Yerçekimine Teslimiyet: Yeniden Doğuşun İlk Şartı
- Oluşturulma Tarihi : 12.02.2026 09:04
- Güncelleme Tarihi : 12.02.2026 09:04
Hayatın bizden her an beklediği o kusursuz denge, çoğu zaman bir illüzyondan ibarettir. Modern dünya, bizi hiç tökezlemeyen, her daim dik duran ve rüzgâra karşı bir an bile bükülmeyen o sarsılmaz anıtlar olmaya zorluyor. Oysa yaşamanın en insani, en kadim ritmi; bir yay gibi gerilmek, yeri geldiğinde sarsılmak ve kaçınılmaz olanı kabullenmektir: Bazen düşmeye izin vermemiz gerekir.
Düşmek, genellikle bir son, bir yenilgi ya da zayıflığın nişanesi olarak pazarlanır. Halbuki düşmek, yerçekimiyle barışmaktır. İnsanın kendi sınırlarına çarpması, o ana kadar inşa ettiği kibrin ya da yorgunluğun toprakla buluşmasıdır. Akademik bir perspektifle bakıldığında, “psikolojik dayanıklılık” (resilience) dediğimiz o manevi kas, ancak bir sarsıntı anında aktive olur. Sürekli ayakta kalmaya çalışan bir ruh, esnemeyi unutur ve sonunda kırılır. Oysa düşmesine izin veren kişi, çarptığı zeminin sertliğini de, oradan alacağı dersin gücünü de ilk elden deneyimler.
Ancak buradaki kritik eşik, düşmenin kendisi değil, o anın bir “mola” mı yoksa bir “vazgeçiş” mi olduğudur. Cümlenin can evi, ardındaki o hayati şarta bağlıdır: Ardından kalkmayı denemek koşuluyla.
Zemin, sadece bir dinlenme yeridir; bir yuva değil. Düşmeye izin vermek, aslında biriktirdiğimiz o sahte yükleri toprağa bırakma sürecidir. Kalkmak için denediğimiz her hamle, bir önceki halimizden daha bilge, daha ağırbaşlı ve daha sağlam bir omurganın inşasıdır. Başarı, hiç düşmemiş olmanın pürüzsüzlüğünde değil; dizlerindeki yaraları birer madalya gibi taşıyarak yeniden ayağa kalkanın hikayesinde gizlidir.
Toplumsal olarak da “hata yapma ve düşme” hakkını birbirimize tanımalıyız. Kusursuzluk beklentisinin olduğu yerlerde samimiyet buharlaşır, yerini maskelere bırakır. Bir toplum, bireyinin düşmesine izin verecek kadar şefkatli, ama onun kalkma iradesini destekleyecek kadar da dirayetli olmalıdır.
Sonuç olarak; bazen yoruluruz, bazen rüzgâr çok sert eser ve bazen sadece dizlerimizin üzerine çökmek isteriz. Bunda bir beis yok. Yeter ki o zeminde kalmayı bir kader sanmayalım. Çünkü asıl mucize yere çarptığınız o ses değil, tozunuzu silkelerken çıkan o vakur sestir.