7 Ağustos 2026, Cuma 09:26
26°C İzmir

Kaygının gölgesinde emzirme

Emzirmenin yalnızca biyolojik değil psikolojik ve sosyal boyutları olan bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Psikodramatist Ulcay, ‘İyi anne mutlaka emzirir’ anlayışının kadınlarda suçluluk, kaygı ve yetersizlik duygularını artırdığını belirtti 

  • Oluşturulma:
  • Güncelleme:
  • Kaynak: HABER MERKEZİ
Kaygının gölgesinde emzirme haberinin görseli
6 dk okuma süresi

SULTAN GÜMÜŞ KAYA – ÖZEL HABER  Uzman Psikolog Psikodramatist Merve Ulcay, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmede, emzirme sürecinin yalnızca anne sütüyle sınırlı görülmemesi gerektiğini belirtti. Toplumsal baskılar, sosyal medya, ekonomik güçlükler ve yetersiz destek mekanizmalarının annelerin ruh sağlığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Ulcay, ‘İyi anne mutlaka emzirir’ algısının kadınlarda suçluluk, utanç ve yetersizlik duygularını beslediğini ifade etti. Anneliğin tek bir davranışla değil, bebekle kurulan güvenli duygusal bağla tanımlanması gerektiğinin altını çizen Ulcay, kadınlara şu mesajı verdi: “Hiçbir duygunda yalnız değilsin. Kendine göstereceğin şefkat ve merhamet, bebeğinle kuracağın güvenli bağın en kıymetli besinidir.” 

BEKLENTİLER VE BASKILAR 

Ulcay, çocuk sahibi olmanın kadınlar için biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan önemli bir dönüşüm olduğunu belirterek, emzirme sürecinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin hâlâ yeterince görünür olmadığını söyledi. “Emzirme döneminde anne, yalnızca bu sürecin doğal zorluklarıyla değil, aynı zamanda toplumsal beklentiler ve baskılarla da baş etmeye çalışır” diyen Ulcay, bebeğin memeyi reddetmesi, emzirme sırasında ağrı, süt yetersizliği kaygısı gibi durumların sık yaşandığını ifade etti. “Ruh sağlığı açısından belirleyici olan yalnızca bu güçlüklerin varlığı değil, annenin bunları nasıl anlamlandırdığıdır. Bu yaşantılar, annenin zihninde ‘Bebeğime yetemiyorum’, ‘İyi bir anne değilim’ ya da ‘Bebeğimin sağlığı tehlikede’ gibi anlamlar kazandığında; kaygı, suçluluk, yetersizlik, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yoğunlaşabilmektedir” ifadelerini kullanan Ulcay, yetersiz sosyal destek, ekonomik güçlükler, ilişki sorunları ve önceki ruhsal sorunların da önemli risk etmenleri olduğunu vurguladı. Ulcay, “Bu nedenle emzirme sürecini yalnızca biyolojik bir süreç olarak değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin iç içe geçtiği bütüncül bir deneyim olarak değerlendirmek gerekir” diye konuştu.

- REKLAM -

ÇALIŞAN ANNELER 

Çalışan anneler için işe dönüş döneminin, hem bebekten ayrılmanın getirdiği duygusal zorluğu hem de sağım saatlerini, süt iznini ve iş yükünü aynı anda yönetme baskısını beraberinde getirdiğini hatırlatan Ulcay, “Bu, ‘yetememe’ ve ‘hem iyi bir anne hem iyi bir çalışan olamama’ kaygısını tetikleyebiliyor; annenin mesleki kimliği ile annelik rolü arasında denge kurma çabası önemli bir ruhsal yük oluşturuyor” dedi. Ulcay, doğum sonrası izin uygulamalarında yükün büyük ölçüde anneye bırakıldığına dikkat çekti. “Türkiye’de özel sektörde çalışan babalara tanınan babalık izninin ancak 2026 yılında on güne çıkarılmış olması bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Üstelik on günlük bir süre, doğum sonrası dönemin fiziksel ve ruhsal yükü düşünüldüğünde hâlâ oldukça sınırlıdır” ifadelerini kullanan Ulcay, asıl tartışılması gerekenin “2026 yılına gelindiğinde dahi doğum sonrası bakımın neden hâlâ ağırlıklı olarak annenin sorumluluğu üzerinden düzenlendiği” olduğunu vurguladı. Ulcay, “Ebeveyn izninin paylaşılması, hem annenin dinlenme ve toparlanma süresini artırır hem de bebek bakımını gerçekten iki kişilik bir sorumluluk haline getirerek annenin üzerindeki tek başınalık hissini azaltır” dedi. 

KAMUSAL ALANLARDA YETERSİZLİK

Ulcay, kentlerin büyük bölümünün kadınlar ve özellikle emziren annelerin ihtiyaçları gözetilerek tasarlanmadığını belirterek, bunun uygun olmayan mimari düzenlemelerle kendini gösterdiğini söyledi. “Kamusal alanlarda emzirme odalarının hiç bulunmaması ya da bulunan alanların penceresiz, dar, yetersiz ve tuvaletlerin hemen yanında konumlandırılması, annelere destek olan bir çevreden çok, onları görünmez kılan bir yaklaşımı yansıtmaktadır” diyen Ulcay, bu durumun anneleri evde kalmaya ya da kamusal alanda güvensiz ve rahatsız hissederek emzirmeye zorlayabildiğini ifade etti.

Ulcay, bunun kaygıyı artırıp sosyal yaşama katılımı azaltabileceğini belirterek “Emzirme odaları yalnızca pratik bir gereksinim değil; annelerin kamusal alanda güvenle var olabilmelerini, bakım verebilmelerini ve toplumsal yaşama eşit biçimde katılabilmelerini destekleyen önemli bir kamusal hak göstergesi olarak da ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı. ‘Bugün bu röportajı okuyan ve emzirme sürecinde kendini yetersiz hisseden bir anneye tek bir cümle kurma şansınız olsa, ona ne söylemek isterdiniz?’ sorusuna ise Ulcay, “Hiçbir duygunda yalnız değilsin. Kendine göstereceğin şefkat ve merhamet, bebeğinle kuracağın güvenli bağın en kıymetli besinidir” yanıtını verdi.

Kaynak: HABER MERKEZİ

İlkses Gazetesi'nden sıcak gelişmeleri anında öğrenmek için Google Haberler'de bizi takip edin! Google News'te Abone Ol

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.