Yaşayan bir değer: Lütfü Çakın

Karikatür, başlıca ele aldığı konuları komik veya iğneleyici olması için  çarpıtan resim türüdür. Abartılı ve çarpıtıcı betimlerini çizgilerle yapan bu sanat dalı basında ise, sıklıkla sosyal ve siyasi eleştiri yapmakta kullanılmaktadır. Bizlerde bu hafta karikatürün Türkiye'deki tanınmış isimlerinin başında gelen Lütfü Çakın ile bir röportaj gerçekleştirdik.


  • Oluşturulma Tarihi : 29.08.2016 08:47
  • Güncelleme Tarihi : 29.08.2016 08:47
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Yaşayan bir değer: Lütfü Çakın

ONURHAN ALPAGUT

Karikatür, başlıca ele aldığı konuları komik veya iğneleyici olması amacıyla çarpıtan resim türüdür. Abartılı ve çarpıtıcı betimlerini çizgilerle yapan bu sanat dalı basında ise, sıklıkla sosyal ve siyasi eleştiri yapmakta kullanılmaktadır.

1984'te Karikatür ile macerası başlayan Lütfü Çakın, bu dalda birçok ödüle nail görüldü. Son olarak 31. Uluslararası Eski Eser Müze ve İnsan İlişkileri konulu yarışmada 1'incilik ödülüne layık görülen ünlü karikatürist  Çakın, Nasreddin Hoca'dan gelen mizah geleneğini  Türk Karikatüristler olarak devam ettirdiklerini söyledi.

Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?

1962 Diyarbakır Ergani'de doğdum. Amcam İsmail Çakın öğretmen okulu öğrencisi iken evde karakalem, desen çalışmaları yapardı. Ben o zaman 5 yaşındaydım anımsıyordum. Saatlerce sessizce izler hayran olarak nasıl yapıyor diye düşünürdüm. Sonra ilk okula gittiğim zaman kalem kağıdı elimden hiç düşürmedim. Sürekli olarak çizmeye başladım. Desen çalışmalarından hariç portre yapmaya başlamıştım. Birilerini benzetebilmek beğeni kazanmak bu yönde kendimi geliştirmek istiyordum. Ortaokulda okurken matematik öğretmenimin portresini çizdiğim için öğretmenim tahtaya kaldırıp cetvelle parmaklarıma vurmuştu. Ama hiçbir zaman yılmadım. Çizmeye devam ettim. Liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarına girdim. Kazanamadım iki puanla kaybetmiştim. Şans her zaman benden yana oldu diyebilirim. 1978 yılında İzmir'e geldim. İzmir Fuarı’nda Fevzi Kaşlı ile tanıştım. Portre konusunda iyiydi. Fevzi benden bir yaş küçük olmasına rağmen çok güzel portre çalışmaları yapıyordu. Bu portrelerin alıcıları olduğunu öğrendiğim an bende başladım. Ama karikatür sanatına Mehmet Duru'yu tanıdığım gün başladım. 1984 yılıydı. İlk karikatürüm Yeni Asır Gazetesi’nin GICIK Mizah ekinde yayımlandı. Daha sonra Gırgır, Çarşaf, Limon dergilerine amatör olarak çizmeye başladım. Artık çiçeği burnunda karikatürcü olmuştum. 1986 yılında Türk Hava Yolları’na (THY) bağlı HAVAŞ'ta göreve başladım. Ekonomik özgürlüğümü de kazanmıştım. İyi bir karikatürcü olabilmek için sürekli okudum. Bunlar; roman, araştırma, mitolojik hikayeler, şiir, klasikler, mizah ağırlıklı kitaplardı. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü, Cihan Demirci, Cezmi Ersöz’ün kitaplarını, gazete, dergi, makale yazılarını sürekli okudum. Desenim zayıf olduğu için sürekli desen çalıştım. Hayvan, araba, doğa, insan figürleri çalıştım. TRT 1'de beş yıl aralıksız çocuk programında "Yarınlar Bizim" ve bir yıl "Cafe Magazin" programlarında ünlü konukların portre karikatürlerini canlı yayında çizdim.

Karikatür sevdanız nasıl başladı, süreci bizimle paylaşır mısınız?

Abartılı olan yüzleri görünce ilk etapta tepki gösterdim. Bu nasıl olur diye ama hiç kimseye açılmadım. Sonra anladım ki karikatür sanatı abartı sanatıdır. Ne kadar abartırsanız o kadar güzel olur.

İLK KARİKATÜRÜ "GICIK" DA YAYINLANDI

İlk karikatürünüz ne oldu? Hatırlıyor musunuz bir hikayesi varsa bizimle paylaşır mısınız?

İlk karikatürüm Yeni Asır Gazetesi'nin "GICIK" mizah dergisinde yayınladı.Hikayesi yok aslında sadece mizah dergilerinden esinlenerek espri yarattım.

Size göre karikatürün tanımı nedir, nasıl olmalıdır?

Karikatür tanımı bana göre şöyle ülkemizde, dünyada ve evrende sürekli yaşanan olayları, çarpıklığı hicivle ironi katarak anlamlı ve kalıcı bir sanat haline getirmektir. Birçok okul özel kurs yerlerinde, kolejlerde öğrencilere karikatüründe kendi içinde birçok farklılığı vardır. Yani değişik kategoriler şeklinde adlandırabiliriz. Örneğin gazete karikatürcülüğü ve dergi karikatürcülüğü, editöryal karikatürcülüğüne girer. Çizgi roman ayrı, yarışma karikatürcülüğü ayrı portre karikatürcülüğü ayrıdır.

"EFLATUN NURİ'DEN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM"

Çalışmalarınız belli bir düzeye ulaştınız. Karikatür ile olan bu yolculuğunuzda size destek verenler oldu mu?

Elbette, zaten Gırgır'da başladığım yıllarda ilk olarak Oğuz Aral'la tanışma şerefine nail oldum. Çarşaf’ta Raşit Yakalı abiyi tanıdım. Onların eleştirilerini dikkate alarak daha iyisini yapmaya çalıştım. Karikatür etkinliklerinde Turhan Selçuk, Semih Poroy, Semih Balcıoğluyla tanıştım. İlk karikatürümün yayınlandığı Yeni Asır Gazetesi'nin mizah yönetmeni Eflatun Nuri'den çok öğrendiğime inanıyorum.

Karikatür anlamında ne tür etkinliklerde bulunuyorsunuz?

Daha çok eğitim semineri, panel, bayi toplantıları ve AVM'lerde porte karikatürler çiziyorum. Bununla beraber sergiler açıyorum. Bazen yurtdışına çıkıyorum. Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Kıbrıs, ve Katar gezilerim oldu. Bu ülkelere karikatürcü olduğum için özel olarak davet edildim.

"ÇOK İYİ BİR YERDEYİZ"

Dünya mizahı ile Türk mizahını karşılaştıracak olursak, Türk çizerlerimiz şu an ne durumda?

Yaşayan Türk karikatüristler arasında Semih Poroy, Kamil Masaracı, Raşit Yakalı, Ahmet Aykanat ve daha niceleri gibi çok değerli isimler var. Kategoriler farklı olduğu için bu iyi bu kötü diye bir ayrım yapamam. Her sanatçı kendi alanında daha çok başarıya ulaşmıştır. Dünyada Türk karikatürcüler olarak çok iyi bir yerdeyiz diyebilirim. Nasrettin Hoca’nın torunları olarak dünyada tanınıyoruz.

Karikatür yarışmaları ile ilgili olumlu ve olumsuz düşünceleriniz nedir?

Hayat zaten maraton, karikatür yarışmalarında olumlu olarak seviyenizi belirliyorsunuz. Maddi olarak getirisi var. Takdir ediliyorsunuz ve en önemlisi eseriniz ölümsüzleşiyor. Olumsuz yanı ise iki şekilde bulunuyor. Birincisi benzer çalıntı, alıntı, kopyalama gibi eserler maalesef çok sayıda karşınıza çıkıyor. İkincisi her ülkede jürilerin birçoğu maalesef tanıdıklarına oy veriyor. Yarışmaların daha cazip hale gelmesi için jüriler tarafından isimler kapatılarak ince elemek gerektiğini düşünüyorum. Bu durum sadece bizim ülkemize özel bir şey değil, bakıyorsunuz yarışma Hırvatistan’da ödüllerin çoğu Hırvatlara gidiyor. Bunları önlemek için yarışmayı düzenleyen kurumların önceden karikatürün arkasını bir kağıtla kamufle etmesi, ismi saklaması ve imzayı kapatması gerekiyor. Bu işler numara verilerek yapılırsa o zaman elbette birçok çizerin çizgisinden yine anlaşılır ama yinede hiç değilse güzel olanlar gözden kaçmaz diye düşünüyorum.

"İÇİM KAN AĞLIYOR"

Darbe girişimi sonrası karikatüristlerin durumu nedir? Bir baskı mevcut mu? Çizerlerimiz, çizdikleri konusunda daha mı dikkatliler? 

Editoryal karikatürcü olmadığım içi gerçekten bilmiyorum. Dünyanın her yerinde karikatürcülere baskı var. Elbette en demokratik ülkelerde bile var. İnsan hakları savunucuları maalesef kendi insanlarını korumuyorlar. Ülke adı vermeye gerek bile yok televizyon haberlerinde her gün bu şiddet olaylarını izliyoruz. Sadece içim kan ağlıyor.

Lütfü Çakın kimdir?                 

1962 de Ergani’de doğdu. Lise eğitimini Ergani’de tamamladı. İlk karikatürü Yeni Asır (GICIK) mizah ekinde yayınlandı. Gırgır, Çarşaf, Limon, Karadeniz (TAKA) Evrensel, Homur, Kuşadası Postası, Söke Gerçek, Batısöz, Maydanoz, Delidolu, Ergani Haber, Turkish Daily News gazete ve mizah dergilerine çizdi. Çeşitli karma sergilere katıldı. Kişisel sergiler açtı."Müslüm Üzülmez" Gecenin Islığı, Çayönünden Erganiye Uzun Bir Yürüyüş, Ben Bölmeden Geldim Komutanım, isimli kitaplarına karikatürler çizdi. TRT 1'de Cafe Magazin ve Yarınlar Bizim çocuk programlarında doğaçlama karikatür, vinyet, resim çalışmaları yaptı. “Mustafa Yıldız, Lütfü Çakın Karikatürler”, “Çizgilerin Dansı”, “Karikatürcüler ”Kitapları yayınlandı. Turizm beldelerinde turistlerin portre karikatürünü çizen Lütfü Çakın evli ve iki çocuk babasıdır.

Haber Merkezi