BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Türkiye’de aile yapısındaki dönüşüm, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı “İstatistiklerle Aile, 2025” bülteniyle bir kez daha gözler önüne serildi. Verilere göre ortalama hanehalkı büyüklüğü 3,08 kişiye kadar gerilerken, her 5 evden 1’inin artık tek kişiden oluştuğu görüldü. Tek ebeveynli ailelerin oranı artarken, geniş aile yapısının ise giderek zayıfladığı dikkat çekti. TÜİK’in Milli Aile Haftası kapsamında yayımladığı veriler, Türkiye’de aile yapısının son yıllarda önemli bir değişim geçirdiğini ortaya koyarken, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel ise ortaya çıkan tablonun yalnızca demografik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kırılmayı da gösterdiğini söyledi. Milyonlarca ailenin artık temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sosyal yardımlara bağımlı hale geldiğini belirten Göksel, tek başına yaşayan yaşlı sayısının 1,8 milyonu aştığını, gençlerin büyük bölümünün ise ekonomik nedenlerle aile evinden ayrılamadığını ifade etti.

AİLELER YARDIMA BAĞIMLI HALE GELDİ
Hanehalkı büyüklüğünün giderek azaldığını ve tek ebeveynli aile sayısında artış olduğuna dikkat çeken Göksel, aile içi dayanışma mekanizmalarının giderek azaldığını belirtti. Milyonlarca ailenin ise devlet desteği ile ayakta kalmaya çalıştığını dile getiren Göksel, “TÜİK’in açıkladığı veriler aslında sahada uzun zamandır gördüğümüz tabloyu rakamlarla ortaya koyuyor. Türkiye’de aile yapısı ciddi şekilde değişiyor. Artık her 5 evden 1’inde tek kişi yaşıyor. 2014’te yüzde 13,9 olan tek kişilik hane oranı bugün yüzde 20,5’e çıkmış durumda. Ortalama hane halkı büyüklüğü de 4 kişiden 3,08’e kadar geriledi. Geniş aile yapısı zayıflarken tek ebeveynli ailelerin oranı da artıyor. Bu durum bize şunu gösteriyor; insanların aile içindeki dayanışma mekanizmaları giderek azalıyor ve sosyal hizmet ihtiyacı artık daha kurumsal bir hale geliyor. Bugün sosyal yardımlar artık geçici destek olmaktan çıktı. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sosyal yardıma başvuruyor. Son yıllarda e-Devlet üzerinden 26 milyondan fazla sosyal yardım başvurusu yapıldı. Yaklaşık 4 milyon hane devlet desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Elektrik faturasını ödeyemediği için enerji desteği alan 3,5 milyondan fazla hane var. Bir milyondan fazla hane gıda yardımı bekliyor. Yaklaşık 2 milyon hane ise kömür ya da doğal gaz desteğiyle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu tabloyu sadece ekonomik kriz olarak değerlendiremeyiz. Bu aynı zamanda ciddi bir sosyal kırılma ve travma meselesidir. Yoksulluk dediğimiz şey sadece gelir eksikliği değildir. Sürekli yoksunluk içinde yaşamak insanların psikolojisini, çocukların gelişimini ve aile ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Isınamayan, sağlıklı beslenemeyen, faturalarını ödeyemeyen insanlar sürekli bir stres hali içinde yaşıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve tek ebeveynli aileler bu sürecin en kırılgan kesimleri haline geliyor” diye konuştu.

2 MİLYONA YAKIN YAŞLI BİR BAŞINA
Yaşlı nüfusun bakım ve refahı konusunda ciddi riskler bulunduğunu söyleyen Göksel, Türkiye’de 2 milyona yakın yaşlının tek başına yaşadığını söyledi. İnsanların önemli bir kısmının ise sağlıklı yaşam koşullarından uzakta yaşamaya çalıştığını belirten Göksel, “Veriler bize geniş ailelerin de ciddi bir yoksulluk riski altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’de geniş ailelerin yüzde 27,1’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Tek başına yaşayan yaşlı sayısı da hızla artıyor. Bugün 1,8 milyondan fazla yaşlı tek başına yaşıyor. Türkiye’de her 4 haneden 1’inde yaşlı bir birey bulunuyor. Bu yalnız yaşayan 65 yaş üstü yaşlının yüzde 75 i kadın ancak kadınlar da sağlıksız yaşlanıyor. Obezite oranları yüzde 37 ye yakın. Türkiye’de kadınların ‘daha uzun ama daha sağlıksız, daha yoksul ve daha yalnız’ yaşlandığı bir sosyal gerçekliğe işaret eder. Bu durum, yaşlı kadınlara yönelik hak temelli evde bakım hizmetlerinin ve sosyal destek politikalarının hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Aynı şekilde ekonomik yetersizlik nedeniyle Sosyal ve Ekonomik Destek Programı’ndan yararlanan çocuk sayısı 178 bini aşmış durumda. Barınma tarafında da tablo çok ağır. Nüfusun yüzde 28,8’i sızdıran çatı ve nemli duvarlarla mücadele ediyor. Yüzde 27,9’u ise yeterince ısınamadığını söylüyor. İnsanların önemli bir kısmı sağlıklı yaşam koşullarından uzak şekilde hayatını sürdürüyor. Sadece nakit yardımı yaparak sosyal refah sağlanamaz. Barınma hakkı, beslenme hakkı, ısınma hakkı ve sağlık hizmetine erişim birlikte ele alınmak zorunda” ifadelerini aktardı.

SORUN ORTAYA ÇIKMADAN ÇÖZÜLMELİ
Sosyal hizmet konusuna yaklaşımın değişmesi gerektiğini dile getiren Göksel, önleyici yaklaşımın önemini vurguladı. Mevcut sistemin de yapısı gereği vatandaşı yorduğunu aktaran Göksel, “Biz sosyal hizmet alanında özellikle koruyucu ve önleyici yaklaşımın güçlendirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Türkiye’de sistem genelde sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale ediyor. Oysa aile dağılmadan, çocuk ihmal edilmeden, yaşlı yalnızlaşmadan önce devreye giren bir sosyal hizmet modeline ihtiyaç var. Tek ebeveynli ailelere erken destek programları, yaşlılara mahalle temelli sosyal ağlar ve gençlere bağımsız yaşam desteği sağlanmalı. Bunlar maliyet değil, uzun vadeli sosyal yatırım olarak görülmeli. Bir diğer önemli konu da bütünleşik hizmet modeli. Şu an insanlar sosyal yardım, sağlık, eğitim ve istihdam için farklı kurumlara gidip aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatmak zorunda kalıyor. Bu hem sistemi yoruyor hem de başvuran insanı daha fazla yıpratıyor. Oysa tek merkezli ve koordineli bir model kurulmalı. Sosyal hizmet uzmanı, hanenin tüm ihtiyaçlarını birlikte değerlendirip süreci takip etmeli. İnsan odaklı bir sistem kurulmadan sosyal koruma etkili hale gelemez” dedi.

GENÇLER AİLE EVİNDEN AYRILAMIYOR
Gençlerin ise yarının yoksulları olarak yetiştiğini belirten Göksel, ekonomik kaygılar nedeniyle gençlerin aile evinden çıkıp kendi hayatlarını kuramadığını söyledi. Dernek olarak ortaya çıkan verileri alarm çağrısı olarak nitelediklerini ifade eden Göksel, açıklamalarını şu şekilde bitirdi: “Bugün gençlerin yaklaşık yüzde 70’i ekonomik nedenlerle ailesiyle yaşamak zorunda kalıyor. Gençlerin yüzde 84’ü ise ihtiyaç duyduğu gelire erişemiyor. Bu tabloyu artık sadece genç işsizliği olarak değil, nesiller arası yoksulluğun yeniden üretimi olarak okumamız gerekiyor. Eğer bugün gençleri desteklemezsek, yarının yoksulluğunu büyütmüş oluruz. Bu nedenle sosyal yardımı bir lütuf gibi değil, vatandaşlık hakkı temelinde değerlendirmek gerekiyor. Biz Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği olarak bu verileri bir alarm çağrısı olarak görüyoruz. Yerel yönetimlerin, merkezi hükümetin ve sivil toplumun birlikte hareket ederek önleyici ve evrensel bir sosyal koruma sistemi kurması gerekiyor. Çünkü artık rakamlar susmuyor. Bizim de susmamamız gerekiyor.”
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın