Sayfa Yükleniyor...
Dostlarına ithaf ettiği çok sayıda şiirinin yer aldığı ilk kitabı Zamansız Dostlar Kervanını okurlarıyla buluşturan Neslihan Perşembe, şiirlerinde toplumsal sorunlara da dikkat çekiyor
TANER UYANIKER - RÖPORTAJ
Siz mezar kazıcıları/korkun toprağın intikamından/saatin akrebi sokacak zamanı/yalanınız yalnız kalıncaya kadar/kaldıracak tek ayağını dizelerinin yer aldığı Eşik Korkusu şiiri, yazarın ilk şiir kitabı olan Zamansız Dostlar Kervanının sayfalarından okuyucusuna sesleniyor. Bu ilk kitabın şairi Neslihan Perşembe, İzmirlidir. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olan Perşembe, televizyon, reklam, eğitim, basın yayın alanlarında çalıştı. 1999 yılında Yeni Asır Gazetesi Şevket Bilgin İçimizdeki Köşe Yazarları Yarışmasında Kültür Sanat kategorisinde ikincilik ödülü aldığında, jüri üyeleri arasında yer alan yazar Muzaffer İzgünün, Yazmayı hiçbir zaman bırakmayın sözünü ilke edinir. Yazdığı yazılar ve yaptığı röportajlar 9 Eylül Gazetesi öncesinde dergilerde yayımlanır. Şiire olan ilgisiyse küçük yaşlardan bu yana peşini bırakmamıştır. Dergilerde yayımlanan şiirlerini yenileriyle buluşturduğu Temren Yayınevi tarafından yayımlanan Zamansız Dostlar Kervanı adlı ilk şiir kitabı, 22. İzmir Kitap Fuarıında okurlarla buluştu. Kitap adından da anlaşılacağı üzere dostluk üzerine kurulu. Ancak Perşembe, dostluktan yola çıkarak şiirlerinde birçok toplumsal soruna dikkat çeker. Kitabında İzmiri duyumsayacağınız şiirler de yer alır. İlkses Gazetesi olarak siz değerli okurlarımız için Neslihan Perşembe ile Zamansız Dostlar Kervanını konuştuk.
Pişmanlıklarımın bir izi yok. Bir anlamda özlemlerimin izi var diyebilirim. Kitabıma adını verdiğim Zamansız Dostlar Kervanı adlı şiirim dostluk üzerine kurulu. Bir insanla dost olmak, yaşamın belki de en büyük zenginliği. Kimlerle dost olursunuz? Güvendiğiniz, sevdiğiniz, iyi anlaştığınız, emek verdiğiniz ve kendinizi rahat hissettiğiniz kişilerle. Kimi zaman en yakınlarınıza açamadığınız konuları, dostlarla paylaşırsınız. İşte şiirlerimi ithaf ettiğim dostlarım da benim için böyle kişiler. Ancak kitapta kendisine şiir ithaf ettiğimi bilmeyen dostlarım da var. Çünkü onlarla uzun bir zamandır görüşemedim. Bu nedenle özlemlerimin izi var dedim. Şunu da belirtmek isterim; hızın ve tüketimin egemenliğindeki bu çağda dostluklar da azaldı. Dolayısıyla güven, sevgi ve emek de. Kutuplaşmaların, ötekileştirmelerin de çoğaldığı bu dönemde ayakta durabilmenin bir yoludur dostlar.
Dostlarınıza ithafen yazdığınız çok sayıda şiiriniz var. Bu kişiler kendilerine yazılan şiirleri görünce nasıl bir iletişim yaşandı aranızda?
Şiirlerimi ithaf ettiğim dostlarımla iletişimi sürdüremediklerim oldu. Ancak hayatıma dönüp baktığımda bugün iletişimimiz azalsa ya da kesilse de, bir telefonda ya da yüz yüze görüştüğümde sanki en son dün bir arada olmuşuz hissine kapılıyorum. İşte bu nedenle aslında hayatımdan hiç çıkmamışlar. Kendilerine yazılan şiirleri gören dostlarımın çoğunun gözü yaşardı, duygulandılar. Yorumları olumlu oldu.
Bu ilk şiir kitabınız. Böyle bir şiir kitabı çıkarmak ne zaman aklınıza düştü? Şiir kitabınızın yolculuğundan biraz bahseder misiniz?
İlk şiir denemem ilkokulda gerçekleşti. Bu denemelere üniversite yıllarımda da devam ettim ama pek kimseyle paylaşmadım. Şiire ilgimde 80li yıllarda sıkça yaşanan elektrik kesintilerinde, babamın gaz lambası eşliğinde okuduğu şiirlerin payı büyüktür. Yaşamın ışığını, o yaşlarda şiirlerde gördüm. 2003 yılında KARSAV Yayınlarının yayımladığı Şiire Sevdalı Bayan Ozanlar kitabında, Yük Gemisi adlı şiirim yayımlandı. Buradan aldığım güçle şiirlerimi 2010dan bu yana da dergilere gönderdim. Dergilerde yayımlandı. 2000li yılların sonlarından bu yana zaman zaman, şair, eğitimci yazar Veysel Çolak yönetimindeki Karşıyaka Belediyesi Şiir Atölyesine gittim. Etkinliklerine katıldım. Çok güzel arkadaşlarla tanıştım, dostluklar edindim. Kitap için 2017 yılına kadar kendimi hazır hissetmiyordum. İlk şiir kitabım da 22. İzmir Kitap Fuarı heyecanı ile birlikte okurlarla buluştu. Bu yolculukta hayatta kaldım ama kaza da yaptım, yaralandım, iyileştim.
Şiir denilince aklınıza ilk gelen şey nedir? Bir de toplumun şiire ve edebiyata bakış açısını değerlendirir misiniz?
Şiir, hayata tahammül etmenin bir yolu. Çünkü içinde yer aldığınız ya da kimi zaman alamadığınız yaşamı yıkıp şiirin temel öğeleriyle tekrar inşa edebiliyorsunuz. İnşa edilen bu dünya dönebiliyorsa ne mutlu. Ama bu dünyayı sadece şairler, şiirleriyle döndürmez. Bu dünyanın dönmesini sağlayacak kişiler okurlardır. Şiir yazmak gibi okumak da bir emek işidir. Hızın ve tüketimin egemenliğindeki bu çağda kaç kişi bu emekten yana? Bu anlamda şiir atölyeleri, verdiği şiir bilgisi ile yazanlardan öte okuyanlara katkı koyar. Ama yine de kişinin çabası çok önemli. Çünkü bugüne kadar iz bırakmış şiirlerden öte, özgün şiirler yazmak diğer sanatlarda olduğu gibi okuma, araştırma disiplinini gerekli kılıyor. Sadece kitapların okunması değil kastettiğim, insanların, doğanın, canlıların, nesnelerin ve yaşamın da okunmasıdır da.
Çocuk yaşta zorla evlendirilen kız çocuklarına İpsiz Salıncaklar Parkında, Orta Doğudaki savaşlar ve mültecilere Medeniyetin Beşiğinde, bugün üzerinden üç yıl geçen Soma Maden Faciasına Gecenin Saltanatı adlı şiirinizde değiniyorsunuz. Bu açılardan birçok toplumsal konuya, soruna dikkat çekiyorsunuz. Bunun bir nedeni gazeteciliğiniz olabilir mi?
Gazeteciliğin tabi ki etkisi var. Ancak şiir yazan bir kişinin toplumsal sorunlardan uzak durması düşünülebilir mi? Bireyler toplumu oluşturmuyor mu? Bu nedenle bir şiirdeki tek insan bile, içinde yer alsın ya da almasın toplumun parçasıdır. Şiir de genelde bireysel ya da toplumsal olsun, yaşanan sorunlardan, acılardan, yıkımlardan filiz verir.
Haber Merkezi