Halep'ten İzmir'e mülteci sesler

Suriye’de ünlü bir ud sanatçısıyken savaşın ağır koşulları nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan ve müziğe ara veren Halit Süleyman, İzmir’de müzik çalışmalarına kaldığı yerden devam ediyor. Süleyman ayrıca kentte UNICEF tarafından açılan bir okulda müzik eğitmenliği yapıyor


  • Oluşturulma Tarihi : 01.04.2017 08:49
  • Güncelleme Tarihi : 01.04.2017 08:49
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Halep'ten İzmir'e mülteci sesler

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Suriye’deki iç savaşın ardından çok sayıda sanatçı ülkesini terk ederek başka ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Ülkesinde ünlü bir ud sanatçısı olan ve beş dil bilen 53 yaşındaki Halit Süleyman, bir gün evinin önünde küçük bir kızın parçalanmış cesedini gördükten sonra her şeyini geride bırakarak Türkiye’ye gelmeye karar verdi.

Yaklaşık 4 sene önce eşi Hülya Hüseyin ile birlikte İzmir’in Karabağlar İlçesi’nde bulunan Bozyaka Mahallesi’ne yerleşen Süleyman, Suriye’de varlıklı ve kendi ifadesiyle ‘İbrahim Tatlıses’ kadar bilinen bir isimdi. Mülteci olarak yerleştiği bu kentte ilk zamanlar büyük zorluklar yaşadı. Ama gerçek bir müzik tutkunu olan Hüseyin’i en çok üzen şey ilk 1 buçuk sene boyunca udunu eline alamaması oldu. Çünkü anılarıyla beraber geride bıraktığı şey 30 yılı aşkın zamandır yaşamının bir parçası olarak nitelendirdiği uduydu. Hüseyin, şimdilerde UNICEF tarafından İzmir’de kurulan ve mülteci çocuklara eğitim veren bir okulda müzik eğitmeni olarak çalışıyor. En büyük hayali ise savaş bittikten sonra ülkesindeki tüm mal varlığını satarak İzmir’de bir müzik ve dil üzerine eğitim veren bir yer açmak.

O GÜN KARAR VERDİM

Suriye’deki başarılı kariyerini buraya taşıma imkanı olmasa da oradaki günlerini anlatırken gözlerinin içi parlayan Süleyman, “Bir üniversitenin konservatuar bölümünde akademisyenlik; aynı zamanda televizyonda müzik programları yapıyordum. Suriye’de durumumuz çok iyiydi. Dubai, Lübnan, Beyrut gibi çeşitli ülkelere turneler yaptık. Sonra savaş başladı. Ben siyaseti hiç sevmiyorum; ben sanatçıyım. Herkes gibi bu dünyayı ve yaşamayı çok seviyorum. Ben istiyorum ki bu dünyada savaşlar olmasın. Komşumuzun çok güzel bir küçük kızı vardı. Bir gün onun parçalanmış bedenini evlerinin önünde gördüm. O gün her şeyi bırakarak Türkiye’ye gelmeye karar verdim. Evimi, arabamı ve tüm mal varlığımı Suriye’de bıraktım. İzmir’e geldiğimde cebimde hiç para yoktu. Daha sonra bir promosyon şirketinde eşimle birlikte çalışmaya başladık. Bozyaka’da kiralık bir ev tuttuk. Evin içi bomboştu, hiçbir şeyimiz yoktu. Sadece bir divanımız vardı” dedi.

HAYALİ EĞİTİM MERKEZİ AÇMAK

UNİCEF, İzmir’deki Suriyeli öğrencilere eğitim verebilmek için beş okul açtı. Süleyman, bu okullardan birinde mülteci çocuklara müzik eğitimi veren Süleyman, bu kurumdaki eğitmenlik sürecini şöyle anlatıyor: “Yaklaşık 1 yıldır UNICEF tarafından açılan Suriyeliler okulunda müzik eğitmenliği yapıyorum. Eğitime çok önem veriyorum. Bu okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı değil. Promosyon şirketindeki işimden ayrıldıktan sonra bu okula müracaat ettim. Tüm kadrolarının dolu olduğunu ve eğitmene ihtiyaçları olmadığını söylediler. Fakat müzik yeteneğim burada bana yeni bir kapı açtı. Bir müzik eğitmenine ihtiyaçları olduğunu söylediler. Uzun yıllara dayanan bir müzik geçmişim olduğu için bu okula öğretmen olarak alındım. Savaş bittikten sonra Suriye’deki tüm mal varlığımı satıp İzmir’de müzik ve dil eğitimi veren bir yer açmak istiyorum.”

SAVAŞIN ACISINI KALBİM KALDIRMIYOR

Eşiyle birlikte mülteci olarak sürdürdükleri yeni hayatlarında onları Türkiye’ye bağlayan aslında çok fazla neden var. Bir Avrupa ülkesinde belirsiz bir hayatı seçmektense kültürel ve insani anlamda kendilerine daha yakın hissettikleri Türkiye’de yaşamayı tercih ettiklerini söyleyen Süleyman, “Savaşın acısını kalbim kaldırmıyor. Hepimiz insanız. Dünya çok kötü. Savaşlar neden var? Petrol için, koltuk sevdaları için… Suriye’de kimse kalmadı. Milyonlarca insan ülkelerini terk edip kaçtı. Elektrik yok, çocuklar için süt yok. Bu hale nasıl geldik. Suriye’yi unutamadık, her gece rüyalarımıza giriyor. Buraya ilk geldiğimde ben neredeyim diyordum. Suriye’deki evim çok güzeldi. Şimdiki evimle karşılaştırınca; nerede benim banyom, nerede burası diyordum. Zor oldu ama alıştık. Kendimi Türkiye’ye yabancı hissetmiyorum. Suriye ve Türkiye birbirine çok benziyor. Yemekler aynı, samimiyet aynı. Avrupa böyle değil. Bizde samimiyet var” ifadelerini kullandı.

UDLARA BAKARAK AĞLADIM

Suriye’de tanınan, televizyon programları ve eğlenceler için sık davet alarak çeşitli mekanlarda sahneye çıktığını söyleyen Süleyman, “Suriye’de tanınan bir ud sanatçısıydım. İbrahim Tatlıses kadar meşhurdum. Saz, ud, cümbüş, viyola, org ve darbuka çalıyorum. Bu dünyada en çok müziği ve dilleri seviyorum. Küçüklüğümden beri müziğe ilgim vardı. 7 yaşında ud çalmaya başladım. Yeni diller ve notalar öğrenmeyi çok seviyorum. İzmir’e ilk geldiğimde Basmane’de müzik aleti satan bir mağazaya gittim. Udlara baktım. Yemin ederim ağladım; kalbim ağladı. ‘Satın almayacağım sadece bakacağım’ dedim. ‘Olur’ dediler. Fiyatını sordum ve dükkandan ayrıldım. 1,5 sene elime ud alamadım. Sonra yavaş yavaş para biriktirerek kendime yeni bir ud aldım. Aşık Veysel, İbrahim Tatlıses ve Sibel Can’ı çok seviyorum. İbrahim Tatlıses’in ‘Hülya’ şarkısını çok seviyorum. Yeni kimlik alırken Türkçe isim istediler. Eşimin adının Hülya olmasını bu yüzden çok istedim. Bütün şarkılarını biliyorum, söyleyemiyorum ama hepsini çalıyorum” şeklinde konuştu.

BURADA ÖLMEK İSTİYORUM

Suriye’de yaşadığı zor günleri anlatırken o günleri adeta tekrar yaşayan Süleyman, hislerini şöyle dile getirdi: “Suriye’de artık müzik alanında çalışma fırsatı kalmamıştı. Orada yaşadıklarımı asla unutamayacağım. Mülteci olmak çok zor. Düşünün ki; yarın hiç bilmediğiniz ve tanımadığınız bir ülkede gözlerinizi açıyorsunuz. Kimseyi tanımıyorsunuz. Aç mısın, susadın mı, kıyafetin var mı? Kimseye derdini anlatamıyorsun. En zor olanı ise dil bilmiyorsunuz. Türkiye’yi çok seviyorum. İzmirliler çok merhametli insanlar. Bize çok yardım ettiler. Türkiye vatandaşı olmayı çok istiyorum. Çünkü burası bizim vatanımız oldu, başka bir yere gitmek istemiyorum. Burada ölmek istiyorum. 12 ülke gezmeye gittim ama buradaki gibi iyi insanlar görmedim. Avrupa’ya gitmeyi hiç düşünmedim. Bütün Müslümanlara terörist gözüyle bakıyorlar. Türk insanı ise çok merhametli. Avrupa’ya gitmek için denizden geçmeye çalışırken ölen çok fazla tanıdığımız var. Ölen küçük bebek Aylan Kurdi’nin ailesi Halep’te komşumuzdu. Avrupa’ya gitmeyi çok istiyorlardı. Giden kişilerle konuştuğumuzda çok pişman olduklarını söylüyorlar. Çünkü çok fazla ırkçılıkla karşılaşıyorlar. Herkes evlerini bıraktı ve Avrupa’ya mülteci olarak gitti ama mutsuzlar şu an.”

KENDİNE GELEN YARDIMLARI DAĞITIYOR

Süleyman aynı zamanda Suriyeli mültecilere destek amacıyla yardım malzemeleri temin ediyor. Öyle ki bazen kendine gelen erzakları, giyecek ve yakacakları kendisinden daha fazla ihtiyacı olan ailelere götürüyor. Mültecilere yardım için tıpkı bir dernek başkanı gibi çalışan Süleyman, “Suriye’den gelen ve burada ilgilendiğim aileler var. Onları kendimden önce düşünüyorum. Yardımseverler bana erzak veya eşya getirdiği ihtiyaç sahibi diğer aileler ile paylaşıyorum. Bir tanıdığım evindeki fazla sobasını yakacaklarıyla birlikte evime getirdi. Bir gün kapım çaldı. Kapıda üç çocuğuyla birlikte Suriyeli bir kadın vardı. Karınları açtı; eve buyur edip yemek yedirdim. Sonra evlerinde soba olmadığını ve üşüdüklerini söyledi. Kendi ısındığım sobamı o kadına verdim. Türkiye’de çok iyi arkadaşlarım var. Aynı kardeşim gibiler. Suriyeli ailelerin neye ihtiyacı varsa o arkadaşlarıma söylüyorum. Onlar getiriyor. Evimde bir oda var aynı depo gibi. Mülteci kardeşlerim için adeta bir dernek başkanı gibi çalışıyorum. Çünkü Türkiye’ye ilk geldiğimde ben de aynı şeyleri yaşadım. İstanbul’dan arkadaşlarım arada bana ayakkabı ve kıyafet gönderiyor. Onları da ihtiyacı olanlara dağıtıyorum. Elimde fazla kalanları satıyorum. Onun geliriyle de Suriyelilere erzak alıyorum. Onlara yardım edebilmek için de elimden geleni yapıyorum.”

Haber Merkezi