Bir nefeslik hayat

Halil El

Adam, yirmi beş yıl sigara içmiş.

Dile kolay…

Yirmi beş yıl.

Her sabah bir sigara.

Çayın yanında bir sigara.

Yemekten sonra bir sigara.

Sevinince…

Üzülünce…

Yalnız kalınca…

Dost meclisinde…

El hep aynı pakete uzanmış.

Sonra bir gün nefesi daralmış.

Göğsüne bir ağırlık çökmüş.

Hastaneye kaldırılmış.

Doktorlar gelmiş.

Tetkikler yapılmış.

Filmler çekilmiş.

Koridorlarda sessiz bir bekleyiş başlamış.

Ve sonunda gerçek, bütün ağırlığıyla karşısına çıkmış.

 

Aslında hastalık o gün başlamamıştı.

O gün yalnızca görünür olmuştu.

Yirmi beş yıl boyunca her sigara, bedenine sessizce bir iz bırakmıştı.

Biraz akciğerinden…

Biraz kalbinden…

Biraz damarlarından…

Biraz da ömründen almıştı.

Adam sigarayı içtiğini sanmıştı.

Meğer sigara da onu içiyormuş.

Yavaş yavaş…

Sessiz sessiz…

Fark ettirmeden…

 

İnsan garip bir varlık.

Zararını bildiği şeyi bırakmakta zorlanıyor.

Paketin üzerinde uyarı var.

Doktor söylüyor.

Ailesi söylüyor.

Vicdan söylüyor.

Beden söylüyor.

Ama alışkanlık kulağa eğilip şu cümleyi fısıldıyor:

“Bir taneden bir şey olmaz.”

İşte bazı felaketler, bu cümleyle başlıyor.

Bir taneden ne olur?

Bir tane, iki oluyor.

İki, paket oluyor.

Paketler yıllara dönüşüyor.

Yıllar hastalığa…

Hastalık pişmanlığa…

Pişmanlık da bazen geç kalmış bir vedaya dönüşüyor.

 

Sigara yalnızca duman değildir.

İçinde nikotin vardır.

Bağımlılık vardır.

Karbonmonoksit vardır.

Damarları yoran, kalbin yükünü artıran, akciğerleri örseleyen binlerce kimyasal madde vardır.

Dumanı birkaç saniyede kaybolur.

Ama bedende bıraktığı iz, yıllarca kalabilir.

Mesele yalnızca öksürmek değildir.

Mesele, nefesin daralmasıdır.

Mesele, merdiven çıkarken durmak zorunda kalmaktır.

Mesele, bir gün sevdiklerine bakıp “Keşke daha önce bıraksaydım.” demektir.

 

“Keşke…”

İnsan hayatının en ağır kelimelerinden biri.

Keşke içmeseydim.

Keşke dinleseydim.

Keşke daha önce bıraksaydım.

Keşke sağlığımın kıymetini bilseydim.

Fakat hayat, “Keşke”lerle geri dönmüyor.

Takvim geriye işlemiyor.

Dün yeniden yaşanmıyor.

Ömür, kaybedilen yılları iade etmiyor.

İnsana verilen tek gerçek zaman var:

Bugün.

 

Peki sigara gerçekten dost mudur?

Üzgünken yanında görünür.

Yalnızken arkadaşlık eder gibi olur.

Sohbette elden ele dolaşır.

Stresli anda teselli verdiğini düşündürür.

Peki sonra?

Nefesi alır.

Sağlığı alır.

Parayı alır.

Huzuru alır.

İnsanı hastane koridorlarına bırakır.

Dost böyle mi olur?

Dost, insanı güçlendirir.

Dost, iyiliğini ister.

Dost, yarına sağ salim ulaşmanı diler.

İnsanı kendisine bağımlı kılan, sonra da onu tüketen şeyin adı dostluk değildir.

 

İşin bir de manevi tarafı var.

Beden bize aitmiş gibi görünür.

Ama aslında emanettir.

Kalp emanet…

Akciğer emanet…

Nefes emanet…

Ömür emanet…

İnsan, emanetine nasıl davrandığından da sorumludur.

Bu yüzden sigarayı bırakmak yalnızca sağlık kararı değildir.

İradeyi yeniden ayağa kaldırmaktır.

İnsanın kendisine saygı duymasıdır.

Sevdiklerine karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır.

Ve belki de tövbenin ilk adımıdır.

 

Ölüm…

Herkesin bildiği ama çoğu zaman düşünmek istemediği hakikat.

Yaşı yok.

Saati yok.

Randevusu yok.

Ne zaman geleceğini bilen yok.

Buna rağmen insan, tövbeyi erteliyor.

İyiliği erteliyor.

Helalleşmeyi erteliyor.

Sigarayı bırakmayı erteliyor.

Hep aynı cümle:

“Bir gün…”

Peki o gün hangi gün?

Kim biliyor?

Yarının geleceğine dair kimin elinde garanti var?

 

Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:

“Ben mi alışkanlığımı yönetiyorum, alışkanlığım mı beni?”

Cevap bizi rahatsız ediyorsa, hâlâ yapılacak bir şey var demektir.

Çünkü insan, yaşadığı sürece değişebilir.

Yeter ki hakikati ertelemesin.

Yeter ki ilk adımı atsın.

Yeter ki “Bir gün” demek yerine “Bugün” diyebilsin.

Unutmayalım…

Her sigara birkaç dakikada biter.

Fakat insan ömrü, o kadar kolay yeniden başlamaz.

Her nefes bir nimettir.

Ve hiçbir nimet sonsuza kadar verilmiş değildir.