İzmir Ticaret Borsası Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı, İzmir Ticaret Odası Yeni Hizmet Binası Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, küresel ticarette hızlanan dönüşümün Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Öte yandan dünya genelinde değişen ticaret dengelerinin Avrupa Birliği’nin yeni serbest ticaret anlaşmaları ve mevcut Gümrük Birliği yapısının ortaya çıkardığı risklere işaret eden Kestelli, Türkiye’nin hem dış ticaretteki konumunu koruyabilmesi hem de üretim yapısını güçlendirebilmesi için yapısal adımların hızlandırılması gerektiğine işaret etti. Ayrıca son haftalarda meydana gelen sağanak yağışların artı ve eksilerini ele alan Kestelli, aşırı yağışların tarımı olumsuz etkileyebileceğine vurgu yaptı.
GÜMRÜK VERGİLERİNİ BİR SİLAH GİBİ…
Türkiye’nin ticari açıdan 2026 yılının ilk iki ayında istenilen seviyede devam etmediğini vurgulayan ve bunun temel sebebi olarak ülkemizin global pazarın dinamiğine yetişememesini gösteren Başkan Kestelli, “2026 yılının ilk iki ayını geride bırakırken, ekonomide tüm enerjimizi odakladığımız dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğini gözlemliyoruz. Ocak ayı enflasyon verileri, Merkez Bankası’nın hedef güncellemesi ve beklentilerdeki katılık, sürecin öngörülenden daha zorlu bir patikada ilerlediğine işaret ediyor. Sürdürülebilir, kaliteli ve kapsayıcı büyüme hedefi doğrultusunda, stratejik çerçevemizi geliştirecek ve uygulamayı hızlandıracak adımların değerlendirilmesi yararlı olabilir. Çünkü dünya, bizim tempomuzdan çok daha hızlı değişip dönüşüyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini adeta bir silah gibi kullanması tüm dünyada ticaret dengelerini değiştiren zincirleme bir reaksiyona neden oldu. Bunların en önemlisi ve bizi en çok etkileyecek olanı ise Avrupa Birliği’nin Güney Amerika ülkelerinin oluşturduğu MERCOSUR ve Hindistan ile dış ticarette yeni bir sayfa açması oldu. Hem Latin Amerika ülkeleri hem de Hindistan ile imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmalarının hükümleri uyarınca Avrupa Birliği, tarife kalemlerinin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerini kaldıracak. Keza Hindistan ve MERCOSUR bölgesi ülkeleri de benzer şekilde gümrüklerini AB mallarına açacak. AB ile Hindistan ve Latin Amerika ülkeleri arasındaki ticarette neredeyse tüm engelleri kaldıran bu anlaşmanın, Türkiye’yi de birçok farklı açıdan derinden etkilemesi ne yazık ki kaçınılmaz görünüyor. Bunun başlıca nedeni de Türkiye’nin en çok ihracatı AB ülkelerine yapması ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması’nın eşitsiz yapısından kaynaklanıyor” sözlerine dikkat çekti.
PAZAR PAYINI KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA
“2024 verilerine göre Türkiye, toplam ihracatının yaklaşık yüzde 41’ini AB ülkelerine yapıyor. Toplam ithalatımızın yüzde 32’si de AB ülkelerinden geliyor.
Türkiye’nin toplam dış ticaretinin yüzde 36’sını AB ile yapılan işlemler oluşturuyor. Dolayısıyla bu durum AB’yi Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı yapıyor” diyerek sözlerine devam eden ve Türkiye’nin dış ticarettinde AB ülkelerinin önemine dikkat çeken Kestelli, “AB’nin yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları işte tam da bu noktada Türkiye için kötü haber anlamına geliyor. Çünkü bu anlaşmalar ile Türkiye’den Avrupa’ya ihraç edilen emek yoğun sektörlerdeki birçok mal, Hindistan ve Latin Amerika’dan daha ucuza alınabilecek ve Türkiye pek çok sektörde pazar payını kaybetme riskiyle karşı karşıya gelecek. Buna ek olarak AB ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’ndaki ortak gümrük tarifesi şartı sebebiyle Hindistan ve Güney Amerika malları Türkiye’ye gümrüksüz girebilecekken, Türk malları aynı şekilde o ülke pazarlarında boy gösteremeyecek. Yani bu anlaşmalardan hem dış ticaretimiz hem de iç pazardaki hakimiyetimiz zarar görecek” yorumunda bulundu.
SÜREÇTEN OLUMSUZ ETKİLENECEK SEKTÖRLER
Kısa ve orta vadede otomotiv, makine, kimya, tarım ve elektronik sektörlerinin yeni süreçten olumsuz etkileneceğinin öngörüldüğünü aktaran Kestelli, “2024 yılında Global Economy’nin paylaştığı verilere göre Hindistan’ın iş gücü 607 milyon kişi civarına ulaşırken Türkiye’deki toplam iş gücü 36 milyon kişi civarında seyrediyor.
Böylesine büyük bir nüfus farkı, emek arzı açısından Hindistan’a büyük avantaj sağlıyor. Hindistan’a AB ile ticarette Türkiye’ye karşı avantaj sağlamasında etkili olan bir diğer faktör ise iki ülke arasındaki işçi ücretleri farkı. Hindistan’da eyaletten eyalete göre değişen ortalama ücret 200–400 Dolar arasındayken, Türkiye’de bu değer yaklaşık 906 Dolar seviyesinde bulunuyor. Dolayısıyla Hindistan’ın hem sayısal çoğunluğa hem de daha düşük ücretle işçi çalıştırabilme gücüne sahip olması, emek yoğun sektörlerde Türkiye’nin AB ile olan köklü ticaretini baltalama potansiyeli taşıyor” dedi.
DAHA VERİMLİ, DAHA KALİTELİ ÜRÜNLER
Bu bağlamda Türkiye’nin atması gereken iki stratejik adım olduğunu belirten Kestelli, “Öncelikle ve hızla, aleyhimize çalışan gümrük birliğinin revize edilmesini temin etmek. İkinci olarak da, yapısal adımlarla emek yoğun sektörlerin dönüşümünü sağlamak. Katma değerli üretim sonucu ortaya çıkan teknoloji yoğun ürünlerin muadillerini elde etmek, emek yoğun sektörlerdeki ürünlere kıyasla zor olduğundan bu senaryoda Türkiye’nin ithalat ve ihracatı, kendi söz hakkı bulunmayan anlaşmalara bağlı olmaktan görece kurtulacak ve en azından bu tarz durumlardan daha az etkilenecektir. Ayrıca teknoloji yoğun ürünlerin üretimi için kurulması gereken altyapı oluşturulduğunda otomasyon teknolojileri de gelişeceğinden birim maliyeti düşürmek mümkün hale gelecek ve bu sayede Türkiye efektif şekilde daha verimli ve daha kaliteli ürünler üretebilecektir. Bu gerçekleşmediği takdirde Türkiye üretimde ucuz emeğe ve katma değersiz üretime devam etmek zorundadır ki bu da hem işçi ücretlerini artırmayarak refahı kısıtlamak hem de diğer ülkeler tarafından ticari rekabet baskısı altında kalmak anlamına gelir. Bu durum Türkiye’yi çok kırılgan ve hassas bir konuma sokmaktadır” mesajını verdi.
NÜFUSUMUZ GİDEREK YAŞLANIYOR
Türkiye’de genç nüfusun azalması dolayısıyla başta tarım olmak üzere bütün sektörlerin olumsuz etkileneceğine değinen Kestelli, “Ülkemizi bekleyen bir diğer önemli problem ise nüfus artışındaki hızlı azalma. Bu konuyu uzun uzun istatistiklerle anlatmaya, sizi rakamlarla boğmaya hiç niyetim yok. Tek bir örnek her şeyi anlatmaya yetiyor. Bundan 7-8 yıl önce ilkokula başlayan çocuk sayısı 1 milyon 300 binlerde seyrederken, günümüzde bu sayı 850 binlere gerilemiş durumda. Nüfusumuz giderek yaşlanıyor. Bugün tarımda yaş ortalaması 56-57. Bizler yıllardır bu yaş ortalamasını düşürmenin yollarını tartışırken, yakın bir gelecekte tüm sektörlerin benzer bir açmaza sürükleneceğini görüyoruz.
Bu sorunu ortadan kaldırmanın sihirli bir formülü de bulunmuyor maalesef. Toplumsal refahın artması, eğitim, sağlık, barınma gibi alanlarda insanların kaygılarını giderecek düzenlemelerin yapılması gerekiyor” bilgisini paylaştı.
BARAJLARIN DOLMASI ÇOK ÖNEMLİ
Son olarak İzmir’de artan yağışların olumlu ve olumsuz etkilerinden söz eden Kestelli, yağışların barajları doldurduğunu ancak bazı tarım arazilerine zarar verdiğini belirtti. Kestelli, “Boşalan barajlarımızın hızla doluyor olması hepimizi çok mutlu ediyor. Özellikle İlimizin içme suyu kaynağı olan Tahtalı Barajı. Tarımsal sulama açısından da diğer barajların dolması çok önemli. İnşallah bu yaz sulama sıkıntısı çekmeyeceğiz. Ancak madalyonun diğer yüzünde aşırı yağışların olumsuz etkileri de var. Ülke genelinde yağışların uzun yıllar ortalamasının yaklaşık yüzde 50 üzerinde gerçekleşmesi, tarım arazilerinde su birikmesi sorununu doğurdu. Özellikle kışlık sebzeler, erken ilkbahar ekimleri ve örtü altı üretimde verim kayıpları oluşuyor. Ürünlerimizin pazarlanabilir kısmının azalması üreticilerimizin gelirini doğrudan etkileyecek gibi görünüyor. İzmir ve çevresindeki sera alanlarında meydana gelen hasarlar da zararın boyutunu artırmış durumda. Ayrıca, aşırı yağışların uzun vadede toprak verimliliğini de tehdit ettiğini söyleyebiliriz. Bu tablo bize bir kez daha göstermektedir ki iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bu dönemde tarım sektöründe drenaj altyapısının güçlendirilmesi, erozyon önleyici uygulamaların yaygınlaştırılması ve etkin risk yönetimi büyük önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

BİR BAĞIMLILIK SÖZ KONUSU
İTB Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi ise gübre fiyatlarındaki dalgalanmaların, çiftçilerin maliyetlerinin artmasına neden olarak, gıda enflasyonunu da tetiklediğini kaydederek, “Bu noktada, tarımsal üretimin temel sorunununyalnızca artan maliyetler olmadığının altını çizmek istiyorum. Maalesef ülkemizde yoğun girdi kullanımına karşı nedense bir bağımlılık söz konusu. Bu model uzun vadede sürdürülemez. O nedenle alışkanlıklarımızı iş işten geçmeden önce değiştirmeliyiz. Toprağın onarılması mümkün. Bunun için bilinen ve uygulanmakta olan agroekolojik birçok yöntem bulunuyor. Diğer taraftan, toprakların su tutma kapasitesini güçlendirmek ve üretimi daha dayanıklı hale getirebilmek için tarımı, suyu, iklimi ve araziyi birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyacımız olduğunu ifade etmek isterim. Unutmayalım ki bugün göstereceğimiz özen, yarının toprağını ve yaşamını şekillendirecektir” dedi.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın