Belediyecilik mi, sefahat düzeni mi? bu artık bir skandal değil, çürümenin açık ilanıdır

Mehmet Özer

Türkiye, son birkaç gündür yerel yönetimler üzerinden patlayan bir skandalın sarsıntısını yaşıyor. Bu artık bir “iddia” değil; kamu vicdanında hükmünü çoktan vermiş, toplumun her kesiminde infiale yol açmış açık bir çöküş tablosudur. Adres: Uşak Belediyesi.

51 yaşında, evli ve üç çocuk babası bir belediye başkanının; belediye kadrosuna aldığı 21 yaşındaki genç bir kadınla otel odasında yakalanması, tek başına bile büyük bir ahlaki krizdir. Ancak bu olayın asıl korkutucu boyutu, bunun münferit bir sapma değil; sistematik bir yozlaşmanın parçası olduğuna dair ortaya saçılan gerçeklerdir.

Kamu Kaynaklarıyla Kurulan Kirli Düzen

Ortaya çıkan tablo, sıradan bir “özel hayat meselesi” değildir. Bu; kamu gücünün, makamın ve milletin emanet ettiği bütçenin, kişisel hazlar uğruna istismar edilmesidir.

İşe gitmeden maaş alan kişiler…

Belediye kadrosu üzerinden oluşturulan ayrıcalıklı ilişkiler ağı…

Yurt dışı gezileriyle ödüllendirilen “yakın çevreler”…

Bu düzenin adı nettir: Ranttır, istismardır, ahlaki çöküştür.

Vatandaş sabahın köründe işe giderken, çocuğunun geleceği için birikim yapmaya çalışırken, ödediği vergilerin bu şekilde harcanması; sadece yolsuzluk değil, doğrudan doğruya millete ihanettir.

Fuhuş İddiaları ve Kadın Üzerinden Kurulan Güç İlişkisi

Bu olayın en karanlık taraflarından biri ise, kadın üzerinden kurulan güç ve çıkar ilişkileridir.

Bir genç kadının, belediye imkânlarıyla sisteme dahil edilmesi; bunun karşılığında hangi şartların dayatıldığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Bu noktada mesele sadece “ahlak” değil, kadına yönelik istismar ve güç suistimali boyutuna taşınmaktadır.

Şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil:

Bu ilişkiler gerçekten rızaya mı dayanıyor, yoksa makam gücünün gölgesinde şekillenen bir baskı düzeninin ürünü mü?

Eğer ortada güç dengesizliği varsa, bu sadece bir skandal değil; aynı zamanda etik, hukuki ve insani bir suç alanıdır.

“Demokrasi” Perdesi Altında Örtülen Gerçekler

Daha da vahim olan ise, bu tablo karşısında sergilenen siyasi reflekslerdir.

Toplumun beklediği şey açıktı:

Şeffaflık, hesap verme ve derhal yaptırım.

Ancak bunun yerine yine tanıdık bir yöntem devreye sokuldu:

Konuyu sulandırmak, dikkatleri başka yöne çekmek ve meseleyi “siyasi saldırı” olarak çerçevelemek.

Oysa burada sorulması gereken soru basit:

Bu yaşananlar, hangi siyasi görüşten olursa olsun kabul edilebilir mi?

Eğer cevap “hayır” ise, o zaman suskunluk da, savunma da, konuyu örtme çabası da bu çürümeye ortak olmaktır.

Belediyeler Hizmet Kapısı mı, Çıkar Ağı mı?

Türkiye’nin birçok yerinde benzer iddiaların dillendirilmesi artık tesadüf değildir. Bu tablo; denetimsizlik, liyakatsizlik ve “bizden olsun da ne olursa olsun” anlayışının sonucudur.

Belediyeler;

hizmet üretmesi gereken yerler olmaktan çıkıp,

yakın çevrelerin beslendiği,

ilişkilerin yönetildiği,

hesapsız harcamaların yapıldığı alanlara dönüşürse…

orada artık yönetim değil, çürüme vardır.

Son Söz: Bu Bir Uyarıdır

Bu yaşananlar tekil bir skandal olarak görülürse, yarın çok daha ağırlarının yaşanması kaçınılmazdır.

Bugün sessiz kalanlar, yarın bu düzenin yükünü taşımak zorunda kalacaktır.

Bugün görmezden gelenler, yarın bu çöküşün bedelini ödeyecektir.

Siyaset;

makamı kişisel çıkar için kullanma yeri değil,

millete hizmet etme sorumluluğudur.

Eğer bu çizgi kaybolursa,

geriye sadece rant, istismar ve güvensizlik kalır.

Ve unutulmamalıdır:

Millet bazen geç konuşur…

Ama konuştuğunda, son sözü söyler.