İzmir’de sanayi tesislerinden plansız yapılaşmaya, trafik kaynaklı emisyonlardan kontrolsüz bina yıkımlarına kadar pek çok etken hava kalitesini tehdit ederken, uzmanlardan gelecek kuşaklar için kritik uyarı geldi…
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Teknik Sorumlusu Selma Akdoğan, kentte hava kalitesinin yeterli ve güvenilir biçimde izlenemediğine dikkat çekerek, temiz hava hakkının korunamadığını söyledi. Hava kirliliğinin yalnızca insan sağlığını değil tarımsal üretimi, bitki ve hayvan sağlığını da tehdit ettiğini vurgulayan Akdoğan, gerekli önlemler alınmadığı takdirde bugünün çocuklarının ilerleyen yıllarda ağır sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

BU HAKKIN KORUNDUĞUNU NE YAZIK Kİ SÖYLEYEMİYORUZ
Temiz ve sağlıklı bir çevrenin; sağlıklı bir yaşam için gereklilik ve anayasal hak olduğunu kaydeden Çevre Mühendisi Akdoğan, “Temiz hava ise sağlıklı bir çevrenin önemli unsurlarındandır. Ancak bu hakkın korunduğunu ne yazık ki söyleyemiyoruz. Paylaşılan hava kalitesi verilerine göre hava kirliliğinin artmaya devam ettiğini, hava kirliliğine bağlı hastalıkların arttığını ve bu durumdan da en çok dezavantajlı kesimlerin etkilendiğini görüyoruz. ‘Temiz nefes alma hakkı’ yalnız sağlık ihtiyacı olarak değil, ekolojik denge, sürdürülebilir yaşam ve çevresel adalet ile ilişkili olarak ele alınmalıdır” dedi.

KONTROLSÜZ YIKIMIN SONUÇLARI
İzmir'in hava kalitesini değerlendiren Akdoğan, bugün nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalındığını şu sözlerle anlattı: “İzmir’de 22 ölçüm istasyonu bulunuyor, ölçüm verileri ise bakanlık web sayfasında paylaşılıyor. Ancak istasyonlarda ölçümü yapılan parametre sayısı sınırlı. Örneğin PM2,5 ölçümü yapılan sadece 3 istasyon bulunuyor, 19 istasyonda PM10 ölçümü yapılmış. Verilerin sürekliliği bulunmamakta olup, ölçüm yüzdeleri bazı istasyonlarda oldukça yetersiz. Özetle hava kalitesi hakkında yeterli ve güvenli bilgiye sahip değiliz. Mevcut veriler üzerinden 2025 yılı için değerlendirme yapacak olursak İzmir’de 8 istasyonda yıllık ortalama PM10 değerlerinin; 2 istasyonda yıllık ortalama SO2 değerlerinin; 1 istasyonda yılık ortalama NO2 değerlerinin ulusal standart değerin üzerinde olduğu görülüyor! Aliağa bölgesindeki kirletici vasfı yüksek tesisler, Torbalı ve Kemalpaşa’daki sanayi tesisleri, kent içerisindeki ve çevresindeki sanayi tesisleri, taş ocakları vb. tesisler; plansız yapılaşma, yeşil alanların yok olması, bu süreçlerle birlikte hava hareketini sağlayacak hava koridorlarının ortadan kalkması, sosyo ekonomik faktörlere de bağlı olan kalitesiz yakıt kullanımı, vb. faktörler kentin hava kalitesini olumsuz etkiliyor. Bu tabloya kentsel dönüşüm süreçleri ile birlikte yürütülen bina yıkım faaliyetleri de eklendi. Kontrolsüz yıkım faaliyetlerinin getirdiği toz, asbest ve diğer tehlikeli maddelere maruziyet riski bulunuyor.”
KİRLİ HAVA DOĞRUDAN BİR TETİKLEYİCİ
Hava kirliliğinin yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Akdoğan, kirli havaya uzun süre maruz kalmanın özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler üzerindeki etkilerine de şöyle değindi: “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre havadaki en tehlikeli kirleticiler, mikron boyutlarıyla PM10 ve PM2.5 partikülleridir. Bu maddeler solunum yoluyla akciğerlere ve hatta kan dolaşımına kadar ulaşarak ciddi sağlık riskleri oluşturur. Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkisi, maruz kalınan kirleticinin türüne, yoğunluğuna, süresine ve kişinin mevcut sağlık durumuna göre değişir. Kısa süreli maruziyet daha çok tahriş ve solunum yakınmalarıyla ilişkilidir. Uzun süreli maruziyet ise kronik solunum hastalıkları, kardiyovasküler hastalık yükü ve akciğer sağlığı üzerinde daha kalıcı risklerle ilişkilendiriliyor. Çocuklarda kronik astım, alerji ve akut enfeksiyonlar; yaşlılarda kalp rahatsızlıkları, inme, sinir sistemi rahatsızlıkları, bilişsel sorunlara neden olabilir. Kronik solunum, kalp-damar veya metabolizma hastalıkları olan bireyler için kirli hava doğrudan bir tetikleyicidir.”
HAVA KALİTESİNİN KÖTÜLEŞMESİNE YOL AÇIYOR
İklim değişikliğine bağlı olarak orman yangınlarının daha sık, daha şiddetli ve daha uzun süreli olacağının öngörüldüğünü aktaran Akdoğan, “Küresel ölçekte yangın sezonu yüzde 20 uzamış durumda iken, bu orman yangınları sırasında ortaya çıkan emisyonlar atmosferde yayılarak hava kalitesini düşüren karmaşık bir karışım içerir. Bu karışımda sera gazları (karbondioksit, metan, diazot monoksit), fotokimyasal olarak reaktif bileşikler (karbon monoksit, uçucu organik bileşikler, azot oksitler) ve özellikle ince partikül madde öne çıkar. Ülkemiz genelinde ve İzmir’de son yıllarda sayısı artan orman yangınlarının yanı sıra, çeşitli geri dönüşüm tesislerinde meydana gelen plastik yangınları da hava kalitesini olumsuz etkileyen önemli olaylar arasında yer alıyor. Bu yangınlar, özellikle ince partikül madde ve toksik gazların atmosferde yoğunlaşmasına neden olarak, yaz aylarında hava kalitesinin kötüleşmesine yol açıyor” değerlendirmesinde bulundu.
ULAŞIM, SANAYİ, ENERJİ ÜRETİMİ, YAPILAŞMA VE HAVA KİRLİLİĞİ
İzmir gibi büyük kentlerde ulaşım, sanayi, enerji üretimi ve yapılaşmanın hava kirliliğinde önemli rol oynadığını hatırlatan Akdoğan, şöyle konuştu: “Hava Kalitesi Yönetim Planı yapılması ve bu planlar doğrultusunda çalışmalar yürütülmesi gerektiği şubemizce yıllardır ifade ediliyor. İyi bir hava kalitesi yönetimi oluşturulabilmesi için öncelikle emisyon envanteri yapılarak kirletici kaynakların, bu kaynaklarda oluşan kirletici tür ve miktarlarının, kaynakların hava kalitesi seviyelerine etkilerinin belirlenmesi gerekir. Bunun için ölçüm istasyon sayıları arttırılmalı, mevcut istasyonlarda ölçülen parametre sayısı arttırılmalı ve ölçümlerin sürekliliği sağlanmalıdır. Emisyon envanteri sürekli güncel tutulmalı, ölçüm verileri ve meteorolojik veriler ile birlikte takip edilmelidir. Ölçüm verilerine ve izleme çalışmalarına bağlı olarak planlar gözden geçirilerek revize edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Hava kalitesi verilerinin paylaşılmasına ek olarak vatandaşın bilgilendirilmesi ve erken uyarı sistemlerine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Kent içerisindeki sanayi ve organize bölgelerinde kirletici kaynaklarla ilgili kamuoyu ile paylaşılan kapsamlı bir ölçüm çalışması bulunmuyor. Ağırlıklı olarak yanma kaynaklı kirleticilerin oluştuğu bu bölgelerde doğal gazın kullanılıyor olması kirlilik yükünü azaltmak ile birlikte tesislerin üretim türlerine bağlı olarak oluşabilecek emisyonların da belirlenmesi gerekiyor. Özellikle şehir merkezine yakın noktalarda kalmış olan tekil sanayi tesisleri, çimento fabrikaları en önemli kirletici kaynaklardandır. Yerleşim alanları, okullar gibi hassas yapıların içerisinde kalmış olan bu tür tesislerde baca ve baca dışı kaynaklardan oluşan kirleticileri azaltmaları gerekiyor. Hava kirliliğine neden olan sanayi tesisleri iyileştirilmeli, bunların emisyonları en aza indirilmeli ve emisyon kontrol sistemlerinin sürekliliği sağlanmalıdır. Binaların kontrolsüz ve plansız yıkımı ile ortaya çıkacak kirleticiler ve asbest maruziyeti için gerekli önlemler alınmalıdır.”
SADECE İNSAN SAĞLIĞINI DEĞİL TÜM YAŞAMI TEHDİT EDİYOR
‘Bugün doğan bir çocuğun, 20-30 yıl sonra da temiz hava soluyabilmesi için sizce Türkiye'nin ve İzmir'in bugünden değiştirmesi gereken en kritik çevre politikası hangisi? Eğer bu adımlar atılmazsa bizi nasıl bir gelecek bekliyor?’ sorusunu da yanıtlayan Akdoğan, son olarak “Enerji, maden ve sanayi politikalarının çevre hakkı gözetilerek tekrar oluşturulması gerekli. Her koşulda kalkınma amaçlı bir yaklaşım çevresel tahribatlara, halk sağlığı sorunlarına neden oluyor. Kümülatif çevresel etki değerlendirmesi ve sağlık etki değerlendirmesi zorunlu olmalı, izin ve denetim süreçleri kağıt üzerinde kalmamalı, kamusal denetim güçlendirilmelidir. Hava kalitesi sınır değerleri DSÖ ile uyumlu hale getirilmeli, PM 2,5 parametresi eklenmelidir. Kömürden çıkış planlanmalıdır. Aliağa bölgesinin kümülatif etkisini azaltacak önlemler alınmalıdır. Önlem alınmazsa hava kirliliği ile birlikte hava kirliliğine bağlı hastalıklar da artacaktır. Bugün doğan çocuk 20 yıl sonra genç bir yetişkin olduğunda; çocukluktan itibaren soluduğu kirli hava nedeniyle astım, KOAH, erken yaşta kalp krizleri ve akciğer kanseri gibi sağlık sorunları yaşayabilir. Hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları ve ölüm vakaları artabilir. Hava kirliliğinin ayrıca tarımsal üretime, bitki ve hayvan sağlığına da olumsuz etkileri vardır. Kirlilik sadece insan sağlığını değil tüm yaşamı tehdit ediyor!” bilgisini paylaştı.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın