’ilü’l-Kur’an”, 8) 638 yılında vefat etmiştir. (Kaynak TDV İslam Ansiklopedisi, XXX, 338-339.)
Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler
Hz. İsa:
Kur’an’da adı 25 defa geçmektedir. Babasız olarak doğmuştur. Daha beşikteyken konuşmuştur. Ölüleri Allah’ın izni ile diriltmiş, hastaları ve körleri iyileştirmiştir. Onun doğduğu sene miladi takvimin başlangıcı kabul edilir. Kendisine İncil verilmiştir. Yahudiler onu öldürmek istediklerinde Allah onu göğe yükseltmiştir. Kıyametin büyük alametlerinden birisi olarak tekrar dünyaya gelecektir.
Kutsal Mekanlar
Mültezem:
Hacer’ül Esved ile Kabe kapısı arasındaki 2 metrelik yere Mültezem denir. Sıkı sıkıya yapışılan anlamındadır. Hadislerde duaların kabul edildiği yer olarak bildirilmiş olup, Peygamberimizin mültezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini oraya yapıştırarak dua ettiği rivayet edilmiştir.

Ramazanda Televizyondan mukabeleyi abdestsiz takip etmek caiz mi?
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık