Gösterişli ürünler statü farkı yaratıyor

Pahalı okul ürünlerinin arkadaşlık ilişkilerini olumsuz etkilediğini vurgulayan Uzman Psikolog Selman Sonğur, ailelere değer ölçümünü materyal üzerinden yapmamayı öğretme çağrısında bulunarak uyarılarda bulundu

  • Oluşturulma Tarihi : 29.08.2025 08:50
  • Güncelleme Tarihi : 29.08.2025 08:50
  • Kaynak : MERVE AĞRIÇ
Gösterişli ürünler statü farkı yaratıyor haberinin görseli

Okulların açılmasına sayılı günler kala aileler kırtasiye alışverişi telaşına girerken, uzmanlar yalnızca akademik hazırlıklara değil çocukların psikolojik ve sosyal gelişimine de dikkat çekiyor. Defterden kaleme, çantadan teknolojik cihazlara kadar alınan okul ürünleri, çocukların yalnızca ders başarısını değil arkadaşlık ilişkilerini ve sınıf içindeki konumlarını da etkiliyor. Özellikle pahalı ve dikkat çekici ürünler, çocuklar arasında statü farkı algısı yaratırken; bazı öğrencilerde üstünlük duygusunu, bazılarında ise kıskançlık ve değersizlik hissini tetikliyor. Ailelerin bu noktada kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Uzman Psikolog Selman Sonğur, çocuklara materyal üzerinden değer ölçümü yapmamayı öğretmeleri gerektiğini belirterek, “Ortak kullanılan malzemeler’ ya da ‘paylaşım etkinlikleri’ düzenlenerek statü farklarının azaltılması sağlanabilir” dedi.

‘BEN ÜSTÜNÜM’ ALGISI OLUŞTURUYOR 

Çok pahalı veya gösterişli okul ürünlerinin çocuklar arasındaki arkadaşlık ilişkilerini nasıl etkilediğine değinen Sonğur, “Okul ortamı, çocukların sosyal kimliklerini inşa ettikleri bir alan. Pahalı ve gösterişli ürünler bazı çocuklarda ‘ben üstünüm’ algısını pekiştirirken, diğerlerinde değersizlik ya da kıskançlık duygularını tetikleyebilir. Bu durum arkadaşlık ilişkilerinde kırılmalara, gruplaşmalara ve dışlanmalara neden olabilir. Aileler, çocuklarına materyal üzerinden değer ölçümü yapmamayı öğretmeli, paylaşımın ve arkadaşlığın önemini vurgulamalı. Okullar da bu konuda destekleyici olabilir; örneğin belirli günlerde ‘ortak kullanılan malzemeler’ ya da ‘paylaşım etkinlikleri’ düzenlenerek statü farklarının azaltılması sağlanabilir” ifadelerini kullandı.

KAYGI VE STRES YARATIYOR 

Sınıf içi rekabet veya akademik başarı baskısının çocuklarda kaygı veya stres yarattığını belirten Sonğur, “Yoğun rekabet ortamı çocuklarda ‘başarısız olursam değerim azalır’ düşüncesini pekiştirebilir. Bu da performans kaygısını, derslerden uzaklaşmayı ve özgüven problemlerini tetikleyebilir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda öğrenme süreci oyun ve merak üzerinden gelişmeli; aşırı performans odaklı yaklaşım bu doğal süreci bozabilir. Aileler ve öğretmenler, çocuğun yalnızca sonuçlarını değil çabasını da övmeli, ‘senin öğrenme sürecine değer veriyorum’ mesajı vermeli. Böylece çocuklar başarıyı yalnızca notlarla değil, kişisel gelişimleriyle ölçmeyi öğrenirler” diye aktardı.

ZORBALIĞA KARŞI SIFIR TOLERANS

Akran zorbalığının, yalnızca çocukların anlık duygusal durumlarını değil, uzun vadede özgüvenlerini, sosyal ilişkilerini ve akademik performanslarını da etkileyen ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Sonğur, “Öncelikle aileler ve öğretmenler, çocuğun yaşadığı durumu küçümsememeli ve ‘takma kafana’ gibi geçiştirici cümleler kurmaktan kaçınmalı. Çocuğun duygusunu anlamak, ona güvenli bir ortamda konuşma fırsatı tanımak önemli. Öğretmenler, zorbalığa karşı sıfır tolerans politikası geliştirmeli, okulda güvenlik hissini güçlendirmeli ve öğrenciler arası ilişkilerde şeffaf kurallar koymalı. Aileler ise çocuklarına duygularını ifade etme becerisi kazandırmalı, zorbalık karşısında yalnız olmadıklarını hissettirmeli. Çocukların bireysel olarak alabileceği en önemli tutum, kendilerini sözlü olarak ifade edebilme, gerektiğinde hayır diyebilme ve zorbalığı gizlemek yerine bir yetişkine anlatabilme becerisi. Çocuklara, ‘sana yapılan haksızlığı söylemek şikayetçilik değil, kendini korumaktır’ mesajını vermek kritik önemdedir” diye aktardı. 

YALNIZ KALMASINA İZİN VERİLMEMELİ 

Çocuklar arasında gruplar oluşan gruplaşmanın psikolojik etkilerini değerlendiren Sonğur, “Gruplaşmalar çocuk gelişiminin doğal bir parçası; çocuklar benzer ilgi alanları üzerinden bağ kurar. Ancak dışlanma yaşandığında bu, çocukta yalnızlık ve değersizlik duygularını tetikleyebilir.

Öncelikle çocuk, kendi ilgi ve güçlü yönlerini fark etmeye teşvik edilmeli. Örneğin sanata, spora veya farklı bir hobiye yönlendirilmesi, onun başka sosyal çevrelerde kabul görmesini kolaylaştırır. Aileler ve öğretmenler de dışlanan çocuğun yalnız kalmasına izin vermemeli, onu farklı grup etkinliklerine dahil etmeli ve sosyal becerilerini geliştirecek destekler sunmalı. Çocuğa ‘herkes tarafından sevilmek zorunda değilsin ama seni kabul eden, sana iyi gelen kişilerle dostluk kurabilirsin’ mesajını vermek, reddedilmeyi kişisel bir yetersizlik olarak algılamasının önüne geçer” sözlerine yer verdi. 

DUYGU OKUMA BECERİSİ KAZANDIRMALI 

Empati, çocuklarda doğuştan var olan bir eğilim olduğunu ancak çevresel destekle geliştiğini ifade eden Sonğur, “Aileler ev içinde empatiyi modellemeli, örneğin ‘Sen üzgün görünüyorsun, sana yardımcı olabilir miyim?’ gibi ifadelerle çocuğa duygu okuma ve paylaşma becerisi kazandırmalı. Öğretmenler ise sınıfta iş birliği gerektiren grup çalışmaları düzenleyebilir. Rekabet yerine dayanışmayı ödüllendiren aktiviteler, çocukların empatiyi davranışa dökmesini kolaylaştırır. Ayrıca farklılıkların zenginlik olduğunu vurgulayan sınıf içi etkinlikler örneğin; kültürel çeşitlilik günleri, çocukların farklı bakış açılarına saygı duymasını sağlar” dedi. 

 

Kaynak : MERVE AĞRIÇ