"Çocuklarınızı cam fanus içerisinde yetiştirmeyin"

Eğitim alanında ebeveynlere ve çocuklara uzman danışmanlık yapan Ebru Candaş ile ebeveynlere faydalı olabileceğini düşündüğümüz bir röportaj gerçekleştirdik


  • Oluşturulma Tarihi : 22.08.2016 08:02
  • Güncelleme Tarihi : 22.08.2016 08:02
  • Kaynak : HABER MERKEZİ

ONURHAN ALPAGUT-ÖZEL RÖPORTAJ

2016-2017 öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala, eğitim alanında ebeveynlere ve çocuklara  uzman danışmanlık yapan Ebru Candaş ile ebeveynlere faydalı olabileceğini düşündüğümüz bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportajımızda çocuklarda özgüven eksikliğinin giderilmesi hususunda bilgilendirmelerde bulunan Candaş, ebeveynlere çocuklarınızı “Cam fanus” içerisinde yetiştirmemeleri konusunda uyardı.

Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?

1973 yılında Üsküdar/İstanbul'da doğmuşum. İlkokulu İstanbul'da tamamladıktan sonra babamın memuriyeti sebebiyle, ortaöğretimi Ardahan'da, lise öğrenimimi ise Bursa'da tamamladım. Lisans öğrenimimi Yıldız Teknik Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı Eğitim- Programları ve Öğretim Bölümü’nde tamamladım. İş yaşamıma, Magdeburger Sigorta A.Ş.'de personel İşleri sorumlusu olarak, ardından da Koç Holding bünyesinde yer alan İ.D.E.A. A.Ş.'de Program Geliştirme Uzmanı olarak görev yaptım. 2014 yılı içerisinde İzmir ilinde iki siyasi parti içinde aktif çalışmalarda bulundum. Büyük Anadolu Kalkınma Hareketi’nde İzmir İl Başkanlığı, Milli Mücadele Partisi’nde de kurucu MYK üyeliği görevlerinde bulundum. Şuan meslek alanım ile ilgili olarak çocuk- ergen ve ebeveynlere yönelik olarak danışmanlık yapıyorum. Uzmanlık alanlarım; Öğrenme psikolojisi, dikkat eksikliği ve odaklanma sorunları, etkili ders çalışma teknikleri, özgüven eğitimi, okulda motivasyon ve performans sorunları üzerinedir. Şirket ve STK'lara yönelik olarak kişisel gelişim konu alanlarında da eğitim seminerleri düzenlemekteyim. Ayrıca TEOG ve LYS’ye yönelik olarak tercih danışmanlığı yapmaktayım. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Ege Üniversitesi’nde eğitim- programları ve öğretim ana bilim dalında yüksek lisans öğrenimi yapmaya başlayacağım. İzmir ilindeki Sivil Toplum Kuruluşları ile eşgüdüm halinde yürütmüş olduğum eğitim seminerleri hakkında bilgi verecek olursam; Şubat 2016 yılı içerisinde İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma grubu içerisinde "Etkin ve Etkili Kadın Gücü İle Toplumun Denge Merkezine" adlı hazırlamış olduğum projem kapsamında, 5 hafta süren eğitim seminerlerini çalışma grubu içinde yer alan aktivist kadınlara yönelik olarak gerçekleştirdik. Bu seminerler, Etkili İletişim Teknikleri, Beden Dilini Etkili Kullanma, Özgüven Eğitimi, Öfke ve Stres Kontrolü ve İnsan İlişkilerinde Grup Davranışları konularını kapsamaktadır. Eğitim seminerlerini aynı proje kapsamında Ekim 2016 yılı içerisinde Karabağlar Kent Konseyi Kadın Meclisi içerisinde yer alan çalışma grupları bünyesinde gerçekleştireceğiz. Nisan 2016 yılında Karşıyaka Kent Konseyi Sivil Toplum Kuruluşları Çalışma Grubunun "Birlikte Başarabiliriz" adlı projeleri kapsamında hedef kitle olarak belirlenen Aliağa Şakran Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlü kadınlara yönelik olarak eğitim seminerleri gerçekleştirdim.

Bu mesleği seçmenizdeki en büyük etken nedir?

Eğitim; Bireyin davranışlarında kasıtlı ve istendik davranış değiştirme sürecidir. Bu tanımdan hareketle, eğitimin gerekli olduğu her alanda, bireye alması gereken eğitimi hangi teknikleri kullanarak aktarmalıyız, kazandırılması gereken kritik davranışları ve içeriği nasıl belirlememiz gerektiği, kalıcı izli davranış değişikliği oluşturmak için hangi öğretim yöntemleri kullanılması gerektiği, lise öğrenimim boyunca düşündüğüm konulardı. İnsanı seven bir kişilik yapım olması sebebiyle de bu alanı tercih etmeyi doğru buldum. Meslek seçimine karar aşamasında ailemin de doğru yönlendirmeleri ile sevdiğim mesleği yapmaktayım.

Türkiye'deki ergenlik öncesini kapsayan eğitim programları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Okul Öncesi Eğitimini bireyin eğitim-öğretim hayatına ilk adım attığı aşama olarak değerlendirdiğimde, temel bilgi ve yaşam becerilerinin kazandırıldığı, bilişsel, duyuşsal ve psiko- motor ve özbakım  becerilerinin de şekillendiği çok önemli bir dönem göze çarpmaktadır. Dolayısıyla önemli olan bu alanın programlı ve konu alanı uzmanları ile yürütülmesi gereken bir aşama olduğu görüşündeyim. Eğitim etkinliklerinin de buna bağlı olarak, kazandırılması gereken kritik davranışları kazandıracak ve öğrenme süreçleri sonucunda bu kazanımları değerlendirecek bir müfredatın işin içinde olması gereklidir. Bu programda değerlendirmenin, çocuğun gelişiminin bütün gelişim alanlarında hem ayrıntılarıyla hem de bütünsel olarak gözlenmesi, gözlem sonuçlarının raporlaştırılması, hazırlanan ve uygulanan planların bütün boyutları ile değerlendirilmesi ve okul öncesi eğitimde görev alan personel kadrosunun da bu tespitler ölçüsünde kendini değerlendirmesi ve geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. İlköğretim aşamasında ise; Daha çok birey merkezli öğrenmelere önem verilmeli, ezbere öğretimden ziyade, araştıran, sorgulayan ve grup çalışmalarına sevk edecek öğretim tekniklerine öncelik verilmelidir. Müfredat programları içerisinde daha çok bilişsel alanın bilgi ve kavrama basamağına yönelik kazanımlara yer verilmekte ancak uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme basamaklarına yönelik olarak davranış kazanımı gerçekleştirilmemektedir. Türk Eğitim Sistemi değişen devlet yönetimleri ile başa gelen siyasi partiler ile yaz- boz tahtasına dönmektedir. Milli Eğitim, ülkenin bireylerinin psikolojik, sosyolojik değerlerine hitap edebilmelidir. Basma kalıp olarak ülkelerden alınıp sisteme uygulanma yoluna gidilmemelidir.

Eğitim öncesi rol model alınan anne ve babanın çocuğun üzerindeki etkisi nedir?

Çocuklar yaşamlarında kazanacakları davranışları taklit yoluyla edinirler. 3 yaşından itibaren başlayan bu davranış edinimleri, ilerleyen yaş dönemlerinde çocuğun girmiş olduğu aile, çevre ve toplum içerisinde ise örnek alarak devam etmektedir. Özellikle rol model olan ebeveynlerin sergiledikleri tüm davranış kalıpları çocuklarında da kendisini göstermektedir. Günümüzde özellikle değerler eğitimi kazanımları anne-babaların rol model olarak yansıtmaları gereken davranışları içermelidir. Nedir bu değerler? Saygı, sevgi, vicdan, merhamet, adil ve adaletli olma, hoşgörü, huzur, mutluluk, iyi niyet, sabır, dürüstlük, yardımlaşma, güven, alçak gönüllülük, sorumluluk, sadakat, cesaret, özeleştiri, nezaket, kardeşlik, iyi niyet ve güler yüzdür. Her çocuk yaşamını bu değerler ile şekillendirdiğinde kelebek etkisi olarak nitelendirebileceğimiz bu durum, toplumun geneline de yansıyacaktır.

EBEVEYNLERİN DAVRANIŞLARI ÖNEM ARZ EDİYOR

Ergenlik döneminde anne ve baba ile çocuk neden sürekli çatışır?

Kuşak Çatışması olarak bilinen bu konu da şunu noktaya vurgu yapmak istiyorum: Hiçbir kuşak kendisinden sonra gelen kuşakların gelişiminden hoşnut kalmamış, o kuşak ilgili olumlu duygu ve düşünce geliştirememişlerdir.  Bunun başlıca sebebi, ebeveynlerin zamanında kendilerinin de genç oldukları gerçeğini unutmaları sebebiyledir. Bu konuyu değerlendirmemizde ölçüt olacak bir başka gerçekte, anne-babaların gençleri kendi dönemlerinin ölçütleriyle değerlendirme hatalı davranışını yapmış olmalarıdır. Bu konunun çözümünü kanımca, gençlere, aile bireyi olarak değer vermek ve ebeveynlerin onlarla iletişim içinde olduklarında etkin dinleme eylemini gerçekleştirebilmeleri ile sağlanacaktır. Anlayış, saygı ve sevgi kültürü ile şekillenen ilişkilerde yaşanan çatışmaların en aza indirilmesi mümkün olabilmektedir.

Çocuklarda dikkat eksikliği ve odaklanma sorunlarının oluşmasındaki temel nedenler nedir? Nasıl aşılabilir?

Dikkat eksikliğinin neden oluştuğu tam olarak bilinmemekte ve bu konu üzerine araştırmalar devam etmektedir. Dolayısıyla, bazı çoklu faktörlerin bileşiminin dikkat eksikliği oluşumuna sebep olduğu söylenebilir. 6 yaşından itibaren kendini göstermeye başlayan bir durumdur. Öte yandan aileler üzerinde yapılan çalışmalar, dikkat eksikliğinde genetik faktörlerin rol alabileceğini düşünülmektedir. Bunlara ek olarak, bazı çevresel faktörler ve merkezi sinir sistemi sorunları da dikkat eksikliği oluşmasına sebep olabilmektedir. Dikkat eksikliği temelde iki farklı sorunu kapsamaktadır. Bunlar dikkatsizlik ve hiperaktivite-dürtüsel davranış durumlarıdır. Dikkat eksikliğinin belirtileri; Odaklanma ve konsantre sorunları, huzursuzluk, dürtüsellik, verilen görevleri tamamlamada yaşanan güçlükler, düzensizlik, hayal kırıklığına karşı düşük toleranslı olmak, ruh halinde sık sık değişmeler, öfkeli davranışlar, stres ile mücadelede sorunlar yaşamak ve ilişkilerde dengesizlik ve kararsız davranışlar göstermek gibi sorunlarla adlandırılabilir. Birçok anne-baba, çocuklarında dikkat eksikliği sorunun olduğunun farkında olmayabilir. Bu konuyu tespit etmek istediğimizde gözlemlememiz gerekenler şu şekilde sıralanabilir: Genellikle unutkanlık, verilen işleri geciktirmek gibi olumsuz davranışlar gözlenmektedir. Dürtüsel davranışlardan dolayı ise, bu kişilerde, anne-baba ve aile bireyleri, okul ve arkadaş ortamları içinde iletişim halinde iken sinirlenmek, beklemek zorunda kalındığı durumlarda sabırsızlık göstermek gibi ani ruh hali geçişleridir. Dikkat eksikliği sorunun aşılabilmesi için olabildiğince erken davranmak gerekir.  Gecikmeler mevcut sürecin aşılabilmesini zorlaştırabilmektedir. Erken dönemlerden itibaren çocuk çok iyi takip edilmeli ve iyi gözlenmelidir. Tabi bu konuda en önemli görevler anne-baba ve okul işbirliğine düşmektedir. . Böyle bir durum varsa derhal önlem alınmalı ve çocuğa gerekli profesyonel yardım sağlanmalıdır. Öte yandan özellikle anne ve babalar çeşitli önlemler alarak bu durumu kontrol altına alabilirler.  Çocuklar aşırı hareketli olabileceği için ev içinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınması yerinde olacaktır. “Çocuk bu yaramaz olacak” şeklindeki yanlış anlamlandırmalar ileride daha büyük sorunlara sebep olabilmektedir. Çocuğa mümkün olduğunca küçük yaşlardan itibaren düzenli olması aşılanmalı ve bu yönde davranması için teşvik edilmelidir. Bazı şeyleri kendi kendine yapmasını cesaretlendirmeli ve başarılı davranışları övülmelidir. Bu dönemi yaşayan anne-babaların çocukları ile iletişimde kullanmış oldukları sözlerin; özellikle yargılar yapıda olmamasına çok dikkat etmeleri gerektiği kanısındayım. Ayrıca çocuğu öfke ve stresini en aza indirecek ve kendisini psikolojik olarak rahat hissedebileceği bazı şeyler de yapılmalıdır. Anne ve babaların çocuklarını, sosyal faaliyetler olarak adlandırabileceğimiz spor etkinlikleri, resim ve müzik çalışmalarına yönlendirmelerinin yanı sıra dikkat ve odaklanma sorunlarını aşamada fayda sağlayacak, akıl ve zeka gelişimine yönelik zeka oyunlarına özellikle de beynin sağ ve sol loblarını da kullanmasını sağlayan aktivitelere yönlendirmelerini öneririm.

UZMANLARDAN DESTEK ALINMALI

Etkili bir ders çalışma tekniğinin varlığından söz edebilir miyiz?

Anne ve babaların çocuklarından, öğretmenlerin ise, öğrenciden genel beklentisi, onların derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları yönündedir. Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, yeterince çalışmamak olarak görülmekte dolayısıyla çocuklardan ve öğrencilerden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan bilinçsizce çok çalışmak değil, verimli ders çalışma yollarını bilip ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmaktır. Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen bireyin, önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli olması gerektiğini düşünüyorum. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bu noktada konu alanı uzmanlarından destek alınması da gerekmektedir. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıkla bırakılıncaya ve olumlu alışkanlıklar iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.

Bir çocuğun özgüven eksikliği varsa bu durum nasıl aşılabilir veya nasıl artırılabilir?

Özgüven çocukların hayatları içinde çok önemli bir yere sahiptir. Çocuk her zaman sıcak, sevecen ve tutarlı ilişkilerin ve davranışların hayata geçirilmiş olduğu bir aile ortamında huzuru bulur. Kendi kendine yetebilmeyi, kendinden hoşnut olmayı ve en önemlisi de kendine saygı duyabilmeyi aile ortamında edinir. Özgüvenli olmak da çocuğun çevresine karşı güven duymasını sağlar. Anne ve babaların yaptıkları en büyük hatalardan birisi çocukların “Cam fanus” içinde hayata hazırlamalarıdır.Çocuğun dış dünyayı keşfetmesini ve tanımasını girişimleri destelediği ve teşvik etmesi ile, çocuk kendi kendine yetebilmenin farkına varacaktır. Okul öncesi dönemde kendi başına yapabileceği, giyinebilme-soyunabilme, kendi başına yemek yiyebilme ve oyuncaklarını toplayabilme psiko-motor becerilerini uyguladığında, okul döneminde ise; Ödevi ile ilgili sorumluluklarını tek başına yerine getirme alışkanlığını kazanmalı ve uygulamalıdır. Bu yaş döneminde özellikle sorumluluk alma duygusunun aile ve okul işbirliği ile kazandırılmış olması da ileriki yaşamında gerekli olacak doğru kazanımlardan birisidir. Çocuklar başlı başına bir değerdir ve asla diğer yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır. Çocukların mevcut yetenek ve yeterlilikleri üzerinden hareket edilerek çocukların bu açıdan güven duyguları her zaman pekiştirilmelidir.

DOĞRU GÖZLEM YAPILMALI

Çocukta motivasyon düşüklüğü nasıl tespit edilebilir? Etkenler nedir? Anne ve baba ya da eğitim verenin bu konunun tespitinde rolü nedir?

Ders çalışmayı sevmeyen öğrenciler olduğu gibi çalışırken sıkılanların sayısı da hayli fazladır. Çalışmayı sevmemek, çalışmaya başlayamamak kişide motivasyon eksikliği olduğunu gösterir. Çünkü motivasyon kişiyi davranışa yönlendiren istek olarak tanımlanmaktadır. Çalışmayı sevmemek, çalışmaya başlayamamak kişide motivasyon eksikliği olduğunu gösterir. Çünkü motivasyon kişiyi davranışa yönlendiren istektir. Eğer davranış gerçekleşmiyorsa motivasyon eksikliği söz konusudur. Bu konuda doğru tespitlerin anne-babalar tarafından çocuğun evde ders çalışma etkinlikleri doğru gözlemlenmeli, bunları yazılı hale getirmeli, okul ortamında ise öğretmenlerin serbest  ders çalışma saatlerinde öğrenciyi gözlemleyerek yaptığı tespitlere yönelik bir rapor oluşturup, aile ile eşgüdüm halinde çalışmalıdır. Bu sürecin aşılması için gerekli görülen durumlarda danışman desteği yolu da tercih edilmelidir.

 

Haber Merkezi