Sayfa Yükleniyor...
Derdimend adlı kitabıyla İzmir'de kendisinden oldukça söz ettiren İzmirli yazar Ali Kılıç ile Derdimend adlı kitabı ve yazarlık hikayesi hakkında konuştuk
ONURHAN ALPAGUT-ÖZEL RÖPORTAJ
İzmirli yazar Ali Kılıç, Derdimend adlı kitabıyla İzmir'de kendisinden oldukça söz ettirdi. Kendisi gençlik yıllarında okumaya meraklı olduğunu ve bunun sonucunda yazmaya başladığını ifade ediyor. Son kitabı Derdimendte 10 yıllık duygu ve birikimlerini şiirleştirerek kaleme almış. Bunun dışında Kalbim Açık Yara ve Demiryolcu Kahraman Salih Dede yazarlığını gerçekleştirmiş yazar gazetemize başlangıç hikayesini ve son kitabını Derdimendin oluşum sürecini anlattı.
Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1987 yılında İzmir'de doğdum. İlköğretimi Gümüşsu Hasan Eren İlköğretim Okulu'nda tamamladım. Daha sonra Gümüldür Lisesi'ni bitirdim. 2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü'nden mezun oldum. Şimdi ise Çorum'da Türkçe öğretmeni olarak çalışıyorum.
ÇILGINLAR GİBİ OKUDUM
Yazar olma süreciniz nasıl gerçekleşti, hikâyeniz nedir?
Çocukluğum Gümüldür'de etrafı mandalina bahçeleri ile çevrili iki odalı 50 metrekarelik müstakil bir evde geçti. En yakın komşumuz ile aramızda bir kilometrelik bir mesafe vardı. Bu ortamda sığınabileceğim tek dost tek arkadaş kitaplarımdı. Orada çılgınlar gibi kitap okudum. Bu bir mübalağa cümlesi değildir. Gerçekten de çılgınlar gibi okudum. Şimdi yerinde yeller esen asırlık dut ağacının tepesinde bir kütüphane devirdim. Bu çılgınca okumanın sonunda da doğal olarak bir şeyler yazmaya başlıyorsunuz. İlk ürünlerimi böyle bir ortamda yazdım. Şimdi o defterlere dönüp baktığımda ya da o defterlerin sayfalarını yüzüme bastırdığımda yapraklarına sinen narenciye ve dut şerbeti kokularını hala alabiliyor olmamın mutluluğu insanoğlunun icat ettiği mevcut diller ile anlatılacak bir şey değil.
Kitaplarınızı ortalama ne kadar sürede tamamlıyorsunuz?
Kitap yayınlama konusunda bir zaman sınırını ya da bu bağlamda bir planlama yapmayı doğru bulmuyorum. Bir kitap bittiğinde kendini yazarına, şairine hissettiriyor. Ben tamamlandım, artık beni kitlelerle paylaşabilirsin diyor. En azından bende durum böyle oluyor. Bittiğine, tamamlandığına dair o mistik sesi şiirden duymadan o şiiri bitirdiğimi iddia etmem, edemem. Okur ya da yayınevi baskısı ile bir kitabı alelacele bitirip yayıma yollamak etik değil. Bu şiire ve sanatçı geleneğine ihanettir.
Yazmaya nasıl başlıyorsunuz, ilham denilen o şey nasıl geliyor?
Edebiyat söz konusu olduğunda yetkinlik ve estetik başarı bağlamında esin perisine de yeteneğe de inanmıyorum. Yoğun, sert ve disiplinli bir estetik çalışmanın ürünü olmayan, üzerinde uzun uzun kafa yorulup emek harcanmamış, sanatçının kendisinin veya içinde yaşadığı toplumun kanayan yaralarının neden olduğu tahammül edilemez acılardan kaynaklanmayan bir sanatsal üretimin yapılabilirliğine, böyle bir şeyin mümkün olabileceğine, inanmıyorum. Acısını çekmediğim duygunun şiirini yazmam. İçinde yaşadığım toplumu ya da beni yaralamayan bir konunun denemesini yazmam. İlham yoktur, yetenek yoktur, bunlar safsatadır demiyorum. Yüksek bir sanatsal üretim için sadece bunlar yeterli değildir diyorum. Disiplinli ve sıkı bir çalışma olmadan sadece ilham denen ilahi bir cezbe halinde sanatsal üretim yapmayı doğru bir şey olarak kabul edemem. Sanatta Dionisiosçu-Şamanist gelenek ve onun yarattığı estetik ürünler tarihsel bir veri olarak bizim yolumuzu aydınlatıyor ama şu da açık bir gerçek ki İlkçağ koşullarında da yaşamıyoruz.
EĞİTİMLE YAZAR-ŞAİR OLUNMAZ
Sizce yazmak bir yetenek işi midir? Yoksa öğrenilebilir bir durum mu?
Yazmanın öğrenilebilir bir nen olup olmadığı hakkındaki ise şunu söyleyebilirim: Dünyada ve ülkemizde yaratıcı yazarlık kursları veriliyor. Bu kurslarda pek çok nitelikli yazar ve şair çıkmıştır. Bunu kimse inkâr edemez. Bunun canlı örneği İzmir'de var. Karşıyaka Belediyesi Şiir Atölyesi'nden haberiniz vardır mutlaka. Pek çok yazar şair yetişti oradan. Yani yazma öğrenilebilir bir şey fakat okumadan Türk ve dünya edebiyatının seçkin ürünlerini okuyarak entelektüel gelişiminizi bir üst aşamaya taşımadan sadece yaratıcı yazarlık kurslarında aldığınız eğitimle yazar-şair olamazsınız. Bunu da görmek lazım.
Yazdıklarınızda kendinizi yansıtıyor musunuz?
Acısını çekmediğim duygunun şiirini yazmam. Acısını çekmediğim konunun denemesini yazmam. Bundan otobiyografik ürünler verdiğim anlamı çıkarılmamalı. Hayatım benim için bir konular ve duygular açık büfesidir, oradan istediğimi alır ve tabağıma koyarım ve asla aç gözlülük yapmam. Öyle tabağı tepeleme yiyecek ile doldurmam, başkalarına da bırakırım.
Biraz bize Derdimend kitabınızdan söz eder misiniz?
Derdimend, 2004 ile 2014 arasındaki 10 yıllık dertlerimin bir dökümüdür. Bir anlamda Z raporudur. Bu dönemde yaşadığım psikolojik ve bilişsel ağrılarımın yazınsal alana bir yansımasıdır. Derdin en ağır ve çekilmez olduğu zamanlarda tahammül sınırımı arttırmak için hep şiire sığındım. Değişik bir açıdan bakacak olursak yoğun baskı altında yaşadığım bir dönemde travmatik bir ruh halinden stres bozukluğu yaşamadan çıkmamı şiir sağladı. Şiir okudum. Türk şiir geleneği beni kurtardı. Şiir olmasaydı bu dönemi büyük ihtimalle atlatamazdım. İstedim ki bu şiirleri okuyanlar da kendi dertlerine karşı mukavemet ederken bu şiirlerden destek alsınlar. Derdimend, adı üzerinde derdin ürünü bir kitap; fakat kimse onu al eline kalemi yaz başından geçeni üslubuyla yazılmış kitaplardan biri olarak algılamasın. Dille, dünyayla önemli derecede çözümsüz sorunları olan bir poetik zihnin ürünü bu şiirler. Doğayı, insanı ve evreni değişik bir bakışla yorumlayan bir aklın ürünü Derdimend. Okunursa ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.
ÜÇ KİTABIM VAR
Bugüne kadar kaç kitap yazdınız? Aldığınız olumlu ve olumsuz görüşler ne şekildeydi?
Şimdilik üç kitabım var. İlki, Kalbim Açık Yara. Bir denemeler toplamı. Kalbim Açık Yara hakkında bir şeyler söylemem gerekirse özellikle anlaşılmamak için yazdığım marazi denemeler toplamı diyebilirim. İkinci kitabım, değerli dostum Serkan Pınarcı'nın güçlü desteği ve insanüstü motivasyonuyla yazdığım 10 kitaptan oluşan bir çocuk kitabı serisi. Demiryolcu Kahraman Salih Dede bu kitabım hakkında şunu söyleyebilirim: Evrensel insani değerleri işleyen küçük hikayelerden oluşuyor. Bir yetişkin aklıyla yazmadım. Çocukluğumda okumak istediğim kitabı yazmaya çalıştım. Kendi çocukluğuma armağan olması dileğimle... Derdimend'in hikayesini ise yukarıda anlattım. Türkiye'de genç şairlere verdiği güçlü destek ile şiirimize ve edebiyatımıza büyük hizmetlerde bulunan sevgili Mustafa Fırat'ın desteği olmasa büyük ihtimalle hala basıma hazır bir dosya olarak rafta bekliyor olurdu. Şimdiye kadar okurlarımdan aldığım en güçlü eleştiri anlaşılması zor metinler yazıyor olmam. Bu konuda okurlarıma hak vermediğimi söyleyemem. Ben basit bir adamım; ama yazdıklarım öyle değildir. Ben yazarken çok acı çekiyorum ve zorlanıyorum. Okurlarım için nitelikli bir ürün ortaya koymak için çalışıyorum. Okur da benim yazdıklarımı okurken biraz gayret sarf etmeli.
NE KADAR OKUNDUĞUNDAN ÇOK NE OKUNUYOR O ÖNEMLİDİR
Sizce insanımız yeterli düzeyde okuyor mu?
İnsanımızın yeterli düzeyde okumadığı söyleniyor. Kısmen haklı bir söylem bu, fakat eksik. İnsanlarımız kitap okuyor fakat nitelikli kitaplar okumuyorlar. Kulaktan dolma bilgilerle şu kitap iyidir bu kitap kötüdür diyenlere bakarak kitap satın alıyorlar. Bu kitaplarda çoğunlukla sığ ve çoksatar kitaplar oluyor. Bunun için onları suçlayamam. Çünkü biz aydınlar üzerimize düşen görevi yapmıyoruz. Otu çöpten ayırmıyoruz. Neyin nitelikli neyin niteliksiz olduğunu nesnel bir biçimde ortaya koyan eleştirmenlerimiz yok. Olanları da el birliği ile linç ediyoruz. Eleştirmeni yazamaz hale getiriyoruz. Bu durumda okur ne yapsın. Bu hengamede okur Wattspad'de 100 sayfalık yazı yazabilen bir kişiyi büyük yazar olarak görüyor. Kitap fuarlarında görüyoruz. Ana akım medya tarafından desteklenerek kitlelere tanıtılan çoksatar yazarların imza gününde kilometrelik kuyruklar oluşuyor. Bunların çoğu da şişirme şöhretler. Öyle çoksatar yazarlarımız var ki piyasadaki tüm kitaplarını toplayıp külliyen SEKA'ya yollayıp kağıda dönüştürsek Türk edebiyatı zerre miskal bir şey kaybetmez. Ama Yunus Emre'yi çıkarın geriye Türk edebiyatı diye bir şey kalmaz. Yaşar Kemal'i yok edin, romanımız 100 yıl geri gider. Ne kadar okunduğundan çok ne okunuyor o önemlidir. Türkiye'de kitap okunuyor ama çoğunlukla niteliksiz ve sığ kitaplar bunlar.
Hedef ve projeleriniz nedir?
Dövülecek nice demirlerim var ocakta dersem ne demek istediğim anlaşılır kanımca. Ben tamamlandım, beni kitlelerle paylaşabilirsin! diyen bir marazi denemeler toplamı basılmayı bekliyor: Kayıp Ruhlar İçin Evrensel Harita. Şimdilik Ben tamamlandım, beni kitlelerle paylaşabilirsin! nidasını duymadığım iki şiir dosyası üzerinde çalışıyorum. Bu kitaplar dışında, benim kalbimde ayrı bir yeri olan, uzun ve derinlikli bir düşünsel üretimin ürünü olan kitapları okuma özrü bulunan bir toplum için yazılmış, aklınıza gelebilecek her konuya değinen birer paragraflık kısa denemelerden oluşan bir kitap yazıyorum: kısmen bitti sayılır.
Türkiyede kitap yayınlamak zor mu? Yayınlanacak bir kitap ne gibi süreçlerden geçiyor?
Türkiye'de kitap yayınlamanın çok zor bir süreç olduğunu düşünmüyorum. İsteyen istediği kitabı basıp satabiliyor. Bir kitabın yayınlanma süreci ise birkaç cümle ile anlatılabilecek bir süreç değil maalesef.
ASIL OLAN NİTELİK
Yazdığınız bir kitabı hangi yayın evinde çıkartacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bu Ziya Paşa'dan bize kalmış ve zamanla kullanıla kullanıla atasözü haline gelmiş bir dize. Yayınevleri konusunda da şair ve yazarlara ders veriyor. Bir yayınevini tanımak istiyorsanız bastığı kitaplara bakın. Ben öyle yapıyorum. Dosyamı bir yayınevine yollarken kendime şu soruyu soruyorum: O yayınevi kimlerin kitaplarını basmış? Ben buna bakarım. Niteliğin kitaplarını mı basmış, piyasanın kitaplarını mı? Niteliğin kitaplarını basmışsa o yayınevine dosyayı yollarım. Bilirim ki o yayınevinin editörleri hakikatin hakkını veren kimselerdir. Benim kitabımda basılmaya layık bir edebî nitelik varsa bunu tespit edip değerini ortaya koyacak editörleri olan yayınevine kitabımı yollarım. Genç yazar ve şair arkadaşlarıma da bunu öneriyorum.
İlham aldığınız ya da etkilendiğiniz yazar-şairler var mıdır?
Sümerlilerin yazıyı icat ettiğinden bu güne insanoğlunun kolektif üretiminin ürünü olan yazılı, sözlü ya da basılı o dehşetengiz insanlık birikiminin okuyabildiğim bölümünün tamamından etkilendim. Mağara resimlerinden tut, e-kitaba kadar uzanan tarihsel süreçten seçip okuduğum her şey benim entelektüel gelişimimi etkilemiştir ve etkilemektedir. Henüz bitmiş bir gelişim sürecinden söz etmiyoruz. Bu yüzden şu şair, bu yazar beni çok etkiledi desem bu sadece şu ânın nesnel gerçekliğini tasvir eden bir ifade olacak. Özgürlüğüne düşkün bir yazar olarak kendimi kısıtlayacak söylemlerden kaçınıyorum. Bu yüzden size beni etkileyenlerden müteşekkil bir yazar-şair listesi veremeyeceğim için üzgünüm.
OKUR SEÇME HAKKIMIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM
Okur kitleniz kimlerden oluşuyor?
Her şeyden önce ben bir okurum. Kitabını alıp okuduğum tüm yazar ve şairlerin okur kitlesinin içindeyim. Aynı şekilde benim kitabımı alıp okuyan herkes de benim okur kitlemin içine girer. Okur seçme gibi bir hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Kimleri okuyacağıma bir okur olarak ben karar veririm; fakat kimlerin beni okuyacağına ben karar veremem. Benim kitabımı alıp okuyup benim derdimle dertlenen herkes benim okurumdur.
Haber Merkezi