Sayfa Yükleniyor...
Dokuz Eylül Üniversitesinin aktif araştırma merkezlerinden birisi olan Kadın Hakları ve Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (DEKAUM) üniversite içinde ve dışında akademik çalışmalar gerçekleştiriyor
NİLGÜN TAZE- ÖZEL HABER
2009 yılında kurulmuş olanKadın Hakları ve Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (DEKAUM) Müdürü Yrd.Doç.Dr. Özlem Belkıs, üniversite içinde kadın hakları, çeşitli yönleriyle şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın tarihine katkı gibi kadın çalışmaları gibi çok çeşitli alanlarında faaliyetlerde bulunduklarını belirtti.
Düzenli olarak etkinlik, panel, konferans ve bilgilendirme toplantıları gibi etkinlikler düzenlediklerini belirten Belkıs, üniversite dışında ise sivil toplum kuruluşları, belediyeler, uluslar arası ve ulusal projeler ve bakanlıklar ile ortak çalışmalar yürütmekte olduklarını söyleyerek, Merkez olarak ayrıca danışmanlık ve eğiticilik görevlerinde bulunmaktayız. DEKAUM, Karşıyaka Belediyesi öncülüğünde 5-6 Kasım tarihlerinde gerçekleşen Baskıdan, Şiddetten Tacizden Ayrımcılıktan Kendini Kurtar başlıklı kadın çalıştayının planlanmasında ve düzenlenmesinde de paydaş olmuştur. Geniş bir akademisyen kadrosu ile çalışan merkezi, bu çalıştayın oluşturulmasında DEKAUM yönetim kurulu üyesi Yrd.Doç.Dr. G.Songül Ercan tarafından temsil edilmiştir. Çalıştayın ikinci gününde düzenlenen Dil ve Cinsiyet başlıklı Atölye, Dilbilim Bölümü öğretim üyesi Songül Ercan yönetiminde, Ege Üniversitesinden öğretim üyeleri, STK temsilcileri, Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans öğrencileri ve izleyicilerin katılımıyla gerçekleşti dedi.
DİL, EŞİTSİZLİK FAKTÖRÜDÜR
Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyesi ve DEKAUM müdürü Özlem Belkıs, kadınların toplumsal cinsiyete dayalı bir eşitsizlik içinde olduklarını ifade ederek, Cinsiyet, yeryüzündeki en büyük kategoridir ve cinsiyet ayrımcılığı da yine yeryüzündeki en büyük ve genel ayrımcılıktır. Öyle ki bu, dil, din, ırk, etnik, ideoloji, vs. bütün ayrımcılıkları kapsayan derinlemesine ve genişlemesine bir ayrımcılıktır. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, böyle bir ayrımcılığı görebilirsiniz. Bildiğiniz gibi cinsiyet bireyin doğuşta sahip olduğu fiziksel özelliği ile belirlenen bir durumdur. Fakat fiziksel olarak bu cinsiyete atfedilen her türlü anlam, görev, duygu, norm, vb. toplumsal cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet, toplumun kurguladığı bir yapıdır. Fiziksel olarak insanlar birbirlerinden çok doğaldır ki farklıdırlar. Fakat toplumsal hak ve fırsatlara ulaşmada, yasalar karşısında, kamusal alanların paylaşımında eşit olmaları gerekir. İşte cinsiyetler arasındaki bu her türlü eşit olamama durumunu yaratan, eşitsizliği üreten faktörlerden birisi, dildir açıklamasını yaptı.
KARI GİBİ DEĞİL ADAM GİBİ YAŞAMAK
Dilin eşitsizliğin üretilmesindeki en önemli mekanizma olduğunu ve bunun farkında olmak gerektiğini belirten Belkıs, silahı tersine çevirerek eşitliği üretmede de aynı mekanizmanın kullanılabileceğini ifade ederek, Bu bağlamda, temel olarak üç farklı dil yapısından söz edebiliriz. Birincisi ataerkil / Eril dil ki, bu, refleksel biçimde, farkında olmadan kullandığımız, içine doğduğumuz ve cinsiyet kalıp yargılarını üreten, tekrarlayan dildir. Adam gibi yaşamak, karı gibi yaşamamak gibi düşünsel karşılıkları üreterek bir cinsiyeti yüceltirken diğerini aşağılayan, değerler sistemini güçlendiren dildir. Karı gibi ağlamamak, aslan oğlum, aman kızım dikkat et, koş oğlum bir şey olmaz gibi deyim, deyiş, atasözleri ile beslenen fakat bunlarla da davranışların yönlendirildiği dildir. Her yerde, her an bu dilin içindeyiz. Bu dil, bir başkasının bakışıyla bakmamızı, görmemizi sağlar. Sokakta, medyada, siyasette kullanılan dil, budur ifadelerini kullandı.
AYIRIM TÜRKİYEYE ÖZGÜ DEĞİL
Siyasette kullanılan dilin hangi değerleri yücelttiği, hangilerini aşağıladığı ile kendisini güçlü bir erillik ile ortaya koyduğunu belirten Belkıs, ötekileştirmeye dayanan bu erilliğin tek bir doğru ve tek bir yaşam tarzını onayladığını söyleyerek, Ayrıştırma dil ile ideolojisini kurmaktadır. Örneklemek gerekirse, sanatta, sahnede, televizyonda ya da sinema perdesinde, masum genç kız sahneye girdiğinde seyirci onu erkeğin gördüğü gibi görür diyor Sue Ellen Case. Bu görüşü kuran, geliştiren dildir. Genç bir kızın masum ve korunmaya muhtaç olması, bu masumiyetin cinselliği yaşamamış olmakla özdeşleştirilmesi, genel bir ataerkil ve muhafazakâr bakıştır. Ve bu bakış, dil aracılığıyla iletilir, öğretilir ve sürdürülür. Feminizmi olumsuzlayan, cinsiyetlerin eşit olmadığını ifade eden ve tek gerçek doğrunun bu olduğunu imleyen şey, kullanılan dil ve sözcüklerdir. Bu olumsuz yargı sadece Türkiyede doğmuş ve gelişmiş bir şey de değildir şeklinde konuştu.
FEMİNİZİM ERKEK DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİR
Feminizmin cinsiyetler arasındaki her türlü ayrımcılığın kaldırılması, bireylerin eşit sosyal, hukuki, siyasi ve ekonomik haklara sahip olmaları için mücadele eden bir alan olduğunu ifade eden Belkıs, Feminizmin olumsuzlanması, erkek düşmanlığı olarak görülmesi bir gelenek haline gelmiştir. Olasıdır ki üstünlük ve olanakların, fırsatların tamamına yakınını ellerinde tutan erkeklere, bu fırsatları paylaşmaları fikri bir düşmanlık olarak görünür. Medyada kullanılan dil de gayet eril ve cinsiyet ayrımcılığını oluşturan dildir. Kadına yönelik şiddet haberlerini oluştururken kadının boşanmak istediğinin, evden ayrıldığının yani ataerkil değerlere göre yapmaması gereken eylemleri gerçekleştirmiş olduğunun vurgulanması, farkında olunmadan kullanılan eril bir dili gösterir. Bu haberlerde şiddeti gösterene yönelmek, eyleminin haksızlığını vurgulamak yerine mağdurun durumunu ve neden şiddete uğradığını aktarmak ve vurgulamak refleks olarak kullanılan bir dili oluşturur dedi.
BİLİNÇ ŞUURU OLUŞMALI
Bütün kadın-erkek ayırımcılığından kurtulmak için cinsiyet eşitliği farkındalığını, bilinç ve şuurunu oluşturmak gerektiğini söyleyen Belkıs, Kadın Dili/Kadın Bakışının, ikinci dalga feminizmin çokça tartıştığı bir konu olduğunu belirterek, Kadınların kendilerine has bir dile sahip oldukları meselesi, 1970lerden itibaren üzerinde çalışılmaya başlanmış, akademik olarak araştırılmıştır. Bu bağlamda kadınlar ile erkeklerin kullandıkları dilin farklı olduğu, erkeklerin konuşma dizgelerinin daha doğrudan, sonuca yönelik iken kadınların konuşma dizgelerinin süreci inceleyen ve ayrıntılandıran bir yapıda olduğu söylenebilir. Fakat bu, aslında yine ataerkil dilin içinde kurulmuş, kurgulanmış bir dildir. Dolayısıyla kalıpları üretmekte bu dil de etkendir. Eşitlik için feminist bir dilden söz etmemiz, böyle bir dili kullanmamız gerekir. Bu, örgütlü olmayı, örgütlenmeyi gerektiren bir dildir. Refleks olarak kullandığımız her şeyin farkında olarak, bunu engellemeyi, değiştirmeyi öngörür açıklamasını yaptı.
SÖZCÜK DEĞİL ANLAM ÖNEMLİ
Bilinç şuurunun oluşması için öncelikle içerikte bazı değişiklikler yapılması gerektiğini ifade eden Belkıs, Bunun için Amerikalı Feminist L. Nochlinin önerdiği bir ezber bozumu hatırlanabilir. Nochlin, sorunun sorulma şeklinin aslında yanıtı da belirlediğini vurgulayarak bir konu üzerinde konuşup tartışırken açı değiştirmeyi düşünmeyi, konuyu farklı biçimde düşünüp irdelemeyi önerir. Örneğin yoksulluk sorunundan söz ederken aslında zenginlik sorunu olduğunu da fark etmek ve düşünme ve tartışmayı bu yönden de yapmak. Ya da neden hiç büyük kadın sanatçı yok? sorusunu bu sorulma şeklinin tuzağına düşerek yanıtlamaya çalışmak yerine sanatçı olabilmek için kadınların erkeklerle eşit koşullara, eğitim hak ve fırsatlarına sahip olup olmadıklarını irdelemek, gibi açı değişimlerine ihtiyaç vardır. Kısaca dil, sadece kullanılan sözcüklerde değil, sözcüklerin oluşturduğu anlamda, üretilen düşünce ve yaklaşım biçimlerindedir ve irdelemek gerekenler bunlardır şeklinde konuştu.
BAYAN YERİNE KADIN
Ataerkil dili değiştirme pratiklerinden birinin de günlük yaşamdaki tabela ve yönlendirme levhaları gibi kamusal kullanımlarında düzeltilmesi gerektiğini ifade eden Belkıs, Bay sözcüğünden türetilen Bayan sözcüğü yerine kadın sözcüğünün kullanılması en basit örnek olarak gösterilebilir. Cinsiyet kalıp yargılarını vurgulayan ifadelerden kaçınmak, burada önemlidir. Bu tabelalardan, yönlendirmelerden yavaş yavaş silinecek olan cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliğinin, kullanılan ve konuşulan dillerden arındırılacağı düşünülebilir ve bu eşitlik üzerine olan mücadelenin bir parçası olarak görülebilir dedi.
Haber Merkezi