SULTAN GÜMÜŞ KAYA – ÖZEL HABER Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof.Dr. Doğan Yaşar, henüz yaz gelmeden kokmaya başlayan Halkapınar Deresi üzerinden İzmir’deki çevre krizine dikkat çekti. 2007’den itibaren derelerin betonlanmasının büyük bir ekolojik kırılma yarattığını vurgulayan Yaşar, arıtılmadan bırakılan suların artık toprağa süzülemediğini ve doğrudan körfeze ulaştığını söyledi. Geçmişte doğru politikalarla kısa sürede temizlenen körfezin, bugün yeniden kirlilik, alg patlamaları ve balık ölümleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Yaşar, çözümün ise karmaşık değil, bilimsel ve net olduğunu ifade etti: “Önce dereler yeniden doğal haline kavuşturulmalı, ardından kirlilik kaynağında önlenmeli ve sisteme temiz su girişi garanti altına alınmalıdır. Bu koşullar sağlandığında, ekosistem yeniden nefes alabilir.”

BÜTÜN DERELERİN ALTI BETONLANDI
“2007 yılında derelerin altı betonlanmaya başlayınca ‘Yapmayın, etmeyin’ dedim. ‘Körfezi kokutursunuz, biyolojik katliam yapıyorsunuz’ diye uyardım; ama kimse dinlemedi” sözlerini kullanan Prof.Dr. Yaşar, “Bütün derelerin altı betonlandı. Peki dereler neden bu kadar önemli? Çünkü su akarken toprakla sürekli bir etkileşim halindedir. Su ile toprak arasında doğal bir alışveriş olur; toprak, suyun içindeki bazı elementleri tutar ve böylece doğal denge korunur. Ayrıca nehirlerden gelen kil ve diğer doğal malzemeler, balıklar için önemli bir besin kaynağıdır. Yani bu sistem son derece hayati bir öneme sahiptir. Ancak derelerin altı betonlanmaya başlandı. Bunun arka planında da şu gelişmeler vardı: 2004 yılında Aziz Kocaoğlu göreve geldi. Ondan önce, 2003 yılında Halkapınar’da insanlar piknik yapabiliyor, İzmir Körfezi neredeyse masmavi görünüyordu. Ancak 2005’ten itibaren gazetelerde körfezin yeniden kirlenmeye başladığı yazılmaya başlandı. Biz o dönemde belediye başkanıyla düzenli olarak görüşüyorduk. Ahmet Piriştina ile her çarşamba bir araya gelir, durumu değerlendirirdik. Kendisine şunu söyledim: ‘Arıtılmadan gelen suların önüne geçersek, körfez iki-üç yıl içinde kendini toparlar ve yeniden maviye döner.’ Nitekim tüm arıtma tesisleri çalıştırılınca bu gerçekleşti. Hatta basın o dönemde ‘Körfez mucizesi’ diye yazdı; bir yıl içinde körfez belirgin şekilde temizlendi. Fakat daha sonra arıtma tesisleri yeniden kapatılmaya başlandı. Bunun en önemli nedenlerinden biri enerji maliyetleriydi. O zaman da şu öneriyi sundum: Gerekirse enerji maliyeti desteklensin. Fabrikaların arıtma tesisleri yetersiz kalıyorsa, her derenin üzerine ek küçük arıtma sistemleri kurulsun. Çünkü yapılması gereken en temel şey, denize temiz su girişini sağlamaktır. Bu sağlandığında, sorunun büyük ölçüde ortadan kalkacağı açıktır” değerlendirmesinde bulundu.

SULAR ARTIK TOPRAĞA SÜZÜLEMİYOR
Açıklamasına devam eden Yaşar, şunları ekledi: “Ahmet Piriştina’yı kaybettikten sonra göreve Aziz Kocaoğlu geldi; ancak kendisiyle bir daha doğrudan görüşme fırsatımız olmadı. Zaten sorun da burada başlıyor. Üniversite olarak, aralarında altı profesörün bulunduğu yönetim kurulu üyeleriyle birlikte defalarca görüşme talep ettik; ancak 8-9 ay sonra bir randevu alabildik. O süreçte her hafta haber gönderip ‘Körfezle ilgili yanlış yapıyorsunuz’ diye uyarmamıza rağmen, bildiklerini yapmaya devam ettiler… Derelerin altının kimler tarafından betonlandığını hala bilmiyorum. Ama bunun doğaya büyük zarar verdiği açık. Bunlar bir katil. Bir doğa katili! O zaman da ‘Yapmayın, körfezi kokutursunuz, canlı yaşamını yok edersiniz’ diye uyardım. Ne yazık ki dinlenmedi ve her yer betonlandı. Örneğin Yeşildere bölgesinde, NATO girişinin bulunduğu yerde- benim 1966–67 yıllarından beri bildiğim o bölgede- eskiden bir su köprüsü vardı ve biz orada balık tutardık. Ancak zamanla o alanlar da tamamen betonla kaplandı. Bu durumun sonucu olarak, fabrikalardan arıtılmadan çıkan sular artık toprağa süzülemiyor; çünkü beton yüzey emilimi engelliyor. Böylece tüm kirli su doğrudan İzmir Körfezi’ne akıyor… Nitekim 2007’de başlayan bu süreç, 2008 yılında basına da yansıdı ve körfezde kirliliğin yeniden arttığı yazıldı. Oysa 2002’den sonra körfezdeki kötü koku neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı. Ancak 2008 itibarıyla bu sorun tekrar baş gösterdi. 2012’ye gelindiğinde körfez yeniden kirlenmeye ve adeta ‘doymaya’ başladı. Bu dönemde ilk kez ‘deniz marulu’ (alg patlamaları) görülmeye başlandı. Başlangıçta yalnızca nisan sonu–mayıs başı ve sonbaharda ortaya çıkan bu durum, zamanla yılın birçok ayına yayıldı. Bu süreçte bilimsel uyarıların dikkate alınmadığını da gördük.”

EKOSİSTEM YENİDEN NEFES ALABİLİR
Çözüm noktasında ise önerilerini sıralayan Prof.Dr. Yaşar, “Öncelikle, bütün derelerin altına dökülen beton kaldırılmalı; bu, yapılması gereken ilk adımdır. İkinci olarak, tüm fabrikalar arıtma tesislerini eksiksiz ve sürekli biçimde çalıştırmalıdır. Belediye de 7/24 denetim yaparak fabrika çıkışlarından düzenli numuneler almalı, analizlerini gerçekleştirmelidir. Sınır değerlerin üzerinde kirlilik tespit edilen işletmeler, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bildirilmelidir. Ayrıca bu veriler şeffaflık açısından kamuoyuyla paylaşılmalı ve belediyenin resmi internet sitesinde yayımlanmalıdır. Gerekirse, geçmişte önerildiği gibi, derelerin üzerine ek küçük ölçekli arıtma sistemleri kurulabilir. Ancak en önemli hedef, denize ulaşan suyun temiz olmasını sağlamaktır. Özetle: Önce dereler yeniden doğal haline kavuşturulmalı, ardından kirlilik kaynağında önlenmeli ve sisteme temiz su girişi garanti altına alınmalıdır. Bu koşullar sağlandığında, ekosistem yeniden nefes alabilir” bilgisini aktardı.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın