"Elinizde tuttuğunuz bu kitap canınızı acıtacak"

Yazar-şair Arzu Dinçer ile şiir kitabı "Tarhana Çorbası" ve kadın cinayetleri üzerine kaleme aldığı öykü kitabı "Ali Ayşe'yi Sev(me)" kitabı üzerine konuştuk


  • Oluşturulma Tarihi : 07.11.2016 08:08
  • Güncelleme Tarihi : 07.11.2016 08:08
  • Kaynak : HABER MERKEZİ

ONURHAN ALPAGUT

İzmirli yazar-şair Ahmet Zeki Yeşil aracılığıyla tanıştığım Bandırma doğumlu Yazar-Şair Arzu Dinçer Ankara'da uzun yıllar kaldıktan sonra oğlunun üniversite kaydı için İzmir'e geliyor ve burayı severek Urla'da yaşamaya karar veriyor.

Kendini bildi bileli okumayı ve yazmayı çok sevdiğini söyleyen Dinçer, uzun yıllar biriktirdiği şiirlerini "Tarhaba Çorbası" adlı kitabında topluyor ve yayımlaya karar veriyor. Favori Yayınları’ndan çıkan bu kitabın ardından bir de kadın cinayetleri üzerine öykü kitabı yazmaya karar kılan Dinçer, "Ali Ayşe'yi Sev(me)" adlı kitabında 29 kadın cinayetine hem erkeğin hem de kadının gözünden bakıyor.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Memur bir ailenin ikinci çocuğu olarak Bandırma'da dünyaya geldim. Üniversite okumak üzere gittiğim Ankara’da çok uzun yıllar kaldıktan sonra oğlum Serde'nin üniversite kaydı için geldiğim İzmir'e hayran kaldım ve çalıştığım kurumdan naklimi Urla’daki bir kuruma aldırdım. Arzu; hayatı elinden geldiğince farkında ve içinde yer alan bir adem kızı diye özetleyebilirim.

KENDİMİ BİLDİM BİLELİ OKUMAYI VE YAZMAYI SEVİYORUM

Yazar olma süreciniz nasıl biçimlendi, hikayenizi sizin ağzınızdan dinleyecek olursak neler söylersiniz?

Kendimi bildim bileli okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Yazdıklarımı önce ailemle sonra okul arkadaşlarımla paylaştım. Daha sonraki yıllarda sosyal medya üzerinden şiirlerimi paylaşmaya başladım. Kitap yayınlayarak, yaymak fikri koca bir dağın eteğinde durup o dağın ilk patikasına adım atıp atmamaya karar vermek kadar zor bir durum. Çünkü hangi yolu seçeceğinizi ve o yolun sizi nereye götüreceğini bilmiyorsunuz. Favori Yayınları ile yolum bir arkadaşımla konuşurken kesişti ve sayın editörüm Turgut Türksoy ile konuşmalarımız neticesinde şiir kitabım "Tarhana Çorbası" geçmişten seçme şiirlerimden oluşturularak yayınlandı. Ardından yıllar önce yazmaya başladığım öyküleri derleme hayalimi de gerçekleştirdim.

Yazarlık sürecinizde ailenizin ve çevrenizin etkisi ne düzeydeydi?

Etkiyi bilemiyorum ama dinleyerek destek olmaları bile emin olun çok büyük bir yüreklendirme. Bu yönden eleştirilerine güvendiğim yazar arkadaşlarım da var. İtiraf etmeliyim ki; ilk gözlemler çevre ile yapılıyor. Yaratacağınız bir karakterin geliştirilmesinde yakın çevrenizdeki insanlar, serviste, otobüste, sokakta yani hayatın içinde varlık gösteren her canlı yazma sürecinde yazarın yoldaşı oluyor. Haberdarlar mı? Sanmıyorum. Ki bu da işin en güzel yanı.

Tarhana Çorbası adlı bir şiir kitabınızın oluşum süreci nasıl? Kitabın içeriği nedir? Okuyucularınızı ne bekliyor?

Şiir yazmayı oldum olası çok seviyorum.  Birgün bir şiir kitabım olursa ismi "Tarhana Çorbası" olacak diye de kararlıydım. Geçmiş yıllarda yazdığım seçilmiş şiirlerdir hepsi. "Zeytinin Özlemi" ile başlar "Yansıma" şiiri ile son bulur duygu yolculuğu bu kitapta. Sokak çocukları, çocuk gelinler, adalet, aşk, şefkat kısaca hayatı arzunun değil gözlemlediği, okuduğu duyduğu haberlerin kendimce ölümsüzlüğü şiirle bulma arayışı sunulur şiir severlere "Tarhana Çorbası" ile…  Bu arada kitaba ismini veren şiir amele bir babanın ağzından yazılmıştır.

HEM ERKEĞİN HEMDE KADININ GÖZÜNDEN AKTARIYOR

Ali Ayşe'yi Sev(me) adlı bir öykü kitabınızda kadın cinayetlerine hem kadın hem de erkek gözünden bakıyorsunuz. Kitabın yazım sürece ne şekilde gerçekleşti? Çıkış noktanız ne oldu?

Ankara’da bir köy yardımlaşma derneği gecesinde Güldünya için yakılmış bir türkü dinledim. Olay çok yeniydi. Türkü beni öyle etkilemişti ki bir an kendimi Güldünya’nın yerinde olsaydım ne hissederdim diye düşünür ve bunu kaleme alır buldum. Hatta kısa öykü olarak yıllar önce bunu Uçan Süpürge'nin bir yarışmasına da gönderdim. Daha sonra kadınlar üzerine gerçek öyküleri dinlemeye, kadın cinayetleri üzerine yapılan haberleri de elimden geldiğince takip etmeye başladım. Tabi her sürecin sonunda da yazıyordum. Önceleri yöresel ağız kullanmak istedim lakin bu çok zor olduğu gibi okuyucuya da duygu geçişini engelleyecek durumlar ortaya çıkarıyordu. 29 öykünün her birine "Ve Ayşe" diyerek başladım ve öldürülen kadınların ağzından kendi öykülerini anlatmaya çalıştım. Her öykünün ardından gelen "Ve Ali" kısmında ise öldüren kişilerin kendilerini nasıl ifade etmeye çalıştıklarını yansıtmak istedim. Ölüm tek gerçeklik ve bu sebeple insan isimlerinin, hangi şehirde olduklarının ve kişilerin statülerinin hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Açıkçası bu öykü kitabı öyle bir solukta okunabilecek bir kitap değil zira gerçekten insanın canı okurken yanıyor. Okuyucunun canını yakmak isteme sebebim ise tahmin edeceğiniz üzere "Kadın Cinayetlerine Son" demek için anlık üzüntüler ve söylemler yerine kalıcı ve caydırıcı ve nihayetinde bu cinayetlerin tamamen ortadan kaldırılması yönünde duyarlılığını arttırmaktı. Kitabın giriş kısmında geleceğin Ayşe ve Alilerini yetiştirecek olan tüm Ayşe ve Alilere sesleniyor hatta parmaklarına bir iğne batırarak kendi kanlarından bir parmak izi bırakmalarını istiyorum, farkındalıklarını daima hatırlamaları için… Zira o iğnenin acısı kitabın içinde okuyacakları acıların yanında bir hiçtir. Kitabın arka kapağında mevcut olan yazı şöyle biter; "Elinizde tuttuğunuz kitap canınızı acıtacak belki; ama çığlık atmakta geç kalmamanız için yazıldı bu satırlar. Belki de sizin sesiniz bir nefesi kurtarır, kimbilir. Unutma, sen sustukça, ellerin, ellerin bulanıyor kana!"

Sizce ülkemizde kadın cinayetlerinin bu denli artmasının altındaki sebep nedir?

En son bir tekme olayı yaşandı, biliyorsunuz. Bu eylemi gerçekleştirilen zat ikinci kez serbest bırakıldı. Şimdi düşünün, aynı zihniyette olan insanlar için her önüne geçen kişiyi darp edeceksin rehaveti oluşmaz mı? Öykülerimde de yer verdiğim daha vahim bir durumda mevcut. Adam geçmiş yaşamında iki cinayet işliyor, aftan yararlanarak dışarı çıkıyor ve evlenme programında boy gösteriyor.

Kadın cinayetlerinin önlenmesi hususunda toplum olarak bizlere ne gibi görevler düşmekte?

Eğitim. Demek ki bu konuda eğitim eksikliklerimiz çok fazla. Sınav sınav hayatın içinde var olmaya çabalarken "İnsanlık Dersi" konusunda sınıfta kalmışız haberimiz böyle acı olaylarla karşılaştığımızda oluyor. Sonra? Sonrası yeni bir haber alınca o unutuluyor diğer haberde bir iki ah vah… kısır bir döngü gibi. İnsan olarak bizler ne yapmalıyız? Zira eğitimin ilk basamağında da cinsel ayrımcılığın ortadan kaldırılması yer almalı. Ve başımıza gelmedi diye duyarsız kalmamak. Zira kadın cinayetlerine seyirci kalmak, yaşanan bu trajediye ses çıkarmamak suça ortaklık gibi bir şey.

ARTIK DÜNYADA YOKLAR

Bu kitabı yazmanızın altındaki sebep neydi?  Okurlarınızdan ne gibi geri dönüşler aldınız? Amacınıza ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

"Söz uçar, yazı kalır" sanırım günlük magazin haberleri gibi sunulan kadın cinayetlerinin vahşetini insanların bir kitabı okuma süresince hissetmesini istedim. Biliyorum bu çok can acıtıcı ama bizim için duygusal can acısı olan durum ölen kadınlar için hayattaki en büyük gerçek. Artık dünyada yoklar. Dönüşler arasında kitabı kendi kızlarına okutmak isteyenler, içim kaldırmadı okuyamadım diyenler, bu yazılanların gerçek olduğunu bilmek ve seyirci kalmak çok acı diyenler vesaire vesaire… Duygusal his olarak kitabın ulaşabildiği insanlar açısından evet amacıma ulaştım. Toplumsal farkındalık yaratacak bir etki oluşturamasam da kitabın daha çok kitlelere ulaştığında daha çok dönüşler alacağımı düşünüyorum.

Yazdıklarınızda kendinizi yansıttığınızı düşünüyor musunuz?

Şiirlerimde yaşam coşkusunu çoğunlukla yansıtmışımdır. Sanırım sorunuzu şiirlerim için evet kısmi olarak kendimi yansıttığım mısralarım mevcut diyebilirim. Ancak ayna olmayı ya da hayal dünyasından dünyaya ayna tutmayı tercih ediyorum.  

Son olarak eklemek istedikleriniz var mıdır?

Anlatacak bir öykünüz varsa yazmaktan asla vazgeçmeyin. Hayal gücünüzün tek rakibi ve tek engeli sadece sizsiniz. Dünyada bir insanın sizin yazdıklarınızı okurken minik bir gülümsemesi, bak yalnız değilmişim demesi çocuğunuzun ilk gülüşü kadar masum ve unutulmaz. Kitap okumanın yeri yok, işe-okula giderken yolda, durakta, ebeveyn iseniz evinizde sizi rol model alan çocuklarınızın yanında lütfen kitap okuyun. Hayata dair şikâyetleriniz çok okuyan bir nesil ile zamanla yok olacaktır.

Haber Merkezi