Sayfa Yükleniyor...
Sinema ve Tiyatro oyuncusu Ali Yaylı, salgın döneminde tiyatroların uzun bir süre kapalı olmasına ilişkin konuşarak, “Tiyatro; kötü günlerde halka ‘moral’ demektir” ifadelerini kullandı
BURCU YANAR/ÖZEL HABER
Tiyatro; duygularımıza, ruhumuza, vicdanımıza ve aklımıza hitap eden en gerçekçi sahne sanatlarından bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Dünya tiyatro tarihine biraz göz attığımızda savaş zamanlarında dahi sahne sanatlarına ara verilmediğini, aksine askerlerin ve halkın birbirine moral vermek için tiyatrovari hareketler yaptıklarını görüyoruz. Bilindik bir örnek vermek gerekirse Shakespeare’in Romeo ve Juliet’i de savaş döneminde yazılmış ve sahnelenmiş oyunlardan bir tanesidir. Durup da bir çevremize baktığımızda ise yine karanlık, kasvetli ve hastalıklı bir dönemden geçtiğimizi görmeyen yoktur. Bu sefer de virüs savaşlarının hakim olduğu ve insanlık olarak mücadele etmek zorunda olduğumuz bir savaşın içerisindeyiz. Böyle zamanlarda ise tiyatro gibi sanatlara normal zamanlarda olduğundan daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bu sebeple evlerimizde kalmak zorunda olduğumuz karantina günlerinde devlet ve şehir tiyatroları internet üzerinden yayınlanmaya başladı. İnternetten tiyatro gösterilerinin gerçek bir tiyatro olmadığına vurgu yapan, geçmişte ekranlarda görmeye alışık olduğumuz Sinema ve Tiyatro oyuncusu Ali Yaylı, tiyatronun savaş zamanlarında dahi üretilmeye devam ettiğini söyleyerek, “Tiyatro; kötü günlerde halka ‘moral’ demektir” dedi.
TİYATRO İNSANLA OLUR
Pandeminin faşist bir yasak değil, mecburi bir şey olduğunun altını çizen Ali Yaylı, “Bu salgında alınan önlemler mecburi olan ve herkesin uyması gereken, sağlığımız için gerekli olan birtakım yasaklamaları içeriyor. Hatta bunlar ülkemizde daha da yoğun Çin’deki gibi olmalıydı. Bu yüzden tekrar tekrar hortlamaya devam ediyor. Fakat kısıtlamaların da belirli bir mantığı olmalıdır. Tiyatro oyunlarında herkesin birbirine sarmaş dolaş olduğunu mu düşünüyorlar. Evet, bir aşk oyunun oynuyorsan oyuncu olarak sarılmak zorundasın. Tiyatrolara 1,5 metre şablonları asılıyor. Bu olmaz o zaman camileri de yasaklasınlar. Uçak, otobüs, dolmuş kullanıyoruz. 1,5 metre mesafeyi korumak mümkün mü? Madem uçaklara, toplu taşımalara, camilere bu imkanı veriyorsunuz, tiyatrolara neden vermiyorsunuz sorusunu yönelterek, ‘Panik halinde birtakım yasaklar çıkartılıyor ama bu böyle olmaz” diye konuştu.
OLMAZSA OLMAZ; SEYİRCİ VE OYUNCU
Salgın döneminde online olarak yayınlanan tiyatro oyunları hakkında da “O tiyatro değil, araya kamera girdiği zaman başka bir şey olur” yorumunu yapan ve tiyatronun olmazsa olmaz iki unsuru olduğunu kaydeden Ali Yaylı, “Bunlar oyuncu ve seyircidir. Sahne, salon, dekor, kostüm, oyun metni gibi detaylar yan faydalardır. Bunlar olmasa da tiyatro olur. Çünkü tiyatro insanla olur. İnsan oynayacak ve insan seyredecek. Ben bunu kameraya bakarsak oynarsam o insanın soluğunu, gülmesini ve alkışlamasını göremeyeceğim. Dolayısıyla durum başka bir şeye evrilmiş oluyor. Tiyatro insanla aynı yaştadır. Ancak insanlık ortadan kalkarsa tiyatro ortadan kalkar. Biz internet yayınlarına ancak ‘internet gösterisi’ diyebiliriz. Belki gelecekte sinema ya da dizi dediğimiz sektörler buna evrilebilir bunu da bilemeyiz. Belki dijital bir sanat başlayacak ama bu kesinlikle tiyatro olmayacak” dedi.
TİYATRONUN MİSYONU VARDIR
Virüs döneminden sonra tiyatronun yine kaldığı yerden devam edeceğini aktaran Yaylı, “Ancak salgın henüz bitmedi ve bitmediği için de oyuncular da seyirciler de tedirgin. 300 kişilik bir salonda 100 kişinin olması bir şeyi değiştirmiyor. Zaten o kişilerin içinde bir tane kişinin hastalıklı olması herkese bulaşması için yeterli oluyor. Fakat salgının döneminin içinde de böyle şeyleri denemeye mecburuz. Bu dediğim gibi bizim elimizde olan bir şey değil. İki kere iki sadece matematikte dört eder. Ancak salgın geçtikten sonra tiyatro seyircisi tabi ki gidip izleyecek. Oyunlar devam etmek zorunda” ifadelerine yer verdi.
“Tiyatronun sadece bir sanat dalı olmasının ötesinde çok ağır misyonları var” diyen Yaylı, “Tiyatro moral demektir. İnsanlar savaşlarda bile tiyatro oyunları ile moral buldu. Tiyatro hep kafada salon, perde şeklinde kazınmıştır. Oysa tiyatro insanın olduğu her yerde olur. Diğerleri bize burjuva tiyatrosunun dayattığı bir şeydir. Sakın o tuzağa düşmeyin. Diğerleri sadece birer kenar süsüdür” diye konuştu.
OYUNCULUĞU NEDEN BIRAKTI?
12 yıldır ekranlarda görmediğimiz oyuncu ekranlara ve tiyatro oyunlarına neden veda ettiğini ise şu şekilde açıkladı: “Sorun şu ki; sanat siyasilerin iki dudağı arasında. Sanat iş kolu diye bir iş kolumuz yok. Yani bir kanunumuz yok. Sadece tiyatro özelinde konuşacak olursak bizi koruyup kollayan bir mekanizma yok. Bu yüzden ben 12 yıldır dizi yapmayı bıraktım. Orası da büyük bir hicrandır. Direniyorum ve yapmıyorum. Dizi tam bir köle pazarı ve ben bu konuda net bir tavır aldım. Bir dizi setinde senin hasta olman, yaralanman, çocuğuna bir şey olması önemli değildir. Önemli olan o kaseti gününde teslim etmektir. Sen itiraz ettiğin an diğer bölümde ya öldürülüyorsun ya da yurt dışına gönderiliyorsun. Sözleşmeler tek taraflı ve kelepçe sözleşmelerdir. Ben dizide oynamıyorum. Tiyatro da artık oynamıyorum. Sadece yönetmenlik yapıyorum. Ben dünya görüşü olarak lüksü reddettiğim ve mütevazı bir hayatı tercih ettiğim için emekli maaşımla çarkımı döndürmeye çalışıyorum.”
Haber Merkezi