Kartalkaya faciasının ardından yeniden gündeme gelen yangın yönetmeliği, turizm sektöründe büyük tartışma yarattı. Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (BOYD) Onursal Kurucu Başkanı Serdar Karcılıoğlu, yönetmeliğin mevcut uygulama biçiminin özellikle küçük ve orta ölçekli oteller için yıkıcı sonuçlar doğuracağını belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye genelinde yaklaşık 10 bin otelin kapanma riskiyle karşı karşıya olduğunu öne süren Karcılıoğlu, “31 Mayıs’ta 10 bin otelin selası okunur ve yok olur” sözleriyle dikkat çekti. Karcılıoğlu, milyonlarca liralık dönüşüm maliyetleri, yetersiz üretim kapasitesi ve eski otellerin fiziksel yapısı nedeniyle sektörün bu süreci kısa sürede karşılamasının mümkün olmadığını ifade etti.

FİİLEN MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR
“Kartalkaya’da yaşadığımız o acı olayın ardından Kültür ve Turizm Bakanlığının aklına bir anda turistlerin ve vatandaşlarımızın can güvenliği geldi” diyerek sözlerine başlayan Karcılıoğlu, “Ankara’daki bürokratik çevrelerde alınan bir kararla, sanıyorum 1907 ya da 1917 yılında çıkarılmış olan Yangın Yönetmeliği yeniden gündeme taşındı. Aslında bu yönetmelik, küçük eksiklikleri dışında baştan sona desteklenebilecek bir düzenleme. Ben de altına imzamı atarım. Ancak sorun şu noktada başlıyor: Yıllardır uygulanmayan, otellerde denetlenmeyen bu yönetmeliği şimdi bir anda harfiyen uygulamaya kalkarsanız ciddi sıkıntılar ortaya çıkar. Benim ilk itiraz ettiğim konu yangın kapılarıyla ilgiliydi. Türkiye’de yaklaşık 2 milyon yatak kapasitesi var. Bu da yaklaşık 1 milyon oda demek. 26 bin otelimiz bulunuyor. Sadece oda kapıları düşünüldüğünde bile 1 milyon kapı söz konusu. Bunun dışında otellerin farklı bölümlerinde de yangın kapıları isteniyor. Toplamda yaklaşık 1 buçuk milyon yangın kapısının değiştirilmesi gerekiyor. Şimdi dikkat edin: Türkiye’de 30 ya da 60 dakika yangına dayanıklı özel kapılar üreten yalnızca 7-8 büyük fabrika var. Bu fabrikaların toplam yıllık üretim kapasitesi ise yaklaşık 170 bin adet. Oysa ihtiyaç duyulan kapı sayısı bir buçuk milyon ve bunun 31 Mayıs’a kadar tamamlanması isteniyor. Yani beş ay içinde, yıllık kapasitesi yalnızca 170 bin olan bir üretim altyapısıyla bu işin yapılması bekleniyor. Otellerin yalnızca kapı konusunda bile yönetmeliğe uygun hale gelmesi fiilen mümkün görünmüyor. Bu sadece işin kapı kısmı. Bir de eski otellerin fiziksel yapısı var. 80’li yıllardan itibaren yapılmış birçok otel, dönemin yönetmeliklerine göre inşa edildi. Örneğin Beyoğlu’nda çok sayıda bitişik nizam otel bulunuyor. Yönetmelik şimdi bu yapılarda belirli oda sayısından sonra ikinci yangın merdiveni istiyor. Ancak bu binalarda fiziksel olarak ikinci bir yangın merdiveni yapmak mümkün değil. Bodrum’da ise farklı bir mimari yapı söz konusu. Yıllardır iki katlı mimari anlayış uygulanıyor. Şimdi bu yapılara da belirli standartlarda yangın merdiveni yapılması isteniyor. Ancak mevcut yapı düzeninde bunun gerçekleştirilmesi teknik olarak mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

OTELCİLİK SEKTÖRÜ BORÇ YÜKÜ TAŞIYOR
Sürecin bununla da bitmeyeceğini kaydeden Karcılıoğlu, “Yönetmelik, tüm odalara ve koridorlara sprinkler sistemi kurulmasını şart koşuyor. Bu da bütün odalardan büyük borular geçirilmesi, uçlarına sprinkler başlıkları takılması anlamına geliyor. Ayrıca bu sistem için en az on beş tonluk ayrı bir su deposu gerekiyor. Otelin mevcut su deposuna bağlamanıza izin verilmiyor; özel bir depo isteniyor. Bunun önüne de çift pompalı özel hidrofor sistemleri kurulması gerekiyor. Üstelik tüm bunların otomasyona bağlanması şart. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda, eski yönetmeliklere göre yapılmış otellerin bu fiziksel dönüşümleri kısa sürede gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor. Hatta uzun vadede bile çok zor. Şimdi işin maddi boyutuna gelelim. Otelcilik sektörü pandemiden bu yana yaklaşık 14,5 milyar dolarlık kredi ve borç yükü taşıyor. Daha açık söylemek gerekirse, birçok otel zaten ekonomik olarak zor durumda. Bankalarla yapılan yeniden yapılandırma anlaşmalarıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Hatta pek çok otel sahibi, otelini bankanın eline geçmeden satmaya uğraşıyor. Bugün en küçük bir otelin bile burada saydığımız düzenlemeleri yapabilmesi için en az 10 milyon TL harcaması gerekiyor. Ancak otellerin büyük bölümünde böyle bir kaynak yok. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bana göre bu süreç bir projeye dönüştürülmüş durumda. 31 Mayıs’tan sonra bunu daha net göreceğiz. Çünkü büyük ve güçlü otellerin bu şartları yerine getirme imkanı var. Özellikle Antalya, Bodrum ve bazı bölgelerde yılın on iki ayı çalışan, yüksek gelir elde eden büyük tesislerden söz ediyoruz. Ancak bunlar toplam oteller içinde çok küçük bir kesimi oluşturuyor. Küçük ve orta ölçekli oteller ise bu yükün altından kalkamayacak durumda! Sonuç olarak bu tesisler sistem dışına itilecek. Bazıları, bu otellere giden turistlerin büyük tesislere yönleneceğini düşünüyor ama bu gerçekçi değil. Çünkü küçük otellerin müşteri profiliyle büyük tesislerin müşteri profili aynı değil. O turistler doğrudan büyük otellere gitmez. Bu nedenle turizmde ciddi bir daralma yaşanabilir. Ben devlete ve bakanlığa şunu söylüyorum: Yıllardır ‘rekor üstüne rekor kırıyoruz’, ‘bu yıl 61 milyar dolar turizm geliri elde ettik’ diyorsunuz. Evet, bunlar kamuoyuna bu şekilde açıklanıyor. Ancak sektörün içinde bulunduğu gerçek tabloya baktığınızda, otellerin önemli bir kısmının ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığı görülüyor” bilgisini paylaştı.

SEKTÖR DÜŞÜK DOLULUKLARLA İLERLEMEYE ÇALIŞIYOR
Eğer gerçekten can güvenliği düşünülüyor ise o zaman kaynak ayrılması gerektiğini savunan Karcılıoğlu, “Madem ortada 61 milyar dolarlık bir turizm geliri olduğu söyleniyor, bunun içinden 10 milyar dolarını sektöre verin. Bu oteller için bu kaynak yeterlidir. Mevcut fiziksel yapısı uygun olan otel gerekli düzenlemeleri yapar; uygun olmayan ise yıkıp yeniden inşa eder. Sonuçta önemli olan insan hayatı ve can güvenliği değil mi? Bugün otellerin bu şartları yerine getiremediği açıkça ortada. Bundan beş gün önce Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras bir açıklama yaptı. Üç yüz otelin itfaiyeye başvurduğunu, ancak yalnızca iki otelin onay alabildiğini söyledi. Yani başvuran üç yüz otelden iki yüz doksan sekizi gerekli şartları sağlayamadığı için fiilen kapanma riskiyle karşı karşıya. Benim yaptığım araştırmalara göre, bu konuda mevcut yaklaşım sürdürülürse Türkiye genelinde yaklaşık 10 bin otel kapanabilir. Evet, tekrar vurguluyorum: 31 Mayıs'ta söz konusu yönetmelik ile 10 bin otelin selası okunur ve yok olur! Ortada yalnızca zaman meselesi yok. Fiziksel ve maddi olarak çözülemeyecek sorunlar var. Bunlar çözülmeden süre uzatmanın tek anlamı, sektörün üzerinde sürekli bir baskı unsuru oluşturmak olur. Turizm Bakanlığı, yıllardır TÜİK verilerine dayanarak sektörü olduğundan çok daha güçlü gösteriyor. Sürekli rekorlar kırıldığı, rakip ülkelerin geride bırakıldığı anlatılıyor. Eğer gerçekten ortada 61 milyar dolarlık bir gelir varsa ve bu başarı hikayesi olarak sunuluyorsa, o zaman bunun en az 10–15 milyar dolarlık kısmının sektöre aktarılması gerekir. Çünkü sektörün buna ihtiyacı var… Ramazan Bayramı tatiliyle ilgili olarak da söylendiği gibi büyük doluluk oranları söz konusu değil. Evet, dokuz günlük bir tatil var; ancak otellerde yapılan rezervasyonlar dokuz günlük değil. Çoğu rezervasyon son üç-dört günü, en fazla beş günü kapsıyor. Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Dünyanın hangi ekonomisi, yalnızca beş günlük bir gelirle bir sezonu geçirebilir? Zaten sezonun genel durumu ortada. Turizm sektörü uzun süredir düşük doluluklarla ilerlemeye çalışıyor” çıkışında bulundu.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın