BERKAY ERDEN / İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) İzmir Şubesi olağan Haziran ayı meclis toplantısını bugün gerçekleştirdi. Meclis Başkanı Argun Gündüç başkanlığında toplanan mecliste Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, yönetim kurulu ve meclis üyeleri yer alırken, Öztürk mecliste yaptığı konuşmada deniz ticaretini son dönemde etkileyen gelişmelere ve İzmir’in gelişmesi gereken alanlara yer verdi. İzmir’in turizm açısından geri kaldığını ve bununla bağlantılı olarak yeterli uçuş seferine ulaşamadığını belirten Öztürk, Çeşme Projesi’nin kentteki turizmi geliştirmek adına önem taşıdığını vurguladı. Kentteki limanların bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ve limanları besleyen alanlar ile ulaşım yollarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, jeopolitik riskler nedeniyle yaşanan rota değişikliklerinin ekonomiye olan etkisine dikkat çekti.

ÖZTÜRK: YOLCU YOK Kİ UÇUŞ OLSUN
Çeşme projesi ile İzmir’in turizm açısından elinin güçlenebileceğini aktaran Öztürk, “Çeşme projesi ile ilgili konu zaten yeteri kadar gündeme geldi, bu yüzden daha fazla detaya girmeye gerek görmüyorum, ancak kişisel görüşlerimi paylaşabilirim. İzmir'in geleceği açısından turizm odaklı gelişmesi kritik bir öneme sahip. Antalya veya İstanbul gibi turizm merkezlerine milyonlarca turist gelirken, İzmir'de bu sayının yalnızca bir milyon civarında kalması düşündürücü bir durum. Çeşme'de yaşayan biri olarak, sosyal medya platformlarında paylaşılan ‘Çeşme çok pahalı’ gibi yorumların ötesine geçerek, bu bölgedeki değerlerin kimler tarafından nasıl korunduğunu anlamamız gerekiyor. Evet, fiyatlar yüksek olabilir, ancak bu durum gerçeği değiştirmiyor. İzmir'de Çeşme benzeri bir turizm merkezini sıfırdan oluşturmanın çok zor olduğunu gözlemliyorum. Ulaşım konusuna gelince; İstanbul aktarmalı uçuşlar zaman ve verimlilik açısından oldukça zorlayıcı. Örneğin, Romanya'ya yapılan bir seyahatte, iki saatlik yolculuklar yerine aktarmalarla toplamda 12 saati bulan süreçler yaşanabiliyor. İzmir'deki direkt uçuşların azlığı bu durumun en büyük sebeplerinden biri ve yaz aylarında bu yoğunluk biraz artsa da, özellikle Avrupa'daki gurbetçilerin taleplerini karşılamada hala zorluklar yaşanıyor” dedi.
"ALİAĞA VE ALSANCAK RAKİP DEĞİL"
Aliağa ve Alsancak limanlarının birbirlerine rakip olarak değil, İzmir’in denizcilikte gelişmesi açısından bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyleyen Öztürk, “İzmir’in limancılık anlayışı Alsancak ile Aliağa’yı birbirine rakip olarak konumlandırmakla sınırlandırılmamalıdır. Her ikisinin de uzmanlaşmış yönleri vardır. İzmir sadece bir liman kenti değil çok kapsamlı bir deniz ticaret alanı olabilir. Bir limanın gücü sadece rıhtımın boyu vinç sayısı ile ölçülmüyor demiryolu ağları ulaşımı ile entegre şekilde ölçülüyor. Bugün dünyada limanlar sadece malların gelip geçtiği yerler değil, veri üreten, enerji üreten yerlerdir İzmir’de bu dönüşümü kaçırmamalıdır. Sadece taşımacılık açısından değil; eskiden Romanya çok güzel gemiler yapardı. Geçtiğimiz hafta o ülkeye savaş gemisi satılması da güzel bir gelişme oldu. Romanya’nın limanını gezme fırsatımız oldu. Konteyner terminali, ‘İzmir Limanı niye böyle değil’ dedirtecek ölçüdeydi” ifadelerini aktardı.
"ROTA DEĞİŞİKLİKLERİ FİYATLARI ETKİLİYOR"
Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi önemli deniz yollarında yaşanan güvenlik krizlerini navlun fiyatlarını etkilediğini dile getiren Öztürk, “Hürmüz boğazı krizinin enerji taşımacılığı, sigorta birimi, navlun maliyetleri ve sefer planlaması üzerinde yarattığı etkidir. Çünkü günümüz çevresindeki her gerilim yalnızca bölgesel bir siyasi kriz olarak kalmıyor, tanker trafiğine, konteyner piyasasına, enerji fiyatlarından, sanayi yük maliyetlerine kadar geniş bir alana yansıyor. Buradan çıkardığı ders açık olmalıdır. Deniz ticaretinde rota güvenliği artık sadece güvenlik birimlerinin konusu değil, ihracatçı da ithalatçı da makbuz ve liman işletmecisi de sigortacı da bu riskleri günlük planlamasının içine almak zorundadırlar. Kızıldeniz ve Süveyş hattında son yıllarda yaşanan gelişmeler de aynı çerçevede değerlendirilmektedir. Gemi rotalarının değişmesi, bununla dolaşım ihtimali, sefer sürelerinin uzaması, yakıt maliyetleri ve ekipman dengesizlikleri navlun piyasasında kırılgan maliyetler. Bir ay içinde sakin görünen piyasa, bir güvenlik haberiyle yeniden hareketlenebiliyor. Bu arada İran'ın boğazı kapatması, özellikle küresel enerji tedarikine büyük darbe vururken İstanbul ve Çanakkale Boğazı ile ilgili yeni bir gelişme yaşandı. Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından gemi geçiş ücreti temmuz ayından itibaren yüzde 15 zamlanacak ve ton başına 5.07 dolara çıkacak. Bu ücret hâlihazırda ton başına 4.42 dolardı. Zamla birlikte Türkiye'nin önemli bir döviz geliri elde etmesi beklenmektedir. Nitekim haziran ayı başındaki küresel konteyner navlun endekslerinde de yeniden yukarı yönlü bir hareket görüldü. Burada önemli olan tek bir haftalık artıştan ziyade piyasanın hâlen ne kadar oynak olduğudur. Erken başlayan sezon hareketliliği, rota belirsizlikleri, enerji maliyetleri ve jeopolitik riskler birleştiğinde navlun piyasasında da öngörü yapmak oldukça zor. Dünya konteyner endeksi Pasifik ötesi ve Asya'dan Avrupa'ya ticaret rotalarındaki navlun ücretlerindeki artışın etkisiyle yüzde 12 yükseldi. Yani 40'lık konteyner başına neredeyse 4 bin dolara ulaştı, 2022-2023 seviyelerinde seyrediyor. Sen daha iyi bilirsin o zaman” ifadelerini aktardı.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın