İnsan gençken kalabalıkları sever. Gürültüyü, uzun sohbetleri, bitmeyen arkadaş ortamlarını, her gün yeni bir yüz görmeyi hayatın vazgeçilmez bir parçası sanır. Çünkü gençlik biraz da “hep birlikte yaşamak” duygusudur. İnsan kendini yalnız hissetmek istemez; seslerin arasında kayboldukça güçlü olduğunu düşünür. Fakat yıllar geçtikçe insanın içinde sessizce değişen bir şey olur. Kalabalıklar yorucu gelmeye başlar. Uzun konuşmalar anlamsızlaşır. Herkese yetişmeye çalışan o eski ruh, bir köşeye çekilip sadece huzur arar.
Yaş almak aslında biraz da insanın kendine dönmesidir.
Eskiden saatlerce süren dostlukların yerini kısa telefon konuşmaları alır. Bayramlarda dolup taşan evler sessizleşir. Bir zamanlar “her gün görüşürüz” denilen insanlar, zamanın içinde yavaş yavaş uzaklaşır. Kimisi hayat telaşına kapılır, kimisi değişir, kimisi de sadece unutulur. İnsan önce buna üzülür. Sonra alışır. En sonunda ise kabullenir.
Çünkü yaş aldıkça insan şunu öğrenir: Herkes kalıcı değildir.
Bir süre sonra insan, kalabalıkların içindeki sahte yakınlıkları fark etmeye başlar. Her gülümsemenin samimi olmadığını, her “nasılsın?” sorusunun gerçekten merak edilmediğini anlar. İşte o zaman ruh yorulur. İnsan konuşmaktan çok susmayı tercih eder. Her davete gitmez, her tartışmaya girmez, herkese derdini anlatmaz. Çünkü artık bilir ki bazı şeyler anlatıldıkça değil, içte taşındıkça anlam kazanır.
Yaş almak insanı yalnızlaştırmaz aslında; insanı seçici yapar.
Eskiden onlarca kişiyle oturulan masalarda aranan mutluluk, artık bir bardak çayın yanında edilen tek bir samimi sohbette bulunur. İnsan büyüdükçe “çok insan” değil, “gerçek insan” ister. Gürültü yerine huzuru, gösteriş yerine sadeliği arar. Belki de bu yüzden yaş aldıkça insanın çevresi küçülür ama kalbi daha derin hisseder.
Bir başka gerçek daha vardır: İnsan yaş aldıkça kırılmaktan yorulur.
Gençken her hayal yeniden kurulabilir sanılır. Her dostluk sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelir. Ama hayat, insana kaybetmeyi de öğretir. Kimi zaman bir dostu, kimi zaman bir aile büyüğünü, kimi zaman da eski kendisini kaybeder insan. İşte bu kayıplar çoğaldıkça ruh biraz daha sessizleşir. İnsan herkese yetişemeyeceğini, herkesi taşıyamayacağını anlar. Ve yavaş yavaş geri çekilir. Bugün birçok insanın kalabalıklar içinde yalnız hissetmesinin nedeni de budur belki. Çünkü modern dünya insanı birbirine yaklaştırmadı; sadece birbirine görünür hale getirdi. Sosyal medya sayesinde herkes birbirinin hayatını görüyor ama kimse kimsenin ruhuna dokunmuyor. İnsanlar artık daha çok konuşuyor ama daha az anlıyor. İşte bu yüzden insan yaş aldıkça biraz da kendi içine sığınıyor. Belki de olgunluk tam olarak budur:
Kendi sessizliğinde huzur bulabilmek.
Çünkü belli bir yaştan sonra insan, herkesle yakın olmanın değil; kendine yabancılaşmamanın önemli olduğunu anlıyor. Kalabalıkların içinde kaybolmaktansa, az insanla gerçek bağ kurmayı seçiyor. Ve hayatın sonunda geriye kalan şeyin “kaç kişi tanıdığı” değil, “kaç kişiye gerçekten dokunabildiği” olduğunu fark ediyor.
İnsan yaş aldıkça herkesten uzaklaşıyor olabilir…
Ama belki de ilk kez kendine yaklaşıyordur.