Bir ülkenin kalkınması için en önemli unsur nedir?
Üretim…
Yatırım…
İstihdam…
Peki yatırımcıyı yoran, aylarca kapı kapı dolaştıran bir sistemle kalkınmak mümkün mü?
Ne yazık ki bugün özellikle kalkınmada öncelikli bölgelerde en büyük sorunlardan biri budur: Bürokratik hantallık.
Bir iş insanı yatırım yapmak istediğinde önce araziyle ilgili özel imar sürecini başlatmak zorunda kalıyor. İşte asıl çile de burada başlıyor.
Çünkü yatırım için düşünülen bir araziye özel imar yaptırabilmek adına yaklaşık 15 ila 20 ayrı kurumdan görüş alınması gerekiyor.
Karayolları…
DSİ…
Tarım ve Orman Müdürlüğü…
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü…
Maden Tetkik ve Arama…
Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu…
Elektrik dağıtım şirketleri…
Telekomünikasyon altyapı kurumları…
AFAD…
Belediyeler…
İl özel idareleri…
Ve daha niceleri…
Üstelik bu kurumların tamamının “uygundur” görüşü vermesi gerekiyor. Diyelim ki 19 kurum olumlu görüş verdi; yalnızca bir kurum olumsuz görüş bildirdiğinde bütün süreç aylarca tıkanabiliyor.
Bazen bir yazının cevabı için haftalar bekleniyor.
Bazen küçük bir teknik ayrıntıyı düzeltmek için aylar harcanıyor.
Sonuç?
Zaman kaybı…
Emek kaybı…
Sermaye kaybı…
Moral kaybı…
Daha da önemlisi, yatırım iştahının kaybolması…
Oysa günümüz dünyasında zaman en kıymetli sermayedir. Bir yıl önce fizibilitesi yapılan bir yatırım, bir yıl sonra ekonomik anlamını kaybedebiliyor. Çünkü piyasa değişiyor, maliyetler artıyor, şartlar farklılaşıyor.
Artık yavaş hareket eden değil, hızlı çözüm üreten toplumlar kazanıyor.
Bu nedenle devletin yatırımcıya yaklaşımını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.
Çözüm aslında çok açık: “Tek Adım Yatırım Ofisi” modeli.
Yatırımcı yalnızca bir kuruma başvurmalı. Örneğin kaymakamlıkta veya kalkınma ajansında oluşturulacak özel yatırım ofislerine dosyasını teslim etmeli. Ardından bütün kurum görüşlerini devlet kendi içinde toplamalı.
Yatırımcı aylarca kurum kapılarında dolaşmamalı.
Bir ay içinde süreç tamamlanmalı, eksikler giderilmeli ve dosya yatırımcıya hazır şekilde teslim edilmelidir.
Çünkü devlet vatandaşa yük olan değil, yük alan mekanizma olmalıdır.
Bugün yatırımcıya en çok lazım olan şey; güven, hız ve çözüm odaklı yaklaşımdır.
Kapıda bekleterek, sürekli evrak isteyerek, süreci uzatarak yatırımcı kazanılmaz.
Asıl yöneticilik sahada olmaktır.
Sorunu yerinde görmektir.
Çözüm üretmektir.
Özellikle kalkınmada öncelikli bölgelerde teşvik sistemi de yeniden ele alınmalıdır. Çünkü her bölgenin ihtiyacı farklıdır.
Kiminin altyapıya ihtiyacı vardır.
Kiminin enerji desteğine…
Kiminin finansmana…
Kiminin yatırım yerine… Kiminin birkaç alanda desteğe…
İhtiyaç duyulmayan alanlarda verilen teşvikler çoğu zaman israfa dönüşmektedir.
Örneğin Mardin’e baktığımızda her ilçenin ayrı bir potansiyeli vardır.
Midyat turizmde öne çıkabilir.
Dargeçit doğa ve su sporlarında gelişebilir.
Nusaybin ticarette büyüyebilir.
Mazıdağı üretim ve sanayide güçlenebilir.
Bu nedenle her ilçeye kendi potansiyeline uygun bir kalkınma perspektifi sunulmalıdır.
Son söz şudur:
Bu memleketi kalkındıracak olan şey; laf değil, hızlı ve doğru işleyen sistemdir.
Ehliyetli yöneticilerle, liyakatli kadrolarla ve “iş ve aş” anlayışıyla hareket edilirse yatırım da gelir, üretim de artar, istihdam da büyür.
Aksi halde yıllarca aynı meseleleri konuşur, havanda su dövmeye devam ederiz.