YUSUF ÇAĞIRTEKİN - Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), İzmir sanayisinde yeni bir ayrışmanın kapısını aralıyor. Avrupa pazarına ihracat yapan demir-çelik, alüminyum ve çimento üreticileri için karbon emisyonları artık yalnızca çevresel bir mesele değil, doğrudan maliyet ve rekabet unsuru haline geliyor. Büyük sanayi kuruluşları yeni döneme hazırlanırken, sınırlı finansman ve teknik altyapıya sahip KOBİ'ler dönüşümün en zorlu sınavıyla karşı karşıya kalıyor. Uzmanlar, karbon emisyonunu doğru ölçemeyen ve belgeleyemeyen firmaların Avrupa pazarında rekabet kaybı yaşayabileceği uyarısında bulunuyor.

KOBİ’LERE MALİYETİ
SKDM'nin ihracatçı KOBİ'lere getireceği maliyet, ürünün türüne ve karbon yoğunluğuna göre değişecek. 2026 verileriyle yapılan tahmini hesaplamalara göre, Avrupa Birliği’ne (AB) ihraç edilen ürünlerde ton başına karbon maliyeti alüminyum profilde yaklaşık 219 avro, inşaat demirinde 100 avro, yassı çelikte 110 avro, çimentoda 77 avro ve üre gübresinde 53 avro düzeyinde hesaplanıyor. Bu tutarlar, ihracat miktarı ve üretim yöntemine göre firmaların toplam maliyetini değiştirecek.

FİNANSMANA ERİŞİMDE ZORLANMA
Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Öztürk, İzmir'in demir-çelik ve demir dışı metaller sektörlerinin düzenlemeden doğrudan etkileneceğine dikkat çekerken, İzmir Ekonomi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Fehmi Görkem Üçtuğ özellikle KOBİ'lerin emisyon hesaplama, doğrulama ve finansmana erişim konularında zorlandığını belirtiyor.

Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı ise, karbon düzenlemesinin İzmir sanayisinin üretim maliyetleri, yatırım kararları ve uluslararası rekabet gücü üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

İZMİR SKDM’YE EN ÇOK MARUZ KALAN İLLERDEN
İzmir açısından SKDM'nin etkisinin büyük olacağını belirten Prof.Dr. Üçtuğ, demir-çelik sektörünün kentteki ağırlığına dikkat çekti. Üçtuğ, "İzmir açısından bu konu son derece kritik, çünkü Türkiye’deki demir çelik üretiminin yaklaşık üçte biri Foça ve Aliağa’da kümelenmiş durumda. Buna çimento, gübre ve alüminyum profil üreticilerini de eklediğimizde İzmir, SKDM’ye en çok maruz kalan illerin başında geliyor" dedi. Düzenlemenin firmalara getireceği maliyetlere de değinen Üçtuğ, "Maliyetin büyüklüğünü belirleyen asıl unsur, AB üreticilerine verilen ücretsiz tahsisatın kademeli olarak kaldırılmasıdır. Ödenecek pay 2026’da yüzde 2,5’ten başlayıp 2034’te yüzde 100’e çıkacak. Bu nedenle 2026 için doğrudan sertifika bedeli ton başına birkaç avro düzeyinde kalırken, 2030’dan sonra ürün başına onlarca avroya ulaşan bir yük söz konusu olacak" ifadelerini kullandı. Üçtuğ, emisyon verilerinin doğrulanamamasının da ihracatçılar açısından ek maliyet yaratabileceğini belirterek, "Doğrulanmış veri sunamayan firma ise AB’nin varsayılan değerleriyle karşılaşıyor ve bu değerler kasıtlı olarak yüksek belirlendiği için gerçek emisyonun çok üzerinde bir bedel ödenmesine yol açabiliyor" değerlendirmesinde bulundu.

CİDDİ BİLGİ EKSİKLİĞİ VAR
Peki İzmir sanayisi bu yeni karbon düzenlemesine ne kadar hazır? “İzmir’de hazırlık düzeyi firma ölçeğine göre çok belirgin biçimde ayrışmaktadır” diyen Prof. Dr. Üçtuğ, “Örneğin büyük çelik üreticileri, çimento ve gübre tesisleri yıllardır Türkiye’nin izleme, raporlama ve doğrulama sistemi (MRV) içinde oldukları için emisyon verisi üretme konusunda görece hazır oldukları söylenebilir. Asıl zorluğu, alüminyum profil, metal işleme, bağlantı elemanı ve makine parçası üreten KOBİ’ler yaşıyor.

Danışmanlık ve eğitim çalışmalarımızda en sık gözlemlediğim sorunlar şunlar: Birincisi, firmaların kurum düzeyinde karbon ayak izini ürün düzeyindeki gömülü emisyonla karıştırması; SKDM ise tesis ve ürün bazında, belirli bir metodolojiye göre hesaplanmış veri istiyor. İkincisi, öncül malzeme verisi: alüminyum profil üreticisi kütüğü dışarıdan, çoğu zaman ithal olarak aldığında bu kütüğün emisyon verisine ulaşamıyor ve varsayılan değere mahkum kalıyor. Üçüncüsü, akredite doğrulayıcı kapasitesinin ve bu alanda yetişmiş insan kaynağının hâlâ sınırlı olması. Dördüncüsü de AB’deki alıcıyla iletişim; ithalatçının hangi veriyi hangi formatta istediğini bilmeyen çok sayıda firma var ve bu noktada AB içindeki ithalatçı firmalarının bazılarının da SKDM hakkında ciddi bilgi eksikliği olduğunu belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.
Kaynak: İLKSES GAZETESİ





