Heykeller şehrin yaşanmışlıklarının simgesidir

Heykeltıraş Ali Yaldır, Derya Ersoy ve Zafer Dağdeviren birlikte kurdukları atölyede yaklaşık 21 yıldır anıt ve heykeller yaparak İzmir ile çeşitli kentlerin meydanlarına değer katıyor


  • Oluşturulma Tarihi : 21.07.2016 08:03
  • Güncelleme Tarihi : 21.07.2016 08:03
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Heykeller şehrin yaşanmışlıklarının simgesidir

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

1995 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Çetin Emeç Sanat Galerisi’nde “Genç Sanatçılar” karma heykel sergisi ile başlayan beraberlikleri ortak sergiler, anıt heykeller, park bahçe heykelleri ile devam eden heykeltıraş Ali Yaldır, Derya Ersoy ve Zafer Dağdeviren’in, kent merkezlerinde, otel, park ve bahçelerde, birçok özel eseri bulunuyor.

İzmir’in ilçelerinde yer alan anıt heykellerden Balçova’da Şehit Öğretmenler, Buca’da Bosna Srebrenaitsa, Torbalı’da Şehitlik, Karşıyaka’da Mülki İdareciler, Soma’da Madenci Anıtı ile yaşanmışlıkları simgeliyorlar. Başlıca heykeller arasında İzmir’de Montrö Meydanı’nda Özgür Kadın, Alsancak’ta Sait Altınordu, İnciraltı’nda Efeler, Karşıyaka Çarşısı girişinde yer alan Kızlar, Karabağlar’da Uğur Mumcu, Neşet Ertaş, yine Karabağlar ve Karşıyaka’da Nazım Hikmet, Narlıdere’de Pir Sultan Abdal, Alsancak’ta Zübeyde Hanım ve Çocuk Mustafa yer alıyor. Muğla, Manisa, İstanbul, Balıkesir’in sokaklarında da yapıtları bulunan heykeltıraşlar, heykel ve anıtların bir kentin kimliği olduğunu söylüyor.

TEKERLERİN ARASINDAKİ ÇAMURLARDAN MİNİK HEYKELLER

Küçükken motor tekerleklerin arasına giren çamurları alıp minik hayvanlar yaparak, sobanın kenarında kurutarak ilk üç boyut keyfini tadan heykeltıraş Ali Yaldır, lise dönemlerinde herkesin resmini çizerdi. Hocaları tarafından keşfedilen yeteneği onu bugünlere kadar getirdi. Uzun süre çok az kişinin yaptığı deriden heykeller ve masklarla uğraştı. Sanatçının birilerinin verdiği siparişi yapan değil o düşünceleri, gördüklerini ve yaşadıklarını üç boyutlu hale getirip sunan kişi olduğunu ifade eden Yaldır, “Sanatçı biraz aykırıdır. Yani problemleri gören, onları eleştiren ve yaptığı çalışmanın altında da onları hissettiren kişi demektir. Bu da hem toplumu hem yeni nesli yönlendiren soru sorduran sorgulatan bir kişi durumuna getiriyor” diye belirtiyor.

“ÜÇ KİŞİ OLMAK BİR AVANTAJ”

Derya Ersoy, sanatın aslında bireysel bir çalışma olduğunu fakat üç kişi olmanın kendileri için avantaj olduğunu söylüyor:  “Birlikteliğimizin başlangıcı ortak bir sergi ile oldu. 11 ressam ve heykeltıraşın eserlerinin içinde yer aldığı ortak bir sergi açmıştık. Orada biz bir araya geldik ve daha sonra üçümüz birlikte bir yarışmaya katıldık. Orada birincilik elde ettik. Baktık ki tarzlarımız birbirine yakın; iyi de anlaştığımız için birlikte yola devam etmeye karar verdik. Heykelleri yapmaya başlamadan önce bizlere bir konu veriliyor. O konu üzerinde araştırma yapıyoruz ve fikir üretmeye çalışıyoruz. Konuya ve heykelin koyulacağı yere uygun kompozisyonlar oluşturuyoruz. Sanat aslında bireysel bir iş ama üç kişi olmak bizim için bir avantaj. Üç tane farklı göz bakıyor bir çalışmaya. Birimizin yaptığını diğer bozabiliyor. Ama gocunmuyoruz bundan. Çünkü amaç en iyisini sergilemek… Aslında kendinizi de eğitiyorsunuz birlikte ortak çalışarak. Bizim gibi birlikte çalışan çok kişi yok. Bu konuda bir örneğiz.”

“ÖNCEDEN MAKETİNİ YAPIYORUZ”

Heykellerin oluşum süreci hakkında bilgi veren Zafer Dağdeviren, tasarım sürecinde objelerin kompozisyon içerisine doğru yerleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Kompleks ve daha kalabalık işler olduğu zaman önceden maketini yapıyoruz. Bir takım objeleri o kompozisyon içerisine yerleştiriyoruz. Onların doğru biçimde izleyiciye sunulması gerekiyor ki hepsini bütünleştirdiğiniz zaman doğru bir duygu verebilsin. Verilmiş olan konu hakkında 4-5 tasarım oluşturuyoruz. İçlerinden doğru duyguyu verdiğini düşündüğümüz çalışmayla ilgili biraz daha geliştirme yapıp heykeli yapmaya başlıyoruz.”

“HEYKELLER ŞEHRİN KENT MOBİLYALARIDIR”

Heykellerin bulundukları kenti güzelleştirme, anlam katma ve insanlar için bir çekim merkezi yaratma misyonu taşıdığını belirten Derya Ersoy, “Sanatçının illa politik bir misyonunun olması gerekmiyor. Elbette bir misyonu olması gerekiyor ama bunu tek noktada odaklanmamalı. Gördüğü bir şeyi evrensel dille, estetik bir yaklaşımla sunabilir. Güzelleştirmeye yönelik bir nevi. Heykeller şehrin kent mobilyalarıdır. Heykeller, bulundukları kentleri güzelleştirme, o yere bir anlam katma ve çekim merkezi yaratma misyonu taşır. Gerici zihniyet heykelleri put olarak görüyor. Bunlarla mücadele etmek zorundayız. Toplum ne kadar geriye giderse, saldırılar da o kadar artacak. Bunun doğru düzgün bir cezası da yok. Aslında kamu malına zarar veriliyor ama yine de serbest kalıyorlar. Burada sanatçılara da gözdağı verilmeye çalışılıyor” diyor.

SOMA MADENCİ ANITI

Türkiye'yi derinden sarsan ve acıya boğan Soma faciası sonrasında, madencilerin defnedildiği Soma Belediye Mezarlığı'na bir anıt yapıldı. İzmir’de atölyelerinde hummalı bir çalışma yürüterek anıtı tamamlayan Ali Yaldır, Derya Ersoy ve Zafer Dağdeviren anıtın tasarım süreciyle ilgili, “Aileler yol gösterdi. Bizler de var olan hüznü heykellerinin yüzlerine yansıtmaya çalıştık. Manisa Belediyesi böyle bir çalışma yaptırmak istediğini söyledi. Bizimle de görüşmek istediler. Benim o an aklıma gökyüzüne uzanan bir yol geldi. Bunun üzerine bazı çalışmalar yapmaya başladık. Daha sonra bu çalışmalar madenci yakınlarına gösterildi. İlk defa bu kadar etkili bir çalışma gördüklerini söylediler. Ama biz yol ve iki tünel ağzı yapmıştık; tünelin başında da bir anne ve iki çocuk bekliyordu. Ama tünelin sonunda da bir madenci silüeti vardı. Orada genç bir kadın, ‘Bu tamamen beni, çocuklarımı ve kaybettiğim eşimi anlatıyor. Ama sadece ben değil, oğullarını kaybeden anne babalar da var’ dedi. O zaman bir tarafta anne ve çocukları diğer tarafta da anne ve babayı tünele bakarken oluşturalım dedik. Çizimlerini yaptık belediyeye gönderdik. Oradaki eşlerini ve çocuklarını kaybeden aileler de benimsedi. Türkiye’de ikinci defa bir mezarlığın içinde anıt çalışması yaptık. Sadece Çanakkale Şehitliği’nde vardı şimdi bir de Soma’da” diyor.

“ÇİÇEKLER GİBİ HEYKELLERİN DE BAKIMA İHTİYACI VAR”

Park ve bahçelerde çiçeklere nasıl bakım yapılıyorsa heykellerin de bakıma ihtiyacıolduğunu belirten Derya Ersoy, bu noktada yetkililere büyük sorumluluk düştüğünü ifade ediyor: “Eğer yaptığınız şey bir değer oluşturuyorsa ve bunun karşılığı toplum tarafından da yaptıran kesim tarafından da değer buluyorsa sanata gereken değer veriliyordur. Fakat sinema, müzik, heykel gibi farklı dallarda hatta sporda bile yaptığınız şeyin karşılığını alamıyorsunuz. Avrupa’da geçmiş dönemlerden itibaren yapılan heykellerin bakımları sürekli yapılıyor. Her daim gittiğinizde bakımlı, tertemiz izlenmeye değer bir şeyler görüyorsunuz. Ama bizde öyle değil. İnsanlar, eserlerin üstünü boyuyor veya farklı şekillerde zarar veriyor. Yaptıran kesimin de bu heykellerin bakımını üstlenmesi gerekiyor. Koruyup, bakmak gerekiyor her anlamda. Bakılmadığında görseli değiştiği için insanların ve yapan sanatçının da hoşuna gitmiyor. Park ve bahçelerde çiçeklere nasıl bakım yapılıyorsa heykellerin de bakıma ihtiyacı var.”

“HEYKELLER ŞEHİRLERE ANLAM VE KİMLİK KATIYOR”

Heykeltıraşlarda üç boyut algılaması ve resim altyapısının mutlaka olması gerektiğini vurgulayan Zafer Dağdeviren, “Sanatçı görülmeyeni ve tüm kusurları görmeli. Onları halkın gözünün önüne koymalı. Yani topluma örnek olarak çıtayı yükseltecek tarzda birtakım evrensel değerlerin ön plana çıktığı heykeller yapmalı. Yani sanatçı sadece toplumun istediğini değil toplumu geliştirecek, ona örnek olacak belki yön verecek çalışmalarla kendini var etmeli. Sanatçı döneminin aynasıdır. Kusuru görüp, o kusura yönelik çözüm üretendir. Heykeller şehrin yaşanmışlıklarının simgesidir. Heykellerin korunması ilk günkü gibi kalmasını sağlamak izleyicinin dikkatini çekmesini sağlıyor. Belediyeler heykelleri sadece yaptırmakla kalmayıp o heykellerin bakımlarını da üstlenmek zorundalar ki kültürel anlamda vatandaşları yetiştirebilsinler. Bu meydanlara çocuklar, vatandaşlar ve turistler geliyor. Heykellere bakarak feyz alıyorlar. Heykeller şehirlere, meydanlara bir anlam ve kimlik katıyor” diyor.

Derya Ersoy

1970’de Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de, lise öğrenimini İzmir’de tamamladı. 1990’da Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’ne girdi ve 1995 yılında mezun oldu. Henüz öğrenciyken 1994’de Heykel Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Zafer Dağdeviren ile birlikte heykel atölyesini kurdu.

Zafer Dağdeviren

1968 yılında İzmir Torbalı’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1987-88 öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Heykel Anasanat Dalı Heykel Bölümü’nde eğitimine başladı. 1991-92 öğretim yılında Heykel Bölümü’nden mezun oldu. Yine aynı yıl eğitim gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Heykel Dalında Yüksek Lisans Eğitimi’ne başladı. 1994 yılında Heykel-Yüksek Lisans eğitiminden ayrıldı. Birçok anıt, heykel (bronz, polyester, taş, mermer, metal) eserlerinde yer aldı. Ayrıca 1991 yılından beri Aliağa, Eski Foça restorasyon çalışmalarında restoratörlük görevinde yer aldı. Halen bu görevine devam etmekte.

Ali Yaldır

1959’da Samsun-Bafra’da doğdu. Eğitimini 1977-1984 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yüksek Resim Bölümü Prof. Adnan Çoker Atölyesinde tamamladı,1995-96 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü Moda Aksesuar Tasarımı Öğretim Görevlisi olarak görev yapmaya başladı ve halen devam etmektedir.

 

Haber Merkezi