BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Hayvan yetiştiriciliğinin artan maliyetler ve şehirleşme nedeniyle giderek zorlaştığı Türkiye’de yetiştiricilik insanların uzak durduğu bir meslek olmuş durumda. İzmir’in pek çok bölgesi gibi zamanında kırsal olan ancak artan göç ve şehirleşmeyle birlikte tarım ve hayvancılıktan kopma noktasına gelen Çiğli’nin ova kesiminde ise bölgedeki hayvancılığın son temsilcileri ağır şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor. Artan maliyetler karşısında satışlardan yana da yüzü gülmeyen yetiştiriciler, devletten de yeterli desteği görmediğini belirtirken, işlerini ise ailenin genç üyelerine benimsetemediklerine dikkat çekiyor. Kaklıç Mahallesi’nde yetiştiricilik yapan Veli Çağırtekin, artan yem fiyatları nedeniyle hayvanları doyurmak için pazar artıklarını almak zorunda kaldıklarını söylerken, bölgedeki bir diğer yetiştirici olan Zekeriya Kızanlıkyahya ise modern yöntemler konusunda bilgi sahibi olsalar da bu yöntemleri hayata geçiremediklerini vurguluyor.

BİZ ÜRETİYORUZ BAŞKASI KAZANIYOR
Çiğli’de hayvancılığın son temsilcileri olarak kaldıklarını aktaran Çağırtekin, aradan geçen zaman içerisinde hayvanlarının sayısını giderek düşürmek zorunda kaldığını söyledi. Yem alış ve süt satış fiyatlarının birbirini karşılamadığını söyleyen Çağırtekin, “Benim yaşım gelmiş 75’e. Biz burada eşimle baş başa vermişiz, Çiğli’de bu hayvancılığın son temsilcileri kalmışız. İhtiyacım olduğundan da değil, zamanında çoluğu çocuğu bu işten everdik, ev bark yaptık ama işte insan bunca yıllık emeğine, teşkilatına kıyamıyor, bırakıp da gidemiyor. Ama gel gör ki hayvancılık bitmiş, ölmüş. Bende eskiden 45-50 baş hayvan vardı, yarı yarıya düşürdüm; çünkü kazanç yok, gitmiyor. Sütü mandırada bizden 20 liraya alıyorlar, markette satıyorlar 40 liraya; halk da yiyemiyor, peynir olmuş bin lira. Neden benim ürettiğimden başkası para kazanıyor? Bir çuval yem olmuş bin 100 lira. Şu önümdeki kuru saman var ya, eskiden biz bunu yakıp atardık, şimdi kilosunu 7-8 liraya mal ediyorum. Bir hayvana anasının karnında bir sene bakıyorsun, iki sene de dışarıda bakıyorsun, etti mi üç sene? Üstüne bir de şap hastalığı geldi, 10-15 tane hayvanım ziyan oldu, kör oldu. Elimde kalanları da ağustosta tamamen çıkaracağım, doğuracak olanları bekliyorum, inan hayırları da kalmadı” diye konuştu.

İNEK SAHİBİNDEN DAHA RAHAT
Artan yükler karşısında yeterli desteği görmediklerini paylaşan Çağırtekin, söz konusu zorluklar nedeniyle gençlerin köye dönmesinin zor olduğunu vurguladı. Yetiştiricinin çekilir bir hayatı olmadığını aktaran Çağırtekin “Çıkıp televizyona ‘Köylüyü kolluyoruz’ diyorlar. Neyi kolluyorsun yahu? İlçe Tarım’daki veterinerleri oturtmuşlar bilgisayar başına. Eskiden İzmir merkezde bir tek veteriner vardı, adam koskoca Menemen’i, Ödemiş’i tek başına gezer, tohumlamasını yapardı. Bir de çıkmışlar ‘Köye dönüş’ diyorlar. Yahu buranın gençleri köye döner mi? Bir inek olmuş 100-150 bin lira. Sadece inekle de bitmiyor, bunun yeri var, teşkilatı var. Bugün bir genci köye döndüreceksen en az 2 milyon lira para lazım ki adam ancak 6 ay, bir sene sonra ekmek yiyebilsin. Bana bankadan kredi, para vermeyin yahu, bana güç verin güç! Bizim köy eskiden 330 haneydi, her kapıda 4-5 inek vardı, hayvancılıktan geçinirdik. Bizim köyün 2 bin dönüm merası vardı, şimdi o meranın tam üstüne arıtma tesisi kurdular, hayvanın gidecek yeri kalmadı. Biz de yemciye bağımlı kalmayalım diye her gün gidip çöpten, pazardan yemek artığı, marul, pizza, mantı hamuru topluyoruz; hayvanları yüzde 50 böyle doyuruyoruz. Vallahi hayvancılığın hiçbir hayrı kalmadı, ne bir tatilimiz var ne bir sosyal hakkımız. Bir köye, bir ahıra... İnanın inekler benden daha rahat yaşıyor bu dünyada” dedi.

SENCER SOLAKOĞLU’NU DİNLİYORUZ
Yetiştiriciliği modern yöntemler ile yapmak adına uzmanlara kulak verdiklerini ancak artan mali yükler nedeniyle önerileri uygulamaya geçiremediklerini aktaran Kızanlıkyahya, “Biz tabii ki Sencer Solakoğlu gibi büyük isimleri hep dinliyoruz artık. Otla, yemle, çöple bakmaktansa daha kaliteli ve daha verimli hayvanlarla uğraşalım diyoruz ama kimse bir yere kıpırdayamıyor. 10-15 sene önce kurduğumuz düzen neyse, hala o eski kara düzenle gitmeye çalışıyoruz. Yem karmadır, traktördür ya da icarla uğraşmaktır, yeni yeni bir şeyler yapmaya gayret ediyoruz ama önümüzü göremediğimiz için bir şey yapamıyoruz. Eski maliyetler kalmadı; bir çuval yemin maliyeti aşağı yukarı bin lira oldu. Bunun samanı, küspesi, arpası, darısı derken yeterli verimi alamıyoruz; meradan da rahat rahat yararlanamıyoruz. Şu an için ne belediyeden ne de bakanlıktan hiçbir desteğimiz yok, tamamen yemciye mahkum çalışıyoruz. Hayvanlarımızı çöple, hamurla, ıvırla zıvırla, ekmekle besleyerek idame ettirmeye çalışıyoruz. Aslında yonca ile beslememiz gerekirken önümüzü göremediğimiz için her sene aynı muhabbeti yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

OĞLU HAYVANCILIKTAN VAZGEÇTİ
Askerden dönen oğlunu hayvancılığa yönlendirerek işleri büyütmek istediğini ancak oğlunun hayvancılıkta gelecek görmediği için başka mesleğe yöneldiğini aktaran Kızanlıkyahya, “8-10 tane büyükbaş hayvanım var. Hem kesim hem süt üzerine çalışıyorum. Buzağılar büyüyüp erkek danalar karkas olarak 300-350 kiloya geldi mi onları bıçağa veriyorum, dişileri de kendime damızlık olarak ayırıyorum. Et fiyatları ise dönem dönem bizi kurtarmıyor. Özellikle yaz sezonunda herkes tatil yerlerine gittiği için buralarda pek bıçak oynamaz. Okullar açıldıktan sonra bir kıpırtı olur ve fiyatlar biraz yükselir ama o dönemde de elinizde kendi dananızın denk gelip gelmemesi tamamen şans işidir. Yılbaşına kadar hayvana güzel bakıp o döneme denk getirebilirsen kestiriyorsun, denk gelmezse de fırsat kaçıyor. Ben kendim emekliyim. Oğlum askerden geleli daha bir ay oldu. Aslında onu da bu hayvancılığa yönlendirmeyi, işi büyütmeyi düşünüyordum. Ben zaten sabah 5 gibi kalkıyorum; ‘5 inek için kalkacağıma 20 inek için kalkayım’ diyordum. Ancak oğlan gelip buraların durumunu ve ne yapacağımızı bilemediğimizi görünce hayvancılıktan vazgeçti; ben de onu hemen bir işe, çalışmaya verdim” dedi.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın