Dijital çağın pandemisi: 10 çocuktan 8’inde DEHB riski

Türkiye’de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu oranının 7-12 yaş grubunda yüzde 85 oranında olduğunu belirten Yüksel, bu durumun fark edilmediğinde çocuklarda kronik özgüven kaybının kaçınılmaz hale geldiğini belirtti 

  • Oluşturulma Tarihi :
  • Güncelleme Tarihi :
  • Kaynak: HABER MERKEZİ
Dijital çağın pandemisi: 10 çocuktan 8’inde DEHB riski haberinin görseli

KEMAL ÖZKURT - ÖZEL HABER / Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) verilerine göre, dünya genelinde çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) görülme sıklığı ortalama yüzde 5 ile yüzde 7 bandında. Ancak Türkiye’de tablo çok daha farklı bir boyuta ulaşmış durumda. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ile Hacettepe ve İstanbul Üniversitesi gibi kurumların çalışmaları, ülkemizde bu oranın dünya ortalamasını ikiye katlayarak yüzde 12 ile yüzde 15 seviyelerine çıktığını gösteriyor. Türkiye’deki bu tabloyu ve ailelerin yaptığı kritik hataları değerlendiren Aile Danışmanı Merve Yüksel, özellikle 7-12 yaş grubundaki çocuklarda DEHB teşhisinin yüzde 85 oranında olduğunu belirtti. Durum fark edilmediğinde çocukta “Çabalasam da olmuyor” inancının yerleştiğini ve kronik özgüven kaybı başladığını belirten Yüksel, çözümün her sıkıldığında eline tablet verilen değil, bazen çocukların ‘sıkılmasına’ izin verilerek kendi çözümünü üreten bir nesil yetiştirmek olduğunu vurguladı. 

yuksel

HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB DEĞİLDİR

Türkiye’de DEHB tanısında kullanılan testlerin Amerika merkezli olmasının kültürel bir risk taşıdığına dikkat çeken Yüksel, toplumsal yapı farkının altını çizdi. Yüksel, “Biz toplulukçu bir toplumuz; çocuklar ailenin içerisinde, hep birlikte ve doğal olarak hareketli büyürler. Amerika’da yapılan testler Türkiye’deki çocuklara uygulandığında aynı sonucu vermeyebiliyor. Bu noktada Amerikan testleri bizim için aynı geçerlilikte olmayabilir. Teşhis 7 yaştan sonra konulmalı ve mutlaka bir hekim gözleminde yapılmalıdır. Burada en kritik nokta, yaramazlık ile gerçek bir bozukluğu birbirinden doğru ayırt edebilmektir. Çocuğun dikkatini sürdürememesi, oyun kurallarına uyamaması ve sıra bekleyemeyip sürekli söz kesmesi aileler için önemli gözlem noktalarıdır” dedi.

- REKLAM -

cocuk

DEHB’İN YÜZDE 80’İ GENETİK KAYNAKLI 

Türkiye’de 7-12 yaş grubundaki çocukların neredeyse yüzde 85’inin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olabileceğini belirten Yüksel, “Bunun başlıca sebebi tabii ki genetik kaynaklı; yüzde 80 oranında neredeyse genetikten geliyor. Ancak çevresel etkenler de burada çok önemli. Sürekli ekrana maruz kalan bir çocuk, sürekli dopamin ihtiyacı hisseden bir çocuk daha çok dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri gösterebiliyor bu süreçte. Nasıl beslendikleri çok önemli; sürekli hazır gıdalarla mı besleniyorlar, paketli gıdalarla mı besleniyorlar, yoksa sağlıklı yiyecekler ve gerçekten beyin gelişimini destekleyen yiyeceklerle mi besleniyorlar? Bunlar da bizim için önemli” diye konuştu. 

chıldren

- REKLAM -

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ AKADEMİK BAŞARIYI VURUYOR

DEHB’nin cinsiyetlere göre farklı seyrettiğini ve özellikle kız çocuklarında ‘maskeleme’ görüldüğünü belirten Yüksel, “Kızlar daha çok dikkat eksikliği, erkekler ise hiperaktivite kısmında yoğunlaşıyor. Kız çocukları; ‘yaramazlık yapmaz, büyüklerinin yanında saygılı oturur’ gibi kültürel normlar nedeniyle belirtileri maskeleyebiliyorlar” dedi. DEHB’in fark edilmediğinde ilerleyen süreçte çocukta ciddi bir özgüven kaybına yol açabileceğini vurgulayan Yüksel, “Bu durum fark edilmediği noktada çocuk okuldan, arkadaşlarından uzaklaşmaya başlar. Çünkü sürekli başaramadığına dair bir inanç geliştirir kendi içerisinde. Dolayısıyla bu çocukta inanılmaz bir yetersizlik hissine sebep oluyor. Arkadaşlık kuramıyorlar, sürekli arkadaş değiştiriyorlar ve bir süre sonra sosyal hayattan geri çekiliyorlar. Sınıf içerisinde hareket etme ihtiyacı duyan ve detayları kaçıran bu çocukların akademik başarıları da düşüyor. Bu tablo ilerleyen zamanlarda karşımıza kronik bir yetersizlik hissi olarak çıkıyor” diye belirtti. 

chıld

ZEKA DEĞİL ORGANİZASYON PROBLEMİ

DEHB’nin bir zeka sorunu olmadığını, bu çocukların ortalama veya üstün zekaya sahip olabileceğini ifade eden Yüksel, “En büyük problem organizasyon eksikliğidir; zihinde bir sürü düşünce var ama sıraya dökülemiyor. İstediği mesleği yapamayan, istediği okulları kazanamayan bir çocuk o yetersizlik hissiyle beraber belki ekonomik kayıplar da yaşayabilir. Tabii burada para yönetimi de riske girmiş oluyor çünkü para yönetimini sağlayamıyor. En büyük problem zaten burada organizasyon eksikliği oluyor. Çünkü zihninde bir sürü düşünce var ama bunları organize edip bir türlü sıraya dökemiyor. Örneğin; yarın sınavı varken o an gözüne ilk çarpan şey kıyafetleri olduğu için sınav yerine kıyafet yıkamaya başlayabiliyor. Bu durum yetişkinlikte para yönetimini riske atıyor, istediği mesleği yapmasını engelliyor ve ciddi ekonomik kayıplara yol açabiliyor. Dürtüsel davranan çocuk, arkadaşını sevmek isterken bile ona zarar verebiliyor; bu da sosyal çevresinin ondan uzaklaşmasına neden oluyor” dedi. 

- REKLAM -

DÜNYA BİREYSELLEŞİYOR

DEHB’li çocukların sosyal hayata karışma isteğinin genellikle yanlış anlaşıldığını belirten Yüksel, bu durumun bireyselleşme ile bağını şu sözlerle açıkladı: “Normalde DEHB’li bir çocuk toplum içine karışmayı, arkadaş edinmeyi çok ister. Ancak dürtüsel davranışları nedeniyle akranları tarafından kabul görmeyebilir. Sürekli çevresinden ve ailesinden ‘işe yaramazsın, çalışmıyorsun’ gibi eleştiriler alan çocuk, sonunda ‘çabalasam da olmuyor’ diyerek kendi öz değerini sorgulamaya ve yalnızlaşmaya başlıyor. Aslında arka planda büyük bir çaba var ama başladığı işi bitirememe sorunu onları başarısızlığa itiyor. Günümüzde bu tablo, dijital dünyanın sunduğu kısa vadeli hazlarla birleşince dünya genelinde bir bireyselleşme krizi doğuyor. Telefon ekranlarında kaydırılan içerikler ve oyunlar, çocukları sosyal gerçeklikten koparıp kısa vadeli zevklere hapsediyor. Dünya genelinde artık tabii insanlar bireyselleşmeye başladılar” dedi. 

BIRAKIN ÇOCUĞUNUZ BAZEN SIKILSIN

Dijitalleşmenin ve aşırı korumacı ebeveynliğin çocuk gelişimindeki olumsuz etkilerine değinerek ailelere tavsiyelerde bulunan Yüksel, “Beyin gelişimi; problem çözme ve strateji geliştirme becerisi, aslında ‘sıkıcı’ dediğimiz ortamlarda tetiklenir. Çocuğun her sıkıldığında eline bir tablet verirseniz, onun yaratıcı olma becerisini elinden alırsınız. Rahat bir ortamda, her ağladığında suyu, her bağırdığında yemeği önüne gelen çocuk; kendi zihnini kullanma ve kendini keşfetme ihtiyacı duymaz. Bu durum yetişkinlikte karşımıza büyük bir sorun olarak çıkıyor: Zorluklara karşı dayanıklılığı olmayan, ilişkilerden ve sorumluluklardan kaçan bir nesil yetişiyor. İnsanlar artık kendi problemlerini bile çözemedikleri için başkasının sorunuyla uğraşmak istemiyorlar. Ailelere en önemli uyarım; çocuğunuz daha hiç çabalamadan ona net çözümler sunmayın, bazen sıkılmasına ve kendi çözümünü üretmesine izin verin” diye konuştu.

Kaynak: HABER MERKEZİ