İhtiyaç duyulmak mı var olmak mı?
- Oluşturulma Tarihi : 26.02.2026 13:01
- Güncelleme Tarihi : 26.02.2026 13:01
İnsan ruhunun en derin ve en sessiz ihtiyaçlarından biri, birine ya da bir yere “lazım” olmaktır. Sevilmek isteriz, takdir edilmek isteriz ama hepsinden önce ihtiyaç duyulmak isteriz; çünkü ihtiyaç duyulduğumuz yerde kendimizi görünür, değerli ve anlamlı hissederiz. Psikoloji bize şunu söyler: Çocuklukta koşullu sevgiyle büyüyen birey, sevgiyi varlığıyla değil işleviyle eşleştirir. Yani “Ben olduğum için sevilmiyorum; işe yaradığım için seviliyorum” inancı kök salar. Böyle bir inançla büyüyen yetişkin, ilişkilerinde sürekli veren, toparlayan, çözen, taşıyan taraf olur. Yorulur ama bırakmaz; çünkü bırakırsa yerinin doldurulacağından değil, yerinin hiç olmayacağından korkar. Oysa ihtiyaç duyulmak ile değer görmek aynı şey değildir. Birine ihtiyaç duyulabiliriz ama sevilmeyebiliriz; bir işte vazgeçilmez olabiliriz ama yerimiz yine de doldurulabilir. Bu gerçekle yüzleşmek insanın egosunu sarsar ama ruhunu özgürleştirir. Carl Gustav Jung’un dediği gibi, insan bilinçdışında onaylanma arzusunu taşır; fakat bireyleşme süreci, bu arzunun esaretinden çıkabilme cesaretidir. Sürekli gerekli olmaya çalışmak, çoğu zaman terk edilme korkusunun maskesidir. Kendimizi vazgeçilmez kılarak kalıcılığı garanti altına almaya çalışırız. Fakat gerçek bağ, ihtiyaçtan değil seçimden doğar. Birinin yanında kalması, size muhtaç olduğu için değil, sizi istediği için anlamlıdır. İşte psikolojik olgunluk tam burada başlar: İşlevimizle değil, varlığımızla değerli olduğumuzu idrak ettiğimiz yerde. Çünkü insan bir rol değil, bir ruhtur. Ve ruh, ancak özgür bırakıldığında gerçek bağ kurabilir. İhtiyaç duyulmak geçicidir; değer görmek kalıcıdır. Aradaki farkı anlayabildiğimiz gün, başkalarının omzuna yaslanmak için değil, kendi ayaklarımızın üzerinde durarak sevilmek için ilişkiler kurarız