Hüznün ve Vuslatın İnce Köprüsü
- Oluşturulma Tarihi : 21.03.2026 13:30
- Güncelleme Tarihi : 21.03.2026 13:30
Bayramın ayak sesleri uzakta duyulurken, kalpler en çok Arefe günü konuşur…
Çünkü Arefe, sadece bir hazırlık değildir; bir hatırlayıştır.
Bir yanda bayramın telaşı, diğer yanda içe çöken tarifsiz bir hüzün…
Temizlenen evler, hazırlanan sofralar, alınan şekerler… Ama bir de eksik kalan sandalyeler vardır.
İşte Arefe, o eksiklerle yüzleştiğimiz, yoklukların en çok varlık gibi hissedildiği gündür.
Kabir yollarında sessiz adımlar, avuçlarda yükselen dualar, göz pınarlarında akmaya hazır yaşlar...
Her ziyaret, bir özlemin dili; her dua, yarım kalmış bir cümlenin tamamlanma çabası değil mi?
Arefede , kalp biraz daha yavaş atar.
Çünkü hem kavuşmanın eşiğindedir, hem de vedaların izinde…
Arefe; geçmişle bugünü, hüzünle umudu, ayrılıkla vuslatı aynı anda taşıyan ince bir köprüdür.
Ve şimdi…
Tam da bu duygularla satıralara düşen şiiri paylaşmak istiyorum.

AREFE
Öncesi hayallerin vuslata attığı adım,
Hasretin çizilmiş rotasının umuda dönüşümü.
Sıcacık bir sarılma, özlemlerin biteceği son dönemeç,
Toprak bir demet çiçek ile buluşma o vuslat yoksa...
Dillerde bir dua, avuçlarda bir sızı,
Gönül kapısında bekler bir bayram yıldızı.
Gidenler dönmez ama sessizlik ses verir,
Toprağın altı üstüyle bu gece birleşir.
Kokusu sinmişken eski bayramların havaya,
Bir selam göndeririz o bitmeyen sevdaya.
Arefe’nin hüznü, vuslatın müjdesiyle harman,
Yaralı ruhlara ancak bu dualar derman vuslat teslim olmussa toprağa.