İştah kabartan lezzetli fotoğraflar

Yemek fotoğrafçılığı alanındaki tecrübesi ve başarısıyla adından sıkça söz ettiren Mehmet Ateş, mesleğini tanımlarken, “Bizim yakalamaya çalıştığımız şey çektiğimiz fotoğrafın insanının açlık hissini harekete geçirmesi. Bunun için yemeğin en leziz göründüğü anı ve açıyı bilmek gerekiyor” diyor


  • Oluşturulma Tarihi : 14.07.2016 07:21
  • Güncelleme Tarihi : 14.07.2016 07:21
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
İştah kabartan lezzetli fotoğraflar

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Günümüzde büyük bir meslek alanı olan fotoğrafçılık içinde birçok farklı çekim türünü barındırıyor. Bunlardan birisi de yemek fotoğrafçılığı. Daha önceleri sadece dergiler ve reklam kampanyalarında ihtiyaç duyulan yiyecek-içecek fotoğrafçılığı dünyada görsel olana ihtiyacın artması ve maliyetlerin düşmesi ile birlikte çok daha geniş bir kullanım alanı buldu. Artık satın alınan her ürünün, sipariş edilen her yemeğin fotoğrafını da görmek istiyoruz. Mesleği biraz daha yakından tanımak için kurgu ve marangozluğa olan ilgisini zaman içinde yemek fotoğrafçılığı ile birleştiren Mehmet Ateş ile lezzetlerin fotoğraf kareleriyle anlatıldığı sofra sanatına dair konuştuk.

YIKIK BİR EVDEN STÜDYO YARATTI

Mehmet Ateş’in, 1997 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisiyken başlayan fotoğraf hayatı, 1998 yılında dergi fotoğrafçılığına geçişiyle profesyonel bir boyut kazandı. İlk stüdyosunu yıkık bir Beyoğlu evini kendi imkanlarıyla yeniden yaparak oluşturdu. Koridorunun nemli duvarları çuval bezi üzeri mavi sıva alçısıyla kaplı stüdyosunda, sürekli şekil değiştiren kendi su altı haritasını yaratmayı başardı. İki sene bu stüdyoda müşterilerine soba üstü kestane keyfi yaşatan Mehmet Ateş, 2002 yılında şu anda da hizmet verdiği stüdyosuna taşındı. 2003 yılında Sabah Dergi Grubu’nda, editoryal açıdan yeni bir maceraya başladı.

YEMEK FOTOĞRAFÇILIĞI ATÖLYESİ

Başlangıçta stil ve dekorasyonun ağırlıkta olduğu bu yolculukta, yemek fotoğrafçılığı ile tanıştı. Fotoğraf editörü olarak Ciner Dergi Grubu’na geçtiği 2008 yılında grup bünyesinde bulunan La CucinaItaliana ve Foodand Travel dergileri ile yemek fotoğrafçılığı konusunda ustalaşma fırsatı buldu. Yemek fotoğrafçılığı üzerine çalışmalarına ise kendi stüdyosunda devam ediyor. İçindeki “öğrenme” ve “öğretme” aşkını dizginleyemeyen Mehmet Ateş’in, meslektaşı Erkin Ön ile birlikte düzenlediği “Yemek Fotoğrafçılığı Atölyesi” ile 2011 yılından bu yana fotoğraflarına lezzet katmak isteyenlerle buluşuyor. Fotoğrafçılık tekniği ve anlayışını, editoryal dünyanın nefes aldıran atmosferinde “freerange’’ geliştirme fırsatı bulan Mehmet Ateş statik olmayan, yenilikçi ve global bir fotoğraf anlayışını temsil ediyor.

ANI KENDİNİZ YARATIRSINIZ

Fotoğrafçılık, Mehmet Ateş’in her zaman yapmak istediği bir iş oldu. Tekniğe olan merakı çok çalışarak kendini geliştirmesini sağladı. Hiçbir zaman manzara ya da insan fotoğrafı çekmek gibi bir isteğim olmayan Ateş, genelde kurguya yönelik fotoğraflar çekmeyi seviyor: “İlk başlardan beri stüdyo fotoğrafçılığına ilgim vardı. Kendi kompozisyonumu kendim yaratmak hoşuma gider. Fotoğrafta özellikle kurgulayamadığım, düzenleyemediğim yani müdahale edemediğim işlerden hoşlanmıyorum. Bu işte hemen her şeyi kendiniz yapmanız gerekiyor. Aslında bizim yaptığımız iş bir tür reklam fotoğrafı işi. Belgesel fotoğrafçılıkta var olan şey, bir durum içerisinden bir an kopartmaya çalışmaktır. Benim yaptığım stüdyo fotoğrafçılığında ise anı kendiniz yaratırsınız. Yemeklerin fotoğrafları öyle çekilmeli ki doğal lezzet, istek yapay olarak en iyi şekilde karşıya yansımalı. Yemek fotoğrafı moda fotoğrafı gibi insanın ilkel benliğine beslenir. Çünkü açlık hissine neden olur. Örneğin bir erkek için kadın fotoğrafına bakmak nasıl etkili oluyorsa, çikolata gibi albenisi yüksek fotoğraflara bakmak da aynı etkiyi yaratır.”

HER ÜRÜNÜN FOTOĞRAF İHTİYACI VAR

İyi fotoğraf çeken herkesin zamanla başarılı yemek fotoğrafları çekebileceğini söyleyen Mehmet Ateş, önemli noktalara dikkat çekti: “Fotoğrafta uzmanlaşma çok önemli. Özellikle yemek fotoğrafının ışık ihtiyacı da farklı her yemeğin stil ihtiyacı da. Yemekleri tanımak ve yanlarına doğru eşleştirmeler yapmak da önemli. Her fotoğrafçı zamanla iyi yemek fotoğrafı çekebilir. Ancak çoğu fotoğrafçının seveceği bir fotoğraf alanı olmadığını düşünüyorum. Yemek fotoğrafı çekilirken bir yemek stilisti ve/veya prop stilisti mutlaka bulunur. Elbette asistanları da unutmamak lazım. Müşteri olarak ise çok geniş bir alan. Market raflarındaki neredeyse her ürünün fotoğraf ihtiyacı var. Bunun haricinde restoranlar da önemli bir alan. Bana özel bir tarzın olup olmadığından çok emin değilim ancak benim fotoğraflarımı bilenler herhangi bir fotoğrafı benim çekip çekmediğimi çok rahat bir şekilde anlayabilirler. Teri Campbell, Stephen Hamilton ve Jean Cazals sevdiğim ve takip ettiğim fotoğrafçılar.”

ÜLKEMİZDE İYİ YEMEK FOTOĞRAFLARI ÇEKİLİYOR

Mehmet Ateş, yemek stilistliği ve fotoğrafçılığı konusunda bugüne kadar çok fazla projede çalıştı. Carted’OR Tatlı Sırlar kitabı, SamiraJannetDoust için yapılan 2 yemek kitabı bunlardan bazıları. Yemek fotoğrafçılığının her fotoğraf dalı gibi keyif ve zorlukları içinde barındırdığını belirten Ateş, mesleğin zorluklarına dair ise şunları söylüyor: “En zor kısmı muhtemelen bir fotoğrafın iyi bir fotoğraf mı iştah açıcı bir fotoğraf mı olduğunun ayrımını yapabilmek. Tabii ki bu arada yemeği doğru anda fotoğraflamak da önemli. Genel olarak kalorisi yüksek olan ürünler daha albenili oluyor. Sonuç olarak insanlar yemek istediği fotoğraflara daha çok çekiliyorlar. Çikolata, dondurma, sufle, hamburger, dondurma ve pizza stilistlik açısından zorlayıcı ve çekmesi de oldukça zor olan ürünlerden. Ülkemizde iyi yemek fotoğrafları çekiliyor. Ancak bu konudaki bilinç yeni yeni oluşmaya başladı. Ama hızla yayılıyor bu konudaki bilinç. Yemek fotoğrafı çekilirken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var. Işığı doğru bir şekilde kurmak çok önemli. Boyutsuz ve önden gelen bir ışıkla yemek fotoğrafı çekilmez.  Yemeği donmadan, çökmeden, kararmadan çekmek çok önemli. Türkiye bu konuda şu anda heveslenme aşamasında. Sadece yemek fotoğrafı çeken fotoğrafçı neredeyse yok gibi. Bu konuda gerçek bir piyasanın oluşabilmesi için gıda konusunda hizmet veren bütün firmalara iyi bir yemek fotoğrafının fark yarattığı fikrinin aşılanması lazım.”

HER TÜRLÜ MALZEME İLE ÇEKİM YAPABİLİRİ

2008 yılında La CucinaItaliana ve Foodand Travel dergilerinin açılmasıyla yemek fotoğrafçılığı alanına yönelen Ateş, kendini bu alanda geliştirmeye devam ediyor: “Yemek fotoğrafına yönelmem oldu. Bu dergilerde yemek fotoğrafçılığını her yönü ile tanıma fırsatı buldum ve sonrasında stüdyomu yemek fotoğrafçılığı odaklı bir şekilde dönüştürmeye başladım. Muhtemelen yemek fotoğrafçılığı ile ilgili dünyada yazılmış bütün kitapları okumuşumdur. Onun haricinde bu sene Danimarka Vejle’de düzenlenen Yemek Fotoğrafçılığı Festivali’ne gittim. Ayrıca her seyahatim bir nevi iş seyahatidir. Gittiğim yerlerden yemek fotoğrafı için prop, aksesuar vs. almadan dönmem. Bu meslekte çocukluk hayalim olan marangozluk ile ilgili pek çok şey yapma fırsatı buluyorum. Her günümüz yeni bir ev, yeni bir dekorasyon. İşin bu yönü beni her zaman heyecanlandırıyor. Aslında oldukça esnek bir tarzım ve çalışma stilim var. Her türlü malzeme ile çekim yapabilirim. Ancak düzenli bir stüdyo olmazsa olmazımdır. Çekim esnasında dağılsa bile çekime başlarken temiz ve düzenli bir ortamda işe başlamaktan hoşlanırım.”

“İNSANININ AÇLIK HİSSİNİ HAREKETE GEÇİRMESİ GEREKİYOR”

Yemek fotoğrafı çekmenin, bir portre ya da manzara fotoğrafı çekmekten farklı olduğuna dikkat çeken Ateş, “Hepsi birbirinden çok farklı konular. Yemek fotoğrafında ışık ve kompozisyon olarak güzel bir fotoğraf yakalamak işin sadece yarısı… Bizim yakalamaya çalıştığımız şey çektiğimiz fotoğrafın insanının açlık hissini harekete geçirmesi. Bunun için yemeğin en leziz göründüğü anı ve açıyı bilmek gerekiyor. Çektiğim bütün fotoğraflarda içerik ve sunulan birbirini tutuyor. Ancak şöyle bir şey var ki biz 3 boyutlu bir dünyayı 2 boyuta indirgemek zorundayız. Bu yüzden göstermek istediğimiz her şeyi tek bir fotoğrafta anlatabilmeliyiz. Müşteri bir hamburgere yandan baktığı zaman muhtemelen turşuyu ve hatta domatesi görmeyecektir. Ancak bir lokma aldığında onun varlığını fark edecektir. Biz buradaki eti, turşuyu, domatesi, marulu ve hatta mayonezi ürüne baktığımız açıya konumlandırarak içerik anlatmaya çalışıyoruz. Aslında içerik aynı sadece daha düzenli ve bakış açımızda” diyor.

“YEREL LEZZETLERİ FOTOĞRAFLAMAKTAN HOŞLANIYORUM”

Yemeklerin bir ruhunun olduğuna inanan Ateş, her yemeğin insanlar üzerinde yarattığı bir his ve tetiklediği duygular olduğuna işaret ediyor: “Konsepti belirlerken trendler önemli rol oynuyor. Ancak bunun yanı sıra yaşatmak istediğimiz atmosfer de önem kazanıyor. Bir sandviç çekerken bunu bir piknik için mi, kahvaltı için mi yoksa okul çantası için mi düşündüğümüz konsepti oluşturmamızda anahtar kelimelerimiz oluyor. Yemeklerin bir ruhunun olduğuna inanmıyorum ancak her yemeğin insanlar üzerinde yarattığı bir his ve tetiklediği duygular var. Elbette bu duygular kültür, gelir seviyesi gibi etkenlere göre değişiyor. Bu yüzden yemek fotoğrafı çekerken izleyici kitlemizi iyi belirlememiz gerekiyor. Hatta aynı malzeme ile hedef kitlemizi daha çok cezbedecek bir yemek yapabiliyorsak onu tercih etmemiz gerekebilir. Dergiler, restoranlar ve markalarla çalışıyorum. Neredeyse her çekimin güzel anları ve hoşuma giden farklı yanları oluyor. Ama benim fotoğraflamaktan en çok hoşlandığım konu yerel lezzetler.”

Haber Merkezi