"Belavizyon"dan Sosyal Belaya: Sınırlarını Kaybeden Bir Toplumun Portresi
- Oluşturulma Tarihi : 16.02.2026 16:32
- Güncelleme Tarihi : 16.02.2026 16:36
Rahmetli babam, Türkiye’de televizyonun siyah-beyaz görüntüleri evlere ilk konuk olduğu o heyecanlı günlerde, herkesin aksine bir kenara çekilmiş, ekrana şüpheyle bakıyordu. Bizler 'Sesin yanına görüntü geldi, ne büyük mucize!' diye sevinirken, o dudak bükerdi: 'Bu televizyon değil evlat, olsa olsa 'Belavizyon'dur.'
O günlerde bu sözü teknoloji karşıtlığı sanırdım. Oysa babamın işaret ettiği şey teknolojinin kendisi değil, insanın onu kullanma ahlakıydı. Şöyle derdi: 'Teknoloji doğru amaçla kullanırsan kanattır, seni yükseltir; kötü amaçla kullanırsan felakettir, altında kalırsın.'
Bugün geldiğimiz noktada, o günün 'Belavizyon'u, bugün devasa bir *'Sosyal Bela'*ya dönüştü. Kapitalizmin elinde birer oyuncağa, beğeni butonlarının esiri olmuş modern kölelere dönüştük. Sınırları sadece aşmadık; sınır kavramını hafızamızdan sildik.
Beğeni Uğruna Feda Edilen Ruhlar
Etrafınıza bir bakın; dijital vitrinlerde sergilenen sadece görüntüler değil, insanlığın onuru. Beğeni toplamak, izlenmek, biraz daha 'etkileşim' almak uğruna küçücük kız çocuklarını bir dansöz edasıyla ekrana çıkaran anne-babalar mı dersiniz?
Sosyal medyadaki fake paylaşımlardan etkilenerek 'eşim neden bana aynısını yapmıyor'diyerek yuvasını yıķanlar mı? Özgürlük adı altında mahremiyetini pazara çıkarıp kendilerini aleni pazarlayanlar mı,sapkın akımlarla pedofiliyi normalleştirip bu akıma uyanlar mi,yoksa kutsal değerleri ayaklar altına alanlar mı?
Modern dünyanın 'Epstein' düzenekleri artık cebimizde. OnlyFans gibi mecralar, genç kızlarımıza 'kolay yoldan lüks hayat' masalları anlatarak onları fuhuş ve uyuşturucu bataklığına, yani bir hayat karartma operasyonuna çekiyor. Kapitalizm, en savunmasız yerimizden, yani vitrin merakımızdan bizi avlıyor.
'Sınırsızlık' Virüsü: Trafikten Meclis'e
Biz millet olarak 'sınır' tanımıyoruz. Ama bu sınır tanımamazlık bir kahramanlık değil, bir medeniyet kaybıdır.
Trafikte serseri mayın gibiyiz; kurallar sadece çiğnenmek için var.
Ekonomide sınır tanımıyoruz; olmayan paramızı kredi kartlarıyla saçıyor, borç bataklığında lüks tüketim yarıştırıyoruz.
İletişimde sınır tanımıyoruz; beynimizi kullanıp tartışmak yerine, kaslarımızı kullanıp şiddet üretiyoruz.
En kötüsü de bu şiddet ve kontrolsüzlük virüsünün, milletin iradesinin tecelligahı olan Meclis’e kadar sıçramış olmasıdır. Geçtiğimiz günlerde iki yeni bakanın yemin töreninde tanık olduğumuz o görüntüler, sadece demokratik bir ayıp değil; 'sosyal medya vekilliği'nin bir sonucudur. Hizmet etmek yerine, 'nasıl daha fazla tık alırım, nasıl medyamda kahraman olurum' derdine düşenlerin sergilediği o kavga, topluma ve dünyaya rezil olmamızdan başka bir işe yaramamıştır.
Uçurumdan Önce Son Çıkış
Vicdan, merhamet, edep ve dürüstlük gibi insani değerlerimizi 'beğeni' uğruna rafa kaldırdık. Şunu unutmamalıyız: Her şeyin bir sınırı vardır. Sınırı aşmak özgürlük değil, yoldan çıkmaktır. Başkalarının huzurunu bozmak, toplumsal dokuyu tahrip etmek demokratik bir hak olamaz.
Eğer aklımızı başımıza devşirmezsek, teknoloji bizi yükselten bir araç değil, bizi yok eden bir silaha dönüşmeye devam edecek. Babamın yıllar önce gördüğü o 'belayı' bugün her anımızda yaşıyoruz. Sahi, insanlığımızı birkaç dijital etkileşim için feda etmeye gerçekten değer mi?
Kaybolmaya mahkum olmak istemiyorsak, önce o kaybolan sınırlarımızı yeniden çizmeli, 'insan' olduğumuzu hatırlamalıyız.