“Hayvanlardan hediye olmaz”

Ege Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Funda Bayrı Ersoy, çocuklara canlı hayvan hediye alınmaması konusunda ebeveynlere uyarılarda bulundu


  • Oluşturulma Tarihi : 15.05.2016 08:08
  • Güncelleme Tarihi : 15.05.2016 08:08
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
“Hayvanlardan hediye olmaz”

EMİRCAN IŞILDAK – ÖZEL HABER

Ege Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Funda Bayrı Ersoy ile sokak hayvanlarının hakları ve hayvanların korunması üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kısırlaştırmanın önemi, Ege Hayvan Hakları Federasyonu’nun çalışmaları, düzenlenen yasal mevzuatlarla ilgili bilgi veren Ersoy, özellikle de hediye olarak canlı hayvan satın almalara karşı uyardı. “Canlılardan hediye olmaz” diyen Ersoy, anne ve babaları çocuk sağlığı açısından duyarlı olmaya çağırdı.

HAYVAN SEVGİM KÜÇÜK YAŞLARDA BAŞLADI

Ersoy konuşmasına kendisinden ve hayvanlarla ilgili olan geçmişinden bahsederek başladı. Hayvan sevgisinin küçük yaşlarda başladığını ifade eden Ersoy, “Ben çok küçük yaşlardan itibaren hep hayvanlarla iç içe büyüdüm. Babam Mardin’de ağır ceza reisiydi. Orada hakim olmak çok önemli bir mevkii olarak görülüyordu. Bu bakımdan bizim evimize de çok sayıda hayvan geliyordu. Küçük yer olduğu için daha çok göz önünde oluyorduk. Çocukken ceylanımız, sincabımız, kedimiz oldu. Dolayısıyla ilk hayvan sevgim babam sayesinde oldu diyebilirim. Ben her zaman ‘Diploma ailedendir’ derim. Babam da bana hayvan sevgisini ilk aşılayan insan olmuştur. Aslen Ankaralıyım. 1979 yılında İzmir’e yerleştim. Hukuk fakültesini son sınıfta terk etmek zorunda kalıp bankacılık yapmaya başladım. Sokak hayvanlarını beslemekle başlayan hayvan sevgimiz ve maceramız, dernekleşme ihtiyacı hissetmemizle devam etti. Doğayı Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği’ni (DOHAYKO) kurduk. Ardından Hayvan Dostları Derneği’nin (HAYDOST) başkanlığını yaptım. Daha sonra ise Hayvan Hakları Federasyonu’nun (HAYTAP) Ege Bölge temsilciliğini üstlendim. Şu anda da oradan ayrılarak Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu’na (HAYKONFED) bağlı olarak Ege Hayvan Hakları Federasyonu’nda federasyon başkanlığı görevini yürütüyorum” dedi.

SORUNLARA ÇÖZÜM ARIYORLAR

Ege Hayvan Hakları Federasyonu’nun bir sivil toplum kuruluşu olarak çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Ersoy, “Yasaların hayvanlar ve onların sağlıkları için öngördüğü çok önemli maddeler var. Örneğin insanların istedikleri gibi hayvanlara davranamayacakları gibi bir madde mevcut. Bunun yanı sıra insanların neden hayvanlara iyi davranmak durumunda olduklarını, bunların toplumsal ve sosyolojik anlamda etkilerini insanlara aktarmaya çalışıyoruz. Kısırlaştırma yapan ya da mama dağıtanlara destek olmaya çalışıyoruz. Bazen problemler ortaya çıktığında yerel yönetimlere gidip çözüm arayışı içerisine gidiyoruz. Valilikler ve emniyet müdürlükleri ile görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle barınaklara çok fazla sayıda ziyaret gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Çünkü barınaklara bakmadığımız, takip etmediğimiz zaman şartlar inanılmaz derecede kötüleşiyor. Bunlar devamlı olarak sivil toplum kuruluşlarının denetiminde olması gereken yerler. Çünkü barınaklar çok fazla hassasiyet ve özen isteyen bir bakım evidir. Bazen hayvanlara yemek ve su vermenin bile unutulduğu yerler ile karşılaşıyoruz. Bu nedenle bizim kontrollerimiz büyük önem taşıyor. Zaten düzenli kontrollerimizle birlikte de barınaklarda git gide bir iyileşmeler görülüyor” değerlendirmesini yaptı.

EN BÜYÜK AMACIMIZ HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

Sivil toplum kuruluşlarının hayvanlar için daha etkin çalışabilmesi için mecliste bir komisyon kurmak istediklerini belirten Ersoy, “En büyük amacımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir hayvan hakları komisyonu kurmak. Çünkü biz milletvekillerine, siyasilere ne kadar derdimizi anlatırsak anlatalım tam olarak bir çözüm sağlayamayabiliyoruz. Bu konuda çok duyarlı olan siyasilerimiz var fakat onlar da nereden başlayacaklarını, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bu yüzden beyin fırtınası yapılabilecek, içerisinde sivil toplum kuruluşlarını da barındıran bir komisyon kurulması gerekiyor. Bu komisyonla birlikte çalışma yöntemleri, prensipleri ve düzeni de oturmuş olacaktır. Bu şekilde bir planlı çalışmayla da hayvan haklarını ve onların sağlık koşullarını çok daha sistemli şekilde korumuş olacağız” öngörüsünü yaptı.

KISIRLAŞTIRMAYA VURGU

Ersoy, sokak hayvanları için kısırlaştırmanın önemine vurgu yaptı. Kısırlaştırma konusunda özellikle ilçe belediyelerinin daha fazla çalışması gerektiğini belirten Ersoy, “Kısırlaştırma hayvan sağlığı açısından çok büyük önem taşıyor. Bazı belediyeler yalnızca köpekleri kısırlaştırıp, kedilere müdahalede bulunmama yoluna gidiyorlar. Biz buna tamamen karşı çıkıyoruz. Kediler de sokaklarda çok üzücü bir şekilde açlıkla ölüyorlar. Bunlar canımızı yakan tablolar. Bu durum bizim inancımıza ve dinimize de uymuyor. Kısırlaştırma konusunda ilçe belediyelerimizin çalışması lazım. Çoğu da bu konuda topu Büyükşehir Belediyesi’ne atıyor. Büyükşehir Belediyesi de tüm hayvanların kendi bünyelerinde kısırlaştırılmasını kabul etti. Ancak Dikili, Foça gibi uzak ilçelerden buraya hayvan taşımak zor ve riskli. Onun için her belediye kendi içerisinde kısırlaştırma faaliyetini yapmak zorundadır. Beslenme odak noktalarını kurmak durumundadır” açıklamasında bulundu. “Hayvanlara kısırlaştırma yapmadığımız zaman sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Üreyen hayvanlar doğum yapacak alan bulmakta zorluk çekiyorlar. Ortada kalıyorlar. Zaten belediye yasasına göre de sahipsiz sokak hayvanları kısırlaştırılır, aşılanır, kayıt alına alınır. Köpeklere küpe, kedilere çentik takılır. Daha sonrasında ise bulundukları yerlere bırakılır. İnsanlarda bu işlemleri bazen yanlış anlıyorlar. ‘Ben sokaktaki köpeği sevmedim, rahatsız oldum’ deyip belediye ekiplerinden gelip hayvanı almalarını istiyorlar. Ancak böyle bir durum söz konusu değildir. Hayvan hasta değilse, sosyal bozukluğu da yoksa belediyeler hayvanları almazlar” diyen Ersoy, sokak hayvanlarının bu konuda yaşadığı sorunlara da dikkat çekti.

İLÇE BELEDİYELERDE SORUNLAR VAR

İzmir’in ilçelerinde genellikle büyükbaş hayvanlar üzerine veterinerlik hizmetleri yapıldığını, sokak hayvanları konusunda çalışmaların yetersiz olduğunu söyleyen Ersoy, “İzmir merkezde hayvanlarla ilgili olan koşullar gayet güzel. Tüm belediyeler bu konuda ciddi çalışmalar yapıyorlar. Ancak ilçelerde aynı durum söz konusu değil. Örneğin Dikili, Menemen, Foça gibi ilçelerimiz kelimenin tam anlamıyla kan ağlıyor. Genellikle ilçelerdeki veterinerlik hizmetleri daha çok büyükbaş hayvana endeksli bir durumda. Birçok veteriner hekim de büyükbaş hayvanlarla ilgili bilgili olduğu için, küçük hayvanlara yeterli hassasiyeti gösteremiyor. Biz de bu konuda Büyükşehir Belediyesi’nden veteriner hekimler için bir eğitim verilmesini talep ettik. Bu doğrultuda göreve yeni başlayan veterinerler Işıkkent’te eğitim alıyorlar. Kısırlaştırma, aşılar, hayvan takibi gibi konularda bilinçleniyorlar” dedi.

HAYVANA VE DOĞAYA ZARAR VERİYORLAR

Ersoy özellikle yaz döneminde, tatilci vatandaşların doğaya ve hayvanlara verdikleri zararın altını çizerek, “Hayvanlar kış aylarında resmen cehennemi yaşıyorlar. Özellikle yazlık yerlerde sezon sonu vatandaşların bölgeyi terk etmesiyle beraber açlıkla karşı karşıya geliyorlar. Maalesef ki bu canlı dostlarımızın sorunları yazlıklarına gelen vatandaşlarla birlikte de artış gösteriyor. Sırf hayvanlar altında gölgeden istifade ettikleri için ağaç kesen, kurbağalar öttüğü için nehre zehir döken insanlar var. Bu tablolarla çok sık karşılaşıyoruz. Kaymakamlıklar aracılığıyla da bir genelge çıkarılıp bu doğa ve hayvan tahribatına dur demek gerekiyor. Bizler şikayette bulunuyoruz. Ancak bu şikayetlerin hayvanlar öldükten sonra, doğa zarar gördükten sonra bir anlamı yok” yorumunu yaptı.

BİR CANLIDAN HEDİYE OLMAZ

Anne ve babaları, çocuklara hayvan hediye almamaları konusunda da uyardan Ersoy, “Hayvanları hediye olarak sunmak, kısa bir süreliğine alıp sokağa bırakmak maalesef en çok üzerinde durduğumuz konuların başında geliyor. Özellikle de yaz aylarında insanların eşine, dostuna, çocuklarına kedi veya köpek alması, hediye vermesi çok yanlış. Her şeyden önce hediye alıp çocuklara veriyorlar. Ancak bu bir sorumluluktur. Çocuklara bir sorumluluk yüklenmiş oluyor. Yaz bitiminde giderken de hayvanı sokağa bıraktırmanız da o sorumluluğa vermiş olduğunuz önemi gösteriyor. Bu durumda çocuk, ‘Ben istediğim bir şeyi elde ederim, istemediğim zaman da bırakabilirim’ demiş oluyor. Yarın bir gün bu çocuklar büyüdüğü zaman da annelerini, babalarını huzurevine bırakıyorlar.  Bu şekilde bir düşünce yapısı içine girmiş oluyorlar. Çocuklar ilerleyen yıllarda sorumluluk taşımakta güçlük çekiyor. Bunların yanı sıra çocuklar için de duygusal ve psikolojik anlamda bir yıkım söz konusu olabiliyor. Çünkü onların en sevdiği canlıyı terk ettirmeye zorluyoruz. Çocuk da üzüntüden içine kapanıyor. Toplumdan ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Ailelerin özellikle bu konuda çok dikkatli ve hassas olması gerekiyor. Bunların önüne geçmek için de çok anlamlı ve yerinde bir kanun çıktı. Bundan sonra hayvanlara birer çip takılacak. O çiplerde sahiplerinin vatandaşlık numaraları yazacak. Böylece terk edilmiş hayvanların sahipleri de tespit edilip, ceza kesilecek” dedi.

Haber Merkezi