6 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle huzurevlerine kabul yaşı 60’tan 70’e yükseltildi. Yeni düzenlemeye göre 60-69 yaş arasındaki yurttaşlar yalnızca ‘kısmi veya tam bağımlı engelli sağlık kurulu raporu’ bulunması halinde huzurevlerine kabul edilebilecek. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı değişikliği ‘hizmetin niteliğini artırma’ gerekçesiyle savunurken, sosyal hizmet uzmanları düzenlemenin Türkiye’de derinleşen yaşlı yoksulluğu ve bakım krizini görünür hale getirdiğine dikkat çekiyor. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, “70 yaş sınırı bir sonuç; asıl sorun insanların yaşlılıkta onurlu yaşam koşullarına erişememesi” diyerek, hak temelli sosyal güvenlikten bakım sigortasına kadar kapsamlı bir dönüşüm çağrısı yaptı.

KURUMSAL BAKIM DARBOĞAZDA
“Huzurevi giriş yaşının 70’e yükseltilmesi, Türkiye’nin ‘yoksullaşarak yaşlanan ülke’ gerçeğiyle ve artan bakım talebiyle başa çıkma noktasında kurumsal bakımın bir darboğaza girdiğini gösteriyor” diyerek sözlerine başlayan Göksel, “Bu durum, barınma hakkını ve sosyal adaleti tehdit eden yapısal bir sorunun sonucu. Kaynaklar ışığında, yaşlı yoksulluğu ve sosyal adaletsizlikle mücadele ederek toplumsal bir ‘başarılı yaşlanma’ kurgusu oluşturmak için önerilen yol haritası şu temel eksenlerden oluşuyor. Gelir Güvencesi ve Hak Temelli Sosyal Güvenlik: Başarılı yaşlanmanın Türkiye’deki en büyük engeli, emekli aylıklarının asgari ücretin yüzde 26 altına düşmüş olması. Aylık Bağlama Oranlarının İyileştirilmesi: 2008’de yürürlüğe giren ve aylıkları sistemli şekilde düşüren 5510 sayılı Kanun’un yarattığı hak kayıpları giderilmeli, aylıklar asgari yaşam standartlarının üzerine çıkarılmalı. Hak Temelli Yaklaşım: Yaşlılık yardımları ‘ihtiyaç temelli’ (yardım odaklı) olmaktan çıkarılıp ‘hak temelli’ bir sosyal güvenlik aracına dönüştürülmelidir. Bakım Sigortası: Artan bakım ihtiyacını karşılamak için vergi ve primlerle finanse edilen, devlet güvencesinde bir ‘Bakım Sigortası’ modeli hayata geçirilmeli” bilgisini paylaştı.

KONUT SAHİBİ OLAMAMA!
Huzurevi yaş sınırının yükseltilmesinin, yaşlıları evlerinde destekleyecek sistemlerin kurulmasını zorunlu kıldığını hatırlatan Göksel, “Yoksul yaşlılar için konut sahibi olamama en büyük risklerden biridir. Devlet destekli, yaşlı dostu ve erişilebilir sosyal konut projeleri geliştirilmeli; bu projeler yaşlıları toplumdan dışlayan (mekansal segregasyon) alanlar olmamalıdır. Şehirler aktif nüfusun ihtiyaçlarından arındırılmalı; kaldırımlar, ulaşım ve sosyal alanlar yaşlıların bağımsız hareket edebileceği şekilde yeniden tasarlanmalı. Özellikle yalnız yaşayan ve kirada oturan yaşlı kadınlar yoksulluğa en duyarlı gruptur; bu gruba yönelik kira yardımları ve konut masraflarının karşılanması önceliklendirilmeli. Huzurevleri üzerindeki baskıyı azaltmak için kurumsal bakım modelleri çeşitlendirilmeli. Yaşlıların mahalle düzeyinde sosyal hayata katılabileceği, yönlendirme ve basit bakım hizmetlerini alabileceği topluluk merkezleri kurulmalı. Yaşlıların kendi evlerinde kalmaya devam ederken gün boyu sosyal ve fiziksel destek alabilecekleri merkezler (YADEM gibi) yaygınlaştırılmalı. Düşük maliyetli teknolojik çözümlerle yaşlıların sağlık durumları uzaktan izlenmeli; dijital okuryazarlık eğitimleri ile yaşlıların kentsel hizmetlere erişimi kolaylaştırılmalı” dedi.

BAKIM YÜKÜ KADINLARIN ÜZERİNDE
Yaşlılıkta görülen yoksulluğun, yaşam boyu biriken eşitsizliklerin sonucu olduğunu vurgulayan Göksel, “Bakım yükü büyük oranda aile içindeki kadınların üzerindedir; bu yükün devlet ve yerel yönetimlerce paylaşılması için evde bakım hizmetleri (Vefa Programı gibi) profesyonelleştirilerek genişletilmeli. Geleceğin yaşlılarını korumak için çocuk yaşta işe başlamanın engellenmesi ve kayıt dışı çalışmayla mücadele edilmesi şarttır; çünkü erken yaşta çalışmak yaşlılıkta kronik yoksulluğu beraberinde getirmektedir. Yaşlılığın bir ‘işlevsizleşme’ veya ‘yük’ olarak görülmesi (ageism) önlenmelidir. Gençler ve yaşlılar arasında etkileşimi artıracak projeler (ortak okuma seansları, gönüllülük faaliyetleri) sosyal sermayeyi güçlendirerek yaşlının izolasyonunu azaltacaktır. Yaşlıyı ‘mağdur’ konumundan çıkarıp deneyiminden yararlanılan bir ‘özne’ haline getirecek politikalar yerel yönetimler düzeyinde desteklenmeli. Özetle; huzurevi yaş sınırını yükseltmek gibi ‘darboğaz çözümleri’ yerine, yaşlıyı yoksulluktan koruyan hak temelli bir gelir sistemi, barınmayı güvence altına alan mekansal adalet ve bakımı aileden kamusal alana taşıyan bütüncül bir bakım ekonomisi Türkiye için tek gerçekçi yoldur. 70 yaş sınırı bir semptom. Altta yatan hastalık, ‘yoksullaşarak yaşlanan ülke’ olgusunun çözüme kavuşturulamaması. Bu yol haritası, huzurevi kapısını genişletmekten değil, insanların o kapıya muhtaç olmadan onurlu bir şekilde yaşlanabileceği koşulları yaratmaktan geçiyor. Sosyal hizmet uzmanlığının ve yerel yönetimin bu süreçte rolü savunuculuktan başlıyor- tam da bu yönetmeliğin kamuoyuna nasıl okunduğunu şekillendirerek” diye konuştu.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın