Sayfa Yükleniyor...
Eğitimci-yazar Fahriye İpekçioğlu, hayatı boyunca Atatürkçü, modern nesiller yetiştirmek için çabalamış birisi olarak gençlere, Dünyayı tanımaları, kendi dünyalarından başka dünyaları da anlayabilmeleri için okumalarını öneririm diyerek tavsiyede bulundu
TANER UYANIKER-ÖZEL HABER
Eğitimci-yazar Fahriye İpekçioğlu ile eserleri ve edebiyat üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik.
35 yıl boyunca ülkenin çeşitli üniversitelerinde Türk Dili ve Edebiyatı hocalığını üstlenen ve her gittiği okulda Atatürkçü, modern nesiller yetiştirmeye kendini adayan ve kendisiyle aynı duyguları paylaşan Diyarbakır Edebiyat Fakültesi Dekanı eşi Atıf İpekçioğlunu hain PKK saldırısında şehit veren, yaşadığı acıyı içine atarak, bölgede terörü sona erdirmek için 1991 yılı Unescoya bağlı tüm ülkelerde Yunus Emre ve Sevgi Yılı olarak ilan edilince Olağanüstü Hal Bölgesine, öğrencileri ve valilik çalışanları ile birlikte Sevgi, barış ve hoşgörüyü yaymak ve Yunusu tanıtmak gayesiyle konferans, panel ve sempozyumlar düzenleyen İpekçioğlu, emekliliğinde de boş durmayarak İzmir Karşıyakada Atatürkçü Düşünce Derneğinin temellerini atıp burada ayrıca Atatürkçü Kız öğrenci yurdunun kurulmasını da sağlayarak ülkenin aydınlık gelecekleri için çalışmalarından geri adım atmamıştır.
Yazdığı Türk Lehçeleri kitabı üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyat Fakültelerinde ders kitabı olarak okutulan İpekçioğlu, bunun dışında yazdığı kitaplarının da gelirlerini Türk Mehmetçik Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Sokak Çocuklarını Koruma Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine bağışlayacak kadar da gönlü zengin birisi.
EŞİNİ PKK TERÖRÜNE KURBAN VERDİ
Örnek bir geçmişe sahip olan İpekçioğlu hayatını ise şöyle özetledi: Öğretim üyeliğimdeki 35 yılın 17 yılını Diyarbakır Eğitim Fakültesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri ve Atatürkçü, çağdaş öğretmenler yetiştirerek geçirdim. Önceleri Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde eşimde Ankara Fen Fakültesinde matematik ve fizik bölümünde görevliyken bir fizik hocasının eşime, Diyarbakırda Dicle Üniversitesini kurduk ama sizin gibi Atatürkçü çağdaş öğretim üyelerine çok ihtiyacımız var. Orada yeni nesilleri siz yetiştirin dediği için orası da vatanımızın bir köşesi bize ihtiyacı var diyerek iki çocuğumuzu alıp Diyarbakıra gittik. 1985 yılında eşim Atıf İpekçioğlu Eğitim Fakültesinin dekanlığına atanmıştı. Ankaradan gelirken orada Türk bayrağı çektirilmiyor İstiklal Marşı okutulmuyor dendiği için dekanlığa atanan eşim milli duygularla da yüklü olduğu için her pazartesi ve cuma günleri İstiklal Marşı okutturur göndere bayrağı çektirir, ondan sonra derslere girerdik. Bundan dolayı da teröristlerin fazla dikkatini çekmiş olacak ki 1988 yılında direk dekanlığa PKK tarafından teröristler saldırı düzenlendi. Orada eşimi 46 yaşında kaybettik. Eşimin ölümünden iki yıl sonra şiir yazmaya başladım. Diyarbakırda ki o baskı, terör olayları, eşimi kaybetmem bende o kadar bir birikim yapmış ki birdenbire ayyuka çıktığını ve şiir olarak satırlara döküldüğünü fark ettim. Meğer şiir öyle yazılırmış. O birikimle iki kitap şiir yazdım. O kitaplar Diyarbakırda basıldı. Oradan emekli olup ayrılırken Mehmetçik Vakfına bağışladım kitaplarımı. Diyarbakır Valiliği de bu çalışmalarımdan dolayı beni yılın öğretmeni seçmişti. Oradan çok güzel duygularla ayrıldım orayı hiç unutamıyorum. Öğrencilerimle ülkeyi aydınlattıkları için gurur duyuyorum. Onlara bunu derken onlarda bana hocam o ışığı biz sizden aldık ülkeye yayıyoruz sadece diyorlar. Bu beni çok mutlu ediyor.
SABAH DERS, AKŞAM MÜDİRELİK
Eşini Atatürkçülük uğruna şehit veren İpekçioğlu, İzmire taşındıktan sonra da boş durmuyor ve Prof.Dr. Ergün Aybars ile Karşıyaka Atatürkçü Düşünce Derneğini kuruyor. Burada ayrıca Atatürkçü Kız Öğrenci yurdunu kuran İpekçoğlu, buradaki çalışmalarını şu şekilde anlattı: Kurduğumuz kız öğrenci yurduna bir müdüre bulamadığımız daha doğrusu herkes fazla para istediği için Dokuz Eylül Üniversitesinde 30 saatlik derslerime rağmen geceleri yurtta müdirelik yapmaya başladım. Gece 12de evime gidip başımı yastığa koyduğum zaman ben bugün ne güzel şeyler yaptım dediğimde yorgun ama mutlu uyuyordum. Burada ayrıca Kıbrıs, Balkanlar ve Avrasya Türk Edebiyatları Derneğini kurduk. Bununda 11 yıl boyunca genel başkanlığını yürüttüm. Kıbrıstan Balkanlara, Balkanlardan Avrasyaya, Avrasyadan Kazakistana kadar tüm dünyaya Türk Dili ödülleri taşıdık. Türk Kadınlar Birliğinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinde çalıştım. Hala gençlere burs veriyoruz aktif çalışıyoruz.
KİTAP GELİRLERİNİ BAĞIŞLADI
Eserleri hakkında bilgi veren İpekçioğlu, Eserlerimin ilki Diyarbakırda Türk Lehçeleri dersi okuturken o dersin bir kitabı olmadığını o koşullarda zor dersi yürüttüğümüzü eski teksir makinalarıyla bunu yapmaya çalıştığımızı görünce ortaya çıktı. O nedenle tüm ders notlarımı üniversite rektörlüğüne sundum. Rektörlük Türk Lehçeleri adıyla bunu bir kitap halinde getirerek fakültemizin ilk kitabı olarak basmış oldu. Emekli olup İzmire geldikten sonra da İleri Yayınevi bu kitabın değerini anladığından kitabın ikinci baskısını yaptı ve bunu tüm ülkedeki Türk Dili ve Edebiyat Fakültelerine satışını gerçekleştirdi. İkinci kitabımda şiirlerimi yazıya dökmüştüm. Vurgun ve Sürgün adlı iki şiir kitabı yayınladım. 1991 yılında yazdığım Yunus Emre ve Sevgi kitabımın 2. ve 3. baskılarını yaptım. İlk basımı Diyarbakırda olmuştu. 1991 yılı Unescoya bağlı tüm ülkelerde Yunus Emre ve Sevgi Yılı olarak ilan edilmişti. Dicle Üniversitesi Rektörü beni çağırdı ve Hocam, Bölgemizin bütün bölgelerden daha çok Yunusa, sevgiye ihtiyacı var. Sizi görevlendirelim ve gerekirse bölgeyi adım adım dolaşalım. Yunusu anlatalım sevgiyi anlatalım. Terörü belki engelleyebiliriz demişti. Bende görevi kabul etmiştim. Bölgeyi adım adım dolaştık. Sempozyumlar, konferanslar, paneller verdik. Yunus Emre kitabını da o dönem yazmıştık. O gezi sırasında bu kitabımı da ücretsiz olarak dağıttık. Halkımıza sevgiyi, barışı, hoşgörüyü aşılayabilmek terörü engelleyebilmek için çok çabaladık. Ama başaramadık. Protokol geldi o panelleri, sempozyumları dinlemeye. Halktan hiç kimse gelmedi. Bir şey veremedik verebilseydik bugünleri yaşamazdık belki de. Benim için bu bir başarısızlık öyküsüdür. O kadar çalışmamıza, adım adım dolaşmamıza rağmen o sevgiyi halkımıza aşılayamadık. O nedenle 1992den emekli olup gelirken kırgın ayrıldım. Bugün verilen her şehitle o acıları tekrar tekrar yaşıyorum. Yunus Emre Sevgi kitabı Diyarbakırda satış rekorları kırdığı için İzmire gelince kitabın ikinci baskısını gerçekleştirdim. Şehit Aileleri Derneğine gelirlerini bağışladım. Ben kitap satmayı sevmiyorum. Bağışlamayı daha çok seviyorum bu beni çok onure ediyor. Hele öğrencilere satışı hiç sevmiyorum. Ayrıca kitapların gelirlerinden Sokak Çocuklarını Koruma Derneğine bağışladım ve bunun karşılığında sokak çocukları için bir ev yaptık. Bunların yanında birde Kıbrıs, Balkanlar ve Avrasyada Türk Dili kitabım var. Son kitabım ise İleri Yayınlarının bana yaptığı bir sürprizle ortaya çıktı. İleri Yayınları Dergisine 1,5 yıl boyunca Türkçenin ve Türkiyenin geleceğiyle ilgili gönderdiğim tüm yazılarımı bir kitap haline getirilerek bastırmışlar. Kitap Fuarında Türk Lehçeleri kitabını imzalarken gençler ellerinde bu kitapla çıkageldiler ve sürpriz yaptılar. Adını da Türkçenin ve Türkiyenin geleceği koymuşlar dedi.
Edebiyat dünyasını günümüz için yetersiz bulduğunu ifade eden İpekçioğlu, Gençlerden atılım yapanlar var. Onların şiir günlerine gidiyorum. Çok iyi şairlerimiz var ama toplumsal değiller. Ama toplumsal esere o kadar ihtiyacımız var ki! Örneğin bir öğrencim Karşıyakada şiir atölyesini yönetiyor. Kedi şiirleri yazıyor. Yani günümüzde o kadar konu varken. O kadar duygusallık, o kadar acılar varken kediyi konu almak olur mu? diye konuştu.
ÇOK OKUYUN!
İnsanları kitapla buluşturmanın önemine dikkat çeken İpekçioğlu, buna güzel bir örnek olarak Menemende bu yıl ilki gerçekleştirilen Kubilay Kitap Fuarının gösterdi. İpekçioğlu, Menemen Belediyesi çok geniş, çok güzel bir yer ayırmış bu fuar için. Bizde grup olarak arkadaşlarımızla imzaya gitmiştik. Orada İstanbul yayın evlerinden çok gelen vardı. Ama Menemen halkı okuma yazma bilmiyor galiba! Dünya klasiklerinden iki kitap satabildi sadece. İstanbuldan koskoca yayınevleri bu fuar için gelmiş muazzam stantlar kurulmuş 10 gün boyunca iki kitap satılabilmiş. Oysa benim idolümdür dünya klasikleri. Demek ki Menemen halkı okumuyor dedim. Bütün yayınevleri 3 gün zor dayandılar dördüncü gün çekip İstanbula geri gittiler. Okuma alışkanlığımız yok mu öyle bir alışkanlık veremedik mi bilemiyorum. Başka şeyler satılıyor da neden kitap satılmıyor? Bunlar beni üzüyor dedi.
Son olarak gençlere öğüt veren İpekçioğlu şunları söyledi: Gençler önce sevgiyi, insanları sevmesini doğayı sevmesini, vatanını sevmesini öğrenmeliler. Çok okumalarını mutlaka öneririm. Dünyayı tanımaları için, kendi dünyalarından başka dünyaları da anlayabilmeleri için, başka toplumları başka insanları da anlayabilmeleri için mutlaka çok okumaları gerekir. Gençlerin buna çok ihtiyacı var ama ellerinde telefonlarla kitap okumaya sanırım vakit bulamıyorlar. Bu bizim gençlik için ayrıca üzüntü kaynağımız.
Haber Merkezi