İzmir’in Alsancak ve çevresinde anaokulu krizi büyüyor. Salih İşgören İlkokulu ile Melih Özakat İlkokulu’nun depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle Gazi Ortaokulu’na taşınmasıyla üç okul aynı binada eğitim vermeye başladı. Artan öğrenci yoğunluğu nedeniyle derslikler yetersiz kalınca Gazi Ortaokulu’ndaki ana sınıfı da hizmete açılamadı. Yaklaşık iki haftadır çocuklarını anaokuluna gönderemeyen veliler, bölgede ücretsiz yararlanabilecekleri başka bir anaokulu bulunmadığını belirterek yetkililerden acil çözüm talep ediyor.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Aslı Tamtürk ise yaşananların yalnızca bir okulun kapasite sorunu olmadığını belirterek, kırılgan bölgelerde eğitime erişimin giderek zorlaştığına dikkat çekti ve okul planlamasının öğrenci kapasitesiyle birlikte yapılması gerektiğini vurguladı.

GEREKÇE: DERSLİKLER YETERSİZ
Yaklaşık 2 haftadır çocuğunun anaokulundan mahrum olduğunu belirten bir veli, yaşadıkları mağduriyeti şu sözlerle anlattı: “Salih İşgören İlkokulu 3 yıldır inşaat halinde duruyor. Büyük çocuğum orada okuyordu. Okul yıkılınca Melih Özakat İlkokulu’na taşındık. Orada sabahçı ve öğlenci olarak aynı binayı kullandık… Fakat okulların açılmasına 3 hafta kala orası için de depreme dayanıksız olduğu gerekçesi ile yıkım kararı çıktı. İki okul, Gazi Ortaokulu’na taşındı. Aynı çatı altında 3 okul beraber eğitim görüyor! İkinci büyük sorun ise tam da burada başlıyor; derslikler yetersiz olduğu için Gazi Ortaokulu’nun anasınıfını hizmete kapattılar. Zaten bir sene önce anasınıfı orada kapatılmış. İki okulun taşınmasıyla birlikte açılma ihtimali tamamen yok oldu. Küçük kızım ve onun gibi anasınıfına gitmek isteyen daha nice çocuk yaklaşık 2 haftadır bu eğitim hakkından mahrum! Şu anda Alsancak ve çevresinde ücretsiz olarak yararlanılabilecek bir anaokulu bulunmuyor. İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerine durumu ilettiğimizde ise ‘Kendi başınızın çaresine bakın’ denildi. Anaokulu zorunlu eğitim kapsamında olmadığı için böyle bir yaklaşım sergilendi. Başka bir yerde sınıf açılması durumunda ulaşım da bizim için ayrı bir sorun olacak. Çocuklar küçük olduğu için oraya yürüyerek gitmeleri mümkün değil. Mutlaka bir araçla götürmemiz gerekecek. Ancak Alsancak'tan söz konusu bölgeye doğrudan toplu ulaşım imkanı da bulunmuyor. Ücretli servislere ve özel anaokullarına mahkum ediliyoruz! Çocuklarımızın eğitim hakkından mahrum kalmasını istemiyoruz. Yetkililerden bir an önce çözüm bekliyoruz.”
KRONİK BİR MESELENİN YANSIMASI
Anaokulu meselesinin Türkiye’de ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Aslı Tamtürk ise “Biz yıllar önce AÇEV’le birlikte ‘7 Çok Geç’ kampanyasında yer almış, okul öncesi eğitimin önemine dikkat çekmek için ortak çalışmalar yürütmüştük. O dönemde her iki kurumun genel başkanları öncülüğünde okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması için önemli bir çaba gösterildi. Sonraki yıllarda okulların bünyesinde 5-6 yaş grubu için ana sınıfları açılmaya başlandı. Ana sınıfının, çocuğun devam edeceği ilkokulun bünyesinde bulunmasını son derece önemli buluyorum. Bunu kendi çocuklarım üzerinden de gözlemleme fırsatım oldu. Çocuklarımdan birini kreşin ana sınıfına, diğerini ise devam edeceği ilkokulun ana sınıfına gönderdim. İlkokulun ana sınıfına devam eden çocuğum, birinci sınıfa başladığında okul ortamına çok daha aşinaydı. Okulun bahçesini, teneffüs düzenini, öğretmenlerini ve öğrenci ortamını tanıyordu. Okulun bir parçası olmayı öğrenmiş, sorumluluklarının farkına varmaya başlamıştı. Bu deneyim bana, ana sınıfının yalnızca ilkokula akademik hazırlık olmadığını; çocuğun sosyal, fiziksel ve duygusal gelişimi açısından da ne kadar önemli bir eğitim kademesi olduğunu gösterdi. Bugün bu iki okulumuzda yaşanan sorun, aslında yıllardır çözüm bekleyen kronik bir meselenin yansımasıdır. Biz yıllardır Eğitim-Sen, Eğitim-İş ve veli dernekleriyle birlikte her çocuk için eşit, laik, bilimsel, nitelikli ve kamusal eğitim mücadelesi veriyoruz. Çünkü özellikle sosyoekonomik açıdan kırılgan mahallelerde eğitime erişim giderek zorlaşıyor. Kent merkezlerinde olduğu kadar kırılgan bölgelerde de çocukların eğitime erişimi konusunda aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Ancak bugün bir metropolün merkezinde, velilerin çocuklarını ücretsiz olarak gönderebileceği, üstelik devam edecekleri ilkokulun ortamına alışarak eğitim hayatına hazırlanabilecekleri bir ana sınıfına erişememesi kabul edilebilir bir durum değil. Okul öncesi eğitim bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır. Bu hakkın çocukların yaşadıkları mahalleye ya da ailelerinin ekonomik koşullarına bağlı olmaksızın güvence altına alınması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
OKUL SORUNU ÇALIŞAN ANNELERİ DE ETKİLİYOR
Kahramanlar’da bulunan Mustafa Öğütveren Ortaokulu’nda ana sınıfı olduğunu ancak kontenjan sorunu yaşandığını aktaran Başkan Tamtürk, şöyle konuştu: "Üstelik bölgede bir kentsel dönüşüm ve doku değişimi yaşanıyor. İleride yapılaşma nedeniyle burada da okul kalmayabilir. Peki, bu çocuklar nereye gidecek? Bölgedeki yapılaşma ve dönüşüm sürecinde mevcut okulların korunması da gerekiyor. Bu durum annelerin istihdamını ve çalışma hayatını da doğrudan etkiliyor. Alsancak bölgesindeki devlet okullarının velilerine baktığınızda, özellikle hizmet sektöründe çalışan kadınların yoğunlukta olduğunu görüyorsunuz. Bu annelerin çocuklarına gerektiğinde kolayca ulaşabilecekleri konumlarda okulların bulunması gerekiyor. Bölgedeki esnafın, apartman görevlilerinin çocukları da bu okullara gidiyor."
ÖĞRENCİ SAYILARI ARASINDA UYUMSUZLUK
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesinde çalışan iki velinin de bu sürecin mağduru olduğunu söyleyen Başkan Tamtürk, “Burada akşam saat 18.00'e kadar çalışıyorlar. Çocukları okuldan çıktığında onlarla ilgilenebilmek, gerektiğinde yanlarına gidebilmek için çocuklarını buraya verdiler. Ancak okulun açılmasına birkaç hafta kala bu haberi aldılar. Dolayısıyla bu soruna acilen bir çözüm bulunması gerekiyor. Bize yöneltilen eleştirilerden biri, okulların deprem riski nedeniyle, yani depreme dayanıklı olmadıkları için yıkıldığı yönünde. Biz okulların deprem güvenliğine uygun hale getirilmesine karşı değiliz. Tam tersine, çocukların depreme dayanıklı binalarda eğitim görmesi gerekiyor. Ancak bunun mutlaka bir planlamayla yapılması gerekir. Okulların kapasitelerini ve öğrenci sayılarını dikkate alarak bir planlama yapabilirsiniz. Yıkılan okulun öğrencilerini, kapasitesi uygun başka okullara yönlendirebilir, yeni yapılan okulların kapasitelerini de buna göre düzenleyebilirsiniz. Böylece okulların kapasiteleriyle öğrenci sayıları arasında bir uyumsuzluk oluşmasını önlersiniz ve çocukların bu mağduriyetleri yaşamasının önüne geçersiniz” dedi.
OKULLARI EŞİTSİZLİĞİN MEKANLARI HALİNE GETİRİRSEK…
Çocukların temel yaşam ve gelişim hakları arasında dinlenme hakkının da bulunduğunu hatırlatan Başkan Tamtürk, son olarak ise "Bir çocuk sabah 08.00’de okula gidip akşam saatlerine kadar eğitim hayatının içinde kalıyorsa ne zaman dinlenecek, ne zaman oyun oynayacak, kendisine ne zaman vakit ayıracak? Çocukların eğitim hayatında karşılaştıkları eşitsizlikler, ilerleyen yaşamlarında da derin izler bırakabiliyor. Turgutlu’da yaşanan olay hepimizin yüreğini dağladı. Çocuklarımızın ruh sağlığını, kendilerine ve geleceğe duydukları güveni de düşünmek zorundayız. Okulları sınıfsal eşitsizliklerin mekanları haline getirir, çocukları daha küçük yaşlardan itibaren bu ayrışmaya maruz bırakırsak umutsuzluğu, özgüven kaybını ve değersizlik duygusunu da beslemiş oluruz. Bu duygular zamanla öfkeye dönüşebilir; çocukların kendilerine ya da çevrelerine yöneltebilecekleri davranışları etkileyebilir. Çocuklarımızın ruh sağlığını düşünüyorsak, doğdukları andan itibaren yaşam ve gelişim haklarını korumak zorundayız. Bu yalnızca ailelerin değil, devletin ve sorumluluk sahibi tüm kurumların ortak yükümlülüğüdür" çağrısında bulundu.



0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın