Çakmur, yaptığı açıklamada, “Haksız biçimde ‘Basmane Çukuru’ olarak isimlendirilmiş ve dahası bir ideolojik yanılsama olarak belletilmiş, İzmir’in bugün en değerli alanının kaderi sonsuza kadar değişmek üzere. Basmane’deki o çukuru kazdıranlar, o alanın bir çirkinlik damgası olarak kalmasına ses çıkarmayanlar kazanmak üzere. Eğer bugün bir adım atılmazsa, kısa bir süre sonra o ‘çukur’ bir temele, o temel de çok katlı beton binalara dönüşecek. Yıllar boyu, o alan yeşil kalsın, beton bloklar kenti esir almasın diye mücadele etmeye çalıştım. Kazdıkları çukura o temeli atamasınlar, yeşil bir İzmir yaratabilme umudumuz yarına aktarılabilsin diye mücadele ettim. Ancak bugün nefes alamadığımız bir şehir haline gelmiş İzmir’imizin bu son açık alanı da elden gitmek üzere. Her gün daha fazla betona, egzoza ve mutsuzluğa uyanmak şehrimizin kaderi olmamalıdır. Artık modern şehirler binalarının yoğunluğu, yüksekliği, ekonomik faaliyetlerinin binalar dolayımı ile yaratılan istihdamı ile değil kamusal boşlukların niteliği ve erişilebilirliği ile ölçülüyorlar. Sağlıklı ve demokratik bir kentsel yaşamın temel koşulu parklar, meydanlar, yaya alanları ve kamusal yeşil koridorlar gibi boşluklardır. Yurttaşların nefes alamadığı, sokaklarında yürüyemediği, kamusal yaşamın akamadığı beton bloklar ile yaşama set çekilmiş bir şehre mahkum değiliz. İnsanlarımızın özgürce bir araya gelebildiği kentin büyük parklarının, meydanlarının, boş alanlarının yokluğunda betonarme alışveriş merkezleri ve sadece para harcamak üzerinden sosyalleşmeye mahkum olmak zorunda değiliz” diye konuştu.

“İZMİRLİ ÖZGÜRLÜĞÜ HAK EDİYOR”
“O çukuru açan zihniyet, şimdi orayı daha yüksek binalar, daha fazla trafik, daha fazla egzoz ve mutsuzlukla doldurmak istiyor. Bu zihniyet bizi, daha fazla tükettikçe daha özgür olacağımıza inandırmak istiyor” diyen Çakmur, “Hiçbir sermaye grubu, iş çevresi ya da müteahhid uzun erimli plan yapmaz. Onlar için kısa vadede elde edebileceği en fazla kar değerlidir. Sermayenin hızlı döngüsü, binaların inşaatı, alışveriş merkezlerinin canlılığı, kısa vadeli istihdam onlar için en çekici olandır. Bizim için en iyisinin de böyle olacağına inandırmaya çalışırlar. Ama bunların hiçbiri uzun vadede fayda sağlamayacak, kanayan yaramızı büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. Geçmişten bugüne ve bugünden yarına miras kalabilecek, kentsel hafızayı oluşturabilecek ögeler her zaman meydanlar, parklar, yeşil koridorlar gibi kamusal buluşma alanlarıdır. Central Park, Hyde Park, Tiergarten ve Retiro Park gibi modern şehirlerin geniş kamusal yeşil alanları, yalnızca rekreasyon alanı değil, kentlerin kimliğini, sağlığını ve toplumsal bütünlüğünü taşıyan ana omurgalardır. İzmir’i değerli kılacak, İzmirli’nin hak ettiği yaşam biçimi yurttaşları parsel parsel satılan ve betonlarla doldurulan alanlara hapsederek sağlanamaz. Çağdaşlık bu değildir. İzmirli özgürlüğü hak ediyor. İzmir’in Sayın Belediye Başkanı, Sayın Belediye Meclisi Üyeleri, tarihi sorumluluğunuzu yerine getirin! İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2022 yılında açılmış ve karar aşamasında olan dava ile geri alma imkanı bulunan bu alanı satmayın! İzmir’i satmayın! Bu alan Kültürpark’la birleştirilmelidir. İzmirlinin hak ettiği, yurttaşların nefes aldığı, kentin kimliğinin başat kurucusu olacak o büyük yeşil alanı kurun. İzmir’in ve bundan sonraki nesillerde İzmir’de yaşayacak olan henüz doğmamış olan milyarlarca insanın yaşamına, mutluluğuna ve özgürlüğüne ipotek koymayın. Unutmayın hiçbir sermaye çevresi henüz daha doğmamış bu insanları düşünmez, günlük kazançlarını düşünür. Bu sizin sorumluluğunuz. İzmir Büyükşehir belediyesinin en büyük sorumluluğu kamusal çıkarı iş çevrelerinin ve sermayenin çıkarından üstün tutmaktır. Yarın siz de olmayacaksınız ama gelecek nesillere bırakacağınız kentin sorumluluğu sizin olacak. Bu kararınıza göre anılacaksınız” dedi.