İçte kurulan değer öz saygı ile özgüven arasındaki ince ama hayati fark…
- Oluşturulma Tarihi : 15.02.2026 21:39
- Güncelleme Tarihi : 15.02.2026 21:39
Özsaygı çoğu zaman özgüvenle karıştırılır.
Oysa aralarında ince ama çok önemli bir fark vardır.
Özgüven daha çok dış dünyayla kurduğumuz ilişki ile ilgilidir.
Ne kadar başarılı olduğumuz ne kadar takdir gördüğümüz ne kadar güçlü göründüğümüzle kolayca yükselip düşebilir.
Özsaygı ise daha derinde, kimsenin görmediği bir yerde oluşur.
İnsan kendine nasıl davrandığını, sınırlarını ne kadar koruduğunu, değerlerini ne ölçüde yaşayabildiğini fark ettikçe gelişir.
Bu yüzden Özsaygı bir performans değil, zamanla inşa edilen bir iç duruştur.
Psikolojiye göre insanın en büyük ihtiyacı sadece sevilmek değil, kendisiyle uyum içinde yaşayabilmektir.
Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung bu durumu “bireyleşme” süreci ile açıklar.
Ona göre insan hayatı boyunca dış dünyanın beklentileri ile kendi iç gerçeği arasında bir denge kurmaya çalışır.
Toplum içinde kabul görmek için bir “persona”, yani sosyal bir maske geliştiririz.
Bu maske gereklidir çünkü sosyal yaşama mümkün kılar.
Ancak kişi zamanla bu maskeyle Özdeşleşirse yani gerçek benliği yerine yalnızca dışarıya sunduğu kimlikle yaşamaya başlarsa, içsel bir kopukluk oluşur.
İşte Özsaygı tam bu noktada belirleyici hale gelir.
İnsan maskesinin ardındaki kendini ne kadar tanıyorsa, ne kadar kabul ediyorsa, o kadar sağlam bir iç denge kurabilir.
Jung’un “gölge” kavramı da Özsaygı’nın önemli bir parçasıdır.
Gölge, insanın görmek istemediği, bastırdığı ya da kendine yakıştırmadığı yönlerini temsil eder.
İnsan çoğu zaman bu parçalarını inkar ederek güçlü görünmeye çalışır.
Fakat inkar edilen her parça içeride bir gerilim yaratır. Oysa kişi hatalarını kırılganlıklarını ve eksik yanlarını kabullene bildiğinde, kendine karşı daha gerçekçi ve daha şefkatli bir ilişki kurar.
Bu da Özsaygın’nın temelini oluşturur;
Çünkü Özsaygı kusursuz olmaktan değil, kusurlarıyla birlikte kendini terk etmemekten doğar.
Özsaygı, dışarıdaki fırtınalardan bağımsız, kişinin kendi içinde inşa ettiği o “beyaz oda”dır.
Oraya kimsenin hatası, kimsenin manipülasyonu ya da kimsenin gürültüsü giremez. İnsan, kendi dürüstlüğünün bedelini ödemeye razı olduğunda, dünyanın verebileceği her türlü ödülden daha kıymetli bir şey kazanır. Kendi elini hiç bırakmamış olmanın huzuru.
Günün sonunda insanım en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendisiyle kurduğu ilişki ile ilgilidir. Çünkü kişi dünyada ne kadar yer edinirse edinsin, asıl yaşamını kendi iç dünyasında sürdürür.
O iç odada huzur yoksa, dışarıdaki hiçbir başarı gerçek bir tatmin yaratmaz.
Ama insan kendisiyle uyum içinde kalabildiğinde, en sessiz ama en sağlam gücü elde etmiş olur.
Kendine yabancılaşmadan yaşayabilme gücünü.
Sağlıklı huzurlu mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle daim olunuz…