Fotoğrafa adanmış bir ömür

Fotoğraf sanatının usta isimlerinden 61 yaşındaki Levent Yavuz, “Her obje mutlaka bir işaret, duygu, anlam yüklüdür. Onu o anda yakalayıp objektife almak çok önemlidir. Bazen bir diş, gülüş, hüzün, şark çıbanı, kırışıklık, göz ya da farklı bir kıyafet” dedi


  • Oluşturulma Tarihi : 06.04.2017 06:55
  • Güncelleme Tarihi : 06.04.2017 06:55
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Fotoğrafa adanmış bir ömür

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Farklı konularda fotoğrafları olsa da çektiği portrelerde hafızalarda yer eden başarılı sanatçı Levent Yavuz, 45 yıldır fotoğrafla iç içe bir hayat sürüyor. Fotoğrafa olan sevgisi 15-16 yaşlarında ilk fotoğraf makinesine kavuştuğunda başlayan ve yıllarca bir tutku olarak sürdüren Yavuz, birçok sergiye fotoğraflarıyla katkıda bulundu. İlk kişisel sergisini 2013 yılında açan Yavuz, üniversite ve çeşitli fotoğraf derneklerinde sunumlar yapmaya devam ediyor.

“Fotoğrafın karesi içinde insan, olmazsa olmaz” düşünesi onu; portre, insan mekan ve insan eylem konusunda çalışmaya yoğunlaştırdı ve tanınırlığı da portre fotoğraflar ile oldu. Işığın büyüsünü fotoğraflarına başarıyla yansıtan Yavuz, fotoğrafın göreceli bir sanat olduğu inancı ile yarışmalara hiç katılmadı. Yavuz, fotoğraf çalışmalarının yanı sıra emekli olduktan sonra yerleştiği Manisa Saruhanlı’da çiftçilik yapıyor.

AMATÖRLÜĞE YÜKSELDİM

Fotoğrafçılığa küçük yaşlardan itibaren ilgi duyan Levent Yavuz, babasının yurtdışından kendisine getirdiği amatör bir makine ile 16 yaşında çekimler yapmaya başladı.  O zamanlar her şeyin fotoğrafını çektiğini söyleyen Yavuz, portre fotoğrafa yönelişini şöyle anlattı: “Hiçbir insan fotoğrafa başladığı zaman kalkıp hemen bir kulvardan başlamaz. Bugün bir detay, yarın bir insan veya manzara çeker. En sonunda bir karar verir. Öğrencilik yıllarımda haber fotoğrafçılığı yapıyordum yani profesyonel olarak da yaptım bu işi; para kazanıyordum. Şimdilerde çok iyi fotoğraf çekenlere profesyonel deniyor. Ben şimdi amatörce çekiyorum. Eskiden profesyoneldim ama artık amatörlüğe yükseldim. Çünkü profesyonellik dediğiniz zaman ya ısmarlama bir fotoğraf vardır ya da yönlendirilmiş bir haber vardır. Benim yaptığım öyle değil. Mutlu olmak için fotoğraf çekiyorum.”

İZİN ALARAK ÇEKİYORUM

Portre fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gerekenler konusunda önerilerde bulunan Yavuz, “Artık tamamen insan fotoğraflarına yöneldim. Portre fotoğraf çekmek çok zor bir şey. Fotoğraf çekerken insanlarla doğru ilişki kurabilmek çok önemli. Birden insanların yanına yaklaşıp, ‘Sizin fotoğrafınızı çekebilir miyim?’ diyemezsiniz. Haberi olmadan birinin fotoğrafını çekmek ise etik değil. Ben çektiğim fotoğrafların hepsini mutlaka izin alarak çekiyorum. Kişinin rızasını almadan veya ilişki kurmadan fotoğrafını çekmiyorum. Herkes aynı pozitif enerjiyi veremez. Soğuk bir insanın insan fotoğrafları çekebilmesi bence mümkün değil. Çünkü böyle biri karşısındaki insana güven vermez” ifadelerini kullandı.

HER İNSAN FOTOĞRAFTIR

Portre dışında çeşitli konularda da fotoğraflar çeken Yavuz, “Aslında manzara fotoğrafları da çekiyorum. Ama Everest’e kadar gidip orayı çekmeyen bir adamım. Geçen Hindistan’daydım. Ama en çok ilgimi çeken şey insan... Fotoğraf, görsel bir sanattır. Sanat mıdır değil midir diye hala tartışılıyor ama bana sorarsanız bu bir sanattır. Ben bir kare fotoğraf çekerken bütün üstümdeki giysilerin terlediğini biliyorum. Nasıl bir enerji sarf ettiğimi düşünebiliyor musunuz; hiç hareket etmediğim halde… Fotoğrafını çekeceğim kişinin mutlaka bir hikayesi vardır ve ben onda onu görmüşümdür. Kafamda çektiğim fotoğrafı makineye geçirmek için uğraşıyorumdur. Eğer Ağrı Dağı’nı çekmek isterseniz buradan aracınıza binersiniz. Yani kilometre yapmak zorundasınız. Benim kilometre yapmak gibi bir derdim yok. Benim için siz fotoğrafsınız, her insan fotoğraf” diye konuştu.

KÜÇÜK BİR İLÇEDE YAŞIYOR

45 yıldır fotoğraf çektiğini ve şuana kadar 2 binin üzerinde sadece işlenmiş portre fotoğrafı bulunduğunu dile getiren Yavuz, “Fotoğrafçı dostlarım benim insanlarla çok iyi iletişim kurduğumu söylüyorlar ve başarımı buna bağlıyorlar. 7 yıl memur olarak çalıştım, kimyagerim. 27 yıl özel sektörde üst düzey yöneticilik yaptım. 3 bin insanı yönettim. İnsan psikolojisinden sosyal yaşamına kadar birçok şeyden anlıyorum. Bu konuda eğitildik çünkü biz. Üst düzey yöneticiler kurumsallaşmış firmalarda birçok eğitimden geçiyor. Ben de kurumsallaşmış Türkiye’nin 50 büyük firmasından birisinin kurucusuyum. Yaptığım işten bunalmaya başlamıştım. Stresli bir ortamda çalıştığım için erken yaşta emekli oldum. Şimdi sadece fotoğrafçılık yapıyorum. Aynı zamanda çiftçilik yapıyorum. Beni en çok mutlu eden şey de fotoğraf. Küçük bir ilçede yaşıyorum. 22 yılım tüm eğitim hayatım Ankara’da geçti. Çok entelektüel bir hayat yaşadım. Çok sosyal bir adam olan ben şimdi küçük bir ilçede yaşamaya başladım” dedi.

FOTOĞRAF DÜNYAMDA YAŞIYORUM

Türkiye’nin fotoğraf anlamında çok zengin bir ülke olduğuna değinen ve bir fotoğrafçının öncelikle kendi yurdunu bilmesi gerektiğine işaret eden Yavuz, şunlara dikkat çekti: “Ben hep kendi memleketimden fotoğraflarla dünyaya açıldım. Ben o küçük ilçenin ekranından açılıyorum dünyaya. Tanınırlığım da fotoğraflarımla oldu. Pul büyüklüğündeki bir fotoğraftan binlercesi içerisinden bu Levent Yavuz fotoğrafıdır diyorlarsa işte siz o zaman özgünleşmiş oluyorsunuz. Benim bir fotoğraf dünyam var ve o dünya içerisinde yaşıyorum. Bu işi yapabilmek için önce egonuzu geride bırakacaksınız. ‘Ben şuyum, ben buyum’ demekle bu işler olmuyor. Olması için ortada fotoğraf olacak. Ben bunun peşindeyim. Ben fotoğraflarımı çekerim, servis ederim. Millet saklar, yarışmalara yollar… Benim yarışmalarla işim yoktur, onlar ısmarlama fotoğraflardır. Ismarlama fotoğrafta ruh olmaz.”

ÜNİVERSİTELERE TOHUM EKMEYE GİDİYORUM

Yakın zamanda Romanların hayatlarından kesitlerin yer aldığı Lavik isimli sergi açtığını anlatan Yavuz, “Çok kaliteli bir konu üzerinde çalıştık. 8 ay boyunca iki arkadaş… Lavik diye bir sergiydi. Lavik’in açılış sergisi Tarihi Havagazı Fabrikası’ndaydı. Şimdi birçok yerden eminim teklif gelecektir. Ama ben daha çok üniversitelere gidiyorum. Ben bilgimi ve becerimi gönül rahatlığıyla size burada anlatıyorum. Ben tohum ekmeye gidiyorum.  O genç insanları etkileyebilmek benim amacım. Günümüzde çok kötü şeyler var biliyorsunuz, o kötü şeylere bulaşmaktan kaç kişiyi kurtarabilirim fotoğrafa yönlendirebilirim diye bir kaygım var benim. O yüzden üniversitelere gidiyorum. Gençlerden de yoğun ilgi görüyorum. Ben tohum saçıyorum, çimlendiğini görürsem o benim en büyük mutluluğum olacaktır” dedi.

UZUN SOLUKLU BİR PROJE

Lavik’in çok büyük bir projenin ilk adımı olduğunu ifade eden Yavuz, “Konu Türkiye’de yaşayan Romanların hayatlarının her birinden küçük bir hikaye anlatmak. Bu proje benim hayatım boyunca sürecek. Romanlar benim için önemli çünkü dünyada ötelenmiş toplumlar. Her memlekette… Tahsil yapamıyorlar daha düşük ve kirli işlerde çalışıyorlar. Buna parmak basmaktı amacımız. Romanların çıkış yeri Hindistan’dır. Orada çok büyük etnik ayrıcalık gördüler ve kaçmak zorunda kaldılar. Tarih boyunca dünyanın birçok yerine yayıldılar. Ben bunun sonuna kadar gitmeyi düşünüyorum arkadaşımla beraber. Bu bizi hem gezdirecek. Hepsinin göç yolları boyunca her birinden birer öyküyü anlatmak istiyoruz. Çok uzun soluklu bir proje” bilgisini verdi.

ÖNEMLİ OLAN KENDİ GÖRDÜĞÜNÜZ

Her fotoğrafın bir okunuşu olduğunu ve her fotoğrafın bir öykü anlattığını söyleyen Yavuz, “İzleyici olayı ve öyküyü anlıyorsa fotoğrafçı başarılıdır. Eğer fotoğrafçının olayı ve öyküsünü değil de kendi olay ve öyküsünü kafasında oluşturuyorsa o fotoğrafçı yine başarılıdır. Portre için ipuçları verebilirim. Öncelikle sürekli fotoğraf izlemenizi öneririm. Ayrıca fotoğrafı çekerken kendinize şunu söyleyin: ‘Ben olsam neyi, nerede, nasıl ve ne ile çekerdim?’ Önemli olan makinenin gördüğü değil, kendi gördüğünüzdür” şeklinde konuştu.

ÇOMAKDAĞI TÜM ÜLKEDE TANINDI

Gittiğiniz yerlerdeki çekimlerde insanların kendisine çok yardımcı olduğunu söyleyen Yavuz, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Yıllar önce Milas’ın Çomakdağı Bölgesi’ne gittim. Orada bulunan Türkmen Yörük köylerinden bir tanesinde çekimler yaptım. Kadınların başlarındaki başlıkların hepsinde de çiçekler bezeli ve gerçek Osmanlı altınları sıralı idi. Yalnız evlenmemiş kızların başlıklarında çiçek yoktu. O köyde 6 gün geçirdim. Düğünlerine katıldım, yemeklerini yedim, çok iyi dostluklar kurdum.  Çomakdağı kadınları portrelerim fotoğraf dünyasında ve medyada geniş yer buldu. Çomakdağı tüm ülkede tanındı.”

Haber Merkezi