Bölge Kaynıyor: İran Krizi Nereye Gidiyor


  • Oluşturulma Tarihi : 16.03.2026 13:02
  • Güncelleme Tarihi : 16.03.2026 13:02

Orta Doğu, tarih boyunca savaşların ve etnik çatışmaların eksik olmadığı bir bölge. Bugün de yıkım ve savaş devam ediyor. Aslında 2003 yılının Mart ayında Irak’a yönelik ABD müdahalesi, bölgede uzun sürecek kanlı çatışmaların fitilini ateşledi.

Ardından Arap Baharı başladı. Libya’da iç savaş çıktı, Mısır’da darbe yaşandı, Suriye’de iç karışıklıklar derinleşti ve Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Şimdi ise gerilim İran üzerinde yoğunlaşıyor.

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sadece bölge ülkelerini değil, tüm dünyayı tehdit eden bir gelişme olarak görülüyor. Ekonomik kaygıların yanı sıra savaşın bölgeye yayılma riski bulunuyor. Hatta daha geniş bir coğrafyaya yayılmasından endişe ediliyor.

ABD ve İsrail’in İran’ı hafife aldığı yorumları yapılıyor. Yönetim kadrosuna yönelik saldırılarla sürecin kısa sürede sona ereceğini düşündüler. Ancak İran’ın bu kadar direnç gösterebileceği hesaplanmamış görünüyor.

ABD’nin bu noktada savaşı durdurması halinde prestij kaybı yaşayacağı değerlendirmeleri yapılıyor. Devam etmesi halinde ise ABD içinde savaş karşıtı seslerin yükselmesi bekleniyor. Ayrıca ABD’de yaklaşan ara seçimler de siyasi hesapların önemli bir parçası. Bu durumun, Trump açısından ayrı bir baskı oluşturduğu ifade ediliyor. Görünüşe göre Trump için İran meselesi siyasi açıdan da zor bir denge oluşturuyor.

Trump yönetiminin Çin başta olmak üzere diğer büyük güçlerden destek aradığı yorumları da gündemde. Hürmüz Boğazı’na deniz kuvvetleri gönderilmesi çağrısı yapması, sorunun artık yalnızca ABD’nin değil tüm dünyanın meselesi olarak gösterilmeye çalışıldığı şeklinde yorumlanıyor. Yani ABD ve İsrail sıkıştı, öyle görülüyor.

Türkiye’de bu sürece çekilmeye çalışılıyor. Ancak Türkiye bölgedeki dengeleri iyi okuyarak temkinli hareket ediyor. Bu arada, Türkiye, İran’a yönelik saldırılara karşı açık şekilde itiraz eden tek NATO ülkesi. Ve sürekli savaşın sona ermesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin diplomasi çağrıları bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Geçtiğimiz ay Almanya’nın ev sahipliğinde Baltık Denizi’nde bir NATO tatbikatı gerçekleştirildi. Türkiye bu tatbikata yaklaşık 2 bin personelin yanı sıra yerli üretim savaş gemisi TCG Anadolu, SİHA’lar ve ZAHA zırhlı araçlarıyla katıldı. Türkiye’nin tatbikattaki performansının dikkat çektiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kapasitesinin NATO içinde takdirle karşılandığı ifade edildi.

Türkiye’nin askeri kapasitesi güçlü olsa da Ankara’nın önceliği diplomasi olarak görülüyor. Pek çok aktörün Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı şekilde savaşın içine çekmeye çalıştığı ortada. Türkiye bu konuda çok dikkatli ve oynanan oyunları görüyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında öne sürdüğü gerekçelerden biri nükleer silah iddiası. Benzer bir gerekçe 2003’te Irak işgali sırasında da gündeme getirilmişti. Ancak daha sonra Irak’ta kimyasal silah bulunduğuna dair raporların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.

2003 işgali sırasında ve sonrasında yaşananlar ise hafızalardaki yerini koruyor. 2003’ten 2019’a kadar geçen süreçte 200 binden fazla sivil hayatını kaybetti. Bu kayıpların büyük bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturdu.

“Irak’ı özgürleştirme” söylemiyle başlayan süreç, ülkeyi uzun yıllar süren istikrarsızlık ve çatışmalarla karşı karşıya bıraktı. Zengin yer altı kaynaklarına sahip olan Irak’ta ekonomik koşullar ağırlaştı ve halkın refah seviyesi düştü.

Bugün benzer tartışmalar İran için yapılıyor. İran’a yönelik saldırıların ilk günlerinde bir ilkokulun hedef alındığı ve burada 175 kız çocuğunun hayatını kaybettiği haberlerini okuduk. Bu büyük tepki çekti. Hafızalardaki yerini koruyor. Bu okulun aynı anda  birden fazla kez vurulduğu da dile getiriliyor.

Orta Doğu’da yaşanan bu gelişmeler, bölgenin bir kez daha büyük bir çatışmanın eşiğinde olduğu endişesini güçlendiriyor. Diplomasi mi yoksa yeni bir savaş dalgası mı galip gelecek, bunu ise önümüzdeki süreç gösterecek.

Bölge Kaynıyor: İran Krizi Nereye Gidiyor
Mürsel Acay
Yazarımız Kim ?

Mürsel Acay