Demir: Yörük dernekleri dillerine sahip çıksın

Yazar Murat Demir ile gerçekleştirdiğimiz “Yörük yaşamı” üzerine yazı dizimizde bu hafta Yörüklerin seyir oyunlarını ve dillerini irdeledik


  • Oluşturulma Tarihi : 01.01.2017 10:45
  • Güncelleme Tarihi : 01.01.2017 10:45
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Demir: Yörük dernekleri dillerine sahip çıksın

TANER UYANIKER- ÖZEL HABER

Yörük tarihi üzerine yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla dikkat çeken ve bu tarihin yok olup gitmemesinde önemli bir emeği olan yazar Murat Demir ile gerçekleştirdiğimiz “Yörük yaşamı” üzerine yazı dizimizde bu hafta Yörüklerin seyir oyunlarını ve kullandıkları Türkçeyi masaya yatırdık.

Demir ile bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz röportajlarda; doğum, ölüm, düğün, asker uğurlama, Yörüklerin tarihten bugüne kadar gelişi, Osmanlı döneminde Yörükler ve Yörüklerin yaşadıkları yerlere değindik. Yörükler için seyirlik oyunların önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Demir, “Yörükler doğal yapılarının gereği yaşamlarındaki önemli unsurları seyirlik oyuna dönüştürmüş ve bununla eğlenmeyi bilmiştir” dedi. Yörüklerin kullandıkları kelimelerin unutulmaya başladığını da belirten Demir, Yörük derneklerini eleştirdi ve “Yörük dernekleri ne yaparlar onlara sesleniyorum. Yörüklüğe sahip çıkma dilden geçiyor” diye konuştu.

Yörüklerde seyirlik oyunlarını, çocuk ve yetişkin oyunları olarak ikiye ayırdıklarını ifade eden Demir, Yörük çocuklarının Ebecilik, Esir Almaca, Çelik-Çomak, Kuyucuk, Yıkık, Misket, Birdir Bir, Tokala, Beştaş, Kuyu Kazmacı, Oyuk gibi oyunlar oynadığını söyledi. Oyunların yöresine göre farklılıklar içerebileceğini belirten Demir, “Oyunlarda genellikle bir yönetici oyuncu bulunur. Hoca, muhtar, dede, efe, kâhya, köse yönetici oyuncu olabilir. Oyuna katılanların hepsi kılık ve kıyafetlerini değiştirirler. Yörüklerin köy seyirlik oyunları, Anadolu’da icra edilen diğer köy seyirlik oyunları gibi kalıpsal bir oyun çatısı vardır. Bundan dolayı seyirci nerede güleceğini bilir. Oyunlar harman yerinde, köy meydanında veya düğün evinin önünde sergilenmektedir. Bütün köy seyirlik oyunlarında müzik önemli bir parçadır. Oyunun özelliğine göre çan, soğan, tava, kasket, süpürge, at veya devenin kuru kafasının iskeleti aksesuar olarak kullanılmaktadır” dedi.

OYUNDA MUHTAR HİCİV EDİLİR

Yörüklerde oynanan seyirlik oyunlardan  ‘Deve Botlatma Oyunu’ ile giriş yapan Demir, bu oyunu ve diğerlerini şöyle tarif etti: “Yörük göçünün esnasında yavrulayan dişi devenin yarattığı sevinç üzerine kurgulanmış bir oyundur. Gece oynanan eğlenceli bir oyundur. Yakılan büyükçe bir ateşin etrafında oyun kurulur. Oyun; kadın kılığına girmiş bir erkeğin abartılı oyunuyla başlar. Zennenin oyunu devam ederken Arap tiplemesini yapan oyuncu yerde içi doldurulmuş kuzu postu veya tulumla güreşmektedir. Devenin doğum olayının haberi gelir gelmez bütün Yörük ailesi doğumun gerçekleşmesini izlemek veya devenin doğumuna müdahale etmek için devenin bulunduğu yere giderler. Oyuna iki kişinin oluşturduğu deve ve bir kişinin temsil ettiği boduk dâhil olur. Devenin doğurduğu boduğu gören Yörük ailesi çok sevinir. Yapılan konuşmalardan sonra ziyafet verilmesine karar verilir. Hep beraber oyuna girilerek oynarlar. Bu arada abartılı oyunu ile Arap tekrar oyuna dâhil olur. Arap’ın müstehcen hareketleri ve laflarından dolayı oynayanlar tarafından kovalanılır. Kaçan Arap seyircinin arasına dalar. Ortalık sakinlenince tekrar tulumuyla güreşine devam eder. Oyunda köyün ileri gelenleri ve özellikle muhtar hiciv edilir. Bu kısım oyunun en güzel yanını oluşturur. Bir ara boduğa ne isim verileceği üzerine tartışma çıkar. Tartışmanın odağında Yörük ailesi vardır. Yörük kadını tartışmanın uzaması üzerine bir kâse yoğurdu kocasının kafasının üzerine döker. Bunun üzerine kocası da su kabağını karısının kafasına vurarak parçalar. Arap, cüce, Yörük ailesi, zenne oyunun önemli kısımlarıdır.

Deve Oyunu: Yörük düğünlerinde oynanan bir oyundur. Düğün evinin önünde bulunan deveci ve deve kılığına girmiş olan deve (üstü örtülü deve kılığına girmiş iki kişiden oluşur. Eğri bir ağaç, kilim, kaşık, yastık, çan ve merdivenden yapılır. Merdivenin üzerine samanla doldurulmuş torba konularak hörgüç yapılır. Merdivenini önünde bulunan kişinin omzunun üstüne eğri ağaç bağlanır. Bağlanan ağacın etrafına koyun postu sarılır. Kaşıklar devenin kulağı, at gözlüğü de gözü olarak kullanılır. Boynuna zil ve çan bağlanır. Devenin sırtına kilim atılır. Kuyruk olarak da kalın bir urgan kullanılır) düğüne gelenleri karşılar. Oku karşılığında getirilen, gezen, şişek veya tokluyu ayırır. Deveci gelenleri karşılarken rahat durmayan huysuz devesini döver. Gelenlere şaka ve nükte yapar.

ARAP OYUNU: GENELLİKLE DÜĞÜNLERDE OYNANIR

Deveci Oyunu: Oyun, bütün katılımcıların müzik eşliğinde oynamasıyla başlar. Bu sırada deveci iki kızla köye gelir. Köyün girişinde şakiler bu güzel kızları kaçırmak isterler. Eşkıyaya karşı direnen deveci öldürülür. Kızlar, devecinin cesedi üzerinde ağıtlar yakarlar. Eşkıya ise bu sırada ev ev dolaşarak haraç toplamaktadırlar. Eşkıyalar, dağa çekildiğinde yemek için köylünün yiyeceğine el koymaktadırlar. Bu sırada deveci dirilir. Herkes sevincinden oynamaya başlar. Arkasından ayı kostümlü oyuncu ortaya çıkar. O da oyuna iştirak eder ama çok aç olduğu için bayılır. Bayılan ayı kontrol edildiğinde öldüğü köylüye duyurulur. Diriltmek için ayının ağzına yaş hamur konulur ve dirilmesi sağlanır. Herkes sevincinden oynamaya başlar.

 

Arap Oyunu: Genellikle düğünlerde oynanır. Düğün yapılan meydanın ortasına yakılan ateşin etrafında icra edilir. Davul ve zurna oyunun olmazsa olmaz bir parçasıdır. Arap, şapkası yan takılmış, ayağında siyah lastik ayakkabı, yüzü kömürle boyanmış halde izleyicilerin karşısına çıkar. Torbasında kül bulunur. Bir yanında ise çan, kemik ve kuru soğan asılıdır. Arap’ın bağırtıları ve aniden seyirciye kül serpmesi oyunun en can alıcı noktasını oluşturur. Sevgilisini arayan Arap’ın aramaları ile oyun devam eder. Arap’ın sevgilisi ise seyircinin arasında saklanmaktadır. İşe jandarmalar dâhil olur. Onlarda bu saklanan kadını aramaktadırlar. Jandarmalar, Arap’la karşılıklı konuşmalarından sonra sahneyi terk ederler. Jandarmanın ayrılmasından sonra çalgıcıların oynak havasıyla saklanan kadın seyircinin arasından çıkarak oynamaya başlar. Kalçalarını abartılı sallaması, hareketlerinin abartılı olmasından dolayı kadın belini incitir. Kocakarıya baktırılır, kırıkçı-çıkıkçı çağrılır ve ayıya çiğnetilir ama nafile kadın iyileşmez. Son çare Arap çağrılır. Arap kadının üzerine çullanır ve kadın iyileşir. Bu defa iyileşen kadına köyün ağası göz koyar, onu Arap’ın elinden almaya çalışır. Arap’la kadın kaçmaya karar verirler. Fırsatını buldukları an kaçarlar. Fakat ağanın adamlarına yakalanırlar. Arap’ın birkaç kez kadınla kaçışı sonuç vermez. Yakalanmasının sonucunda her defasında ağa tarafından falakaya yatırılır. Bu arada Arap kül torbasından seyirciye kül atmayı ihmal etmez.

Kız Kaçırma Oyunu: Bu oyunun oyuncuları obanın kadınlarıdır. Kadınlar kendi aralarında bu oyunu oynamaktadırlar. Oyunun en önemli özelliği kadın oyuncuların erkek kılığına girmesidir. Oyun Yörük çadırında bir kızın kaçırılmasıyla başlar. Kaçırma olayı öncesi erkek kılığına girmiş kadınların kaçırma planı kurmalarıyla başlar. Gece yarısı çadıra aniden girerek evin kızını kaçırırlar. Kızının kaçırıldığını fark eden annenin feryatlarıyla bütün oba ayağa kalkar ve kızı ararlar.

Eşek Taşı Oyunu: Üçer kişilik grup halinde oynanır. Karşılıklı (atış mesafesinde) bloke gibi dikdörtgensel özellik gösteren üçer taş dikilir. Her oyuncunun üç taş atma hakkı vardır. Attığı her bir taş ile rakip oyuncuların dikili olan taşını vurarak yıkmaya çalışır. Eğer vurur ve yıkar ise yıktığı her taş için bir taş daha fazla atma imkânına kavuşur. Oyunda atma sırası rakibe geçmeden karşı tarafın bütün taşları yıkılır ise yıkılan grubun oyuncuları, taşları yıkan tarafın oyuncularının sırtına alarak gezdirir.

TİLKİNİN KUYRUĞU ATEŞLENİR!

Balık Battı Oyunu: Uzun kış gecelerinde oynanır. 9-10 yetişkin, bir sofra bezinin etrafında oturarak toplanır. Aralarında bir ebeyi ortaya alırlar. Bir el havlusu veya bezin bir ucu top haline getirilerek düğüm yapılır. Oyuncuların elleri daima arkada olur. Ortadaki ebenin gafletinde yararlanarak havlunun topuzlu kısmını ebenin sırtına vururlar ve hemen havluyu yine çemberin dışına oluşturan ellerde elden ele dolandırılır. Ebe havluyu her hangi bir oyuncunun elinde yakalayabilmek için çırpınır. Yakalayabildiği anda elinde havlu yakalanan ebe önceki ebe ise oyuncu olur ve oyun bu şekilde sürer gider.

Pabuç Atmaca Oyunu: Sadece erkekler değil kadınlar arasında da oynanır. Açıkta arazide oynanır. Düz alana kazık çakılır. Bu kazığa bir ip bağlanır. İpin bir ucu da ebe seçilen kişinin beline bağlanır. Bele bağlanan ipin uzunluğundaki dairesel alan ebenin hareket sahasıdır. Kazığın yanına oyuna iştirak edenlerin ayakkabıları konur. Ebe olan kişi ayakkabıları korumakla görevlidir. Oyuncuların bir kısmı ebenin dikkatini başka yönlere çekmek için türlü şaklabanlıklar ederken diğer oyuncular dizili ayakkabıları kapmaya çalışır. Ebenin görevi ise ayakkabıları korumak ve oyuncuları yakalamaktır. Ebenin dokunduğu oyuncu yanmış sayılır. Yani ebe olur. Oyun bu şekilde devam eder.

Tilki Oyunu: Düğün evinin önüne ateş yakılır. Ateşin önünde kadın kılığına giren erkek ve efesi oynamaya başlarlar. Bu arada izleyenlerin arasından bir horoz sesi duyulur. Kalabalığın arkasında, üstüne çul atılıp kuyruk takılarak tilkiye benzetilen bir erkek ulumaya başlar. Tilkinin kuyruğuna ve çula gaz yağı dökülmüştür. Oyun hareketlendikçe, horozun sesi daha da yükselir. Bu arada tilkinin kuyruğu ateşlenir. Tilki yanmaya başlar. Yandığının farkında olmayan tilki, horozu yemek için seyircilerin arasında kovalamaya başlar.

Topal Oyunu: İki topal hükümet konağının önünde karşılaşırlar. Oynamaya başlarlar. Müziğin etkisiyle iyileşen topallar koltuk değneklerini atarak coşkulu bir şekilde oynamaya devam ederler.”

“EN ARI TÜRKÇE’Yİ YÖRÜKLER KONUŞUR”

En arı Türkçe’yi konuşanların Yörükler olduğunun altını çizen Demir, Yörüklerin yaşamındaki saflığın ve içtenliğin dillerine yansıdığını söyledi. Demir, “Yörük, temiz kalpli iyiliksever insandır. İşte bu yüzden dili de saf ve temizdir. Tabi ki dilimizi korumak anlamında yöreselliğin dehlizlerinde kayıp olmadan Yörük dilini birer ham madde olarak görmekte fayda vardır. Ben yıllarca Mersin’in Gülnar, Bozyazı, Anamur çevresinde yaptığım derlemeler ile Burdur’un Gölhisar, Dirmil, Çavdır, Tefenni ilçeleri ve köylerindeki gözlemlerimi ve Muğla ili Fethiye, Köyceğiz, Ortaca ilçeleri ve köyleri, Antalya ili Korkuteli ve Elmalı ilçeleriyle, Denizli, Aydın da edindiğimiz tanıklıklar doğrultusunda Yörüklerin kullandığı sözcükleri derledim. Bu sözcükler bugün unutulmaya yüz tutmuş durumda. Yörük dernekleri ne yaparlar onlara sesleniyorum. Yörüklüğe sahip çıkma dilden geçiyor” dedi.

Yörüklerin hayvanlar için kullandıkları kelimelerden bazılarını aktaran Demir şunları söyledi. “Hayvan ve hayvancılık Yörük’ün yaşamında önemli bir yere sahiptir. Yörükler ağıla ‘Aaar’ der. Çobanın kaldığı barınağa ‘alacık’ denirdi. Örümceğe ‘böğü’, kediye ‘bisi’ denir. Yörükler kurta ‘canavar’ adını vermişlerdir. Baykuşa ‘Dıkmavuk’, serçeye ‘cıldırık’ derler. Hayvanların saman yediği yere ‘alaf’ derler. Yörükler boynuzsuz koyuna ‘gabaş’ derlerdi. Keçi yavrusuna ‘çebiç’ denir. İki yaşındaki erkek keçiye ‘erkeç’ denir. Genç erkek keçiye ‘öveç’ derler. İki yaşından küçük koyuna ise ‘şişek’ adı verilirdi. Atın tayına ise ‘gulin’ derler. Denizli’deki ‘Kaklık’ veya Antalya’daki ‘Kepez’in anlamını kaç kişi biliyor? Kaklık gölet, su birikintisi, kepez de gelinin başındaki tüye denir. Bugün Türkçe’de kullanılan ‘hergele’ olan argo sözcüğü Yörükler ilk önce kullanmışlardır. ‘Sığırtmaca’ denirdi. Siz bir sözcüğün anlamını biliyorsanız bilinciniz o kadar gelişir.”

Devenin Yörükler için önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Demir, “Orta büyüklükteki deveye ‘tülü deve’ denir. Tülünün anasına ‘yoz deve’ veya ‘kayalık’ denir. Tülünün babasına ‘buhur deve’ denir. ‘Yurdakaçan deve’ nacır deve ile yoz deveden doğan deveye denir. Devenin yavrulamasına ‘botlama’ denir. En büyük deveye ‘beserek’ adı verilir. İki yaşındaki deveye ‘dorum’ adı verilirken, yeni dünyaya gelmiş dişi deveye ‘kodluk’ denirdi. Kodluk ve dorum arasındaki deveye ‘köşek’ demişlerdir. Şayet bir deve; beserek deve ile kayalık deveden doğmuş ve dişi ise ‘maya’ derlerdi. Yoz devenin erkeğine ‘kök deve’ derlerdi. Devenin semerine ‘hayıt’, boynundaki çana ‘kös’ derlerdi” şeklinde konuştu. 

Haber Merkezi