Sayfa Yükleniyor...
Araştırmacı yazar Mehmet Ozan Semerci, Türk milleti için bayrağın çok önemli olduğunu ifade ederek her yerde bayrağımızı dalgalandırdığımızı söyledi
TANER UYANIKER
Araştırmacı yazar Mehmet Ozan Semerci ile Ay Yıldızlı Al Bayrağım ve İzmirin Hazireleri kitapları hakkında hoş bir sohbet gerçekleştirdik.
Aratırmacı yazar Semerci, bayrağın ne anlama geldiğine yönelik ülkede ilk ve tek kitap olan Ay Yıldızlı Al Bayrağım adlı kitabında bayrağımızın tarihine değinen Semerci, İzmirin Hazireleri adlı kitabında mezar taşlarından tarihin bilinmeyen sayfalarını karıştırıyor.
Emekli olduktan ve kitap yazmaya başlamadan önce bir süreliğine gazetecilik yapan Semerci, Emekliye ayrılınca ne yapabilirim diye düşündüm. Çocukluğumdan beri gazeteciliğe bir merakım vardı. İlkokuldayken duvar gazetesi çıkartırdım. Gazeteciliğe yönelmek istedim ve Türkiye Gazetesinin kültür sanat bölümüne baktım. Kültür sanata o dönem önem veren yoktu. Bizimle beraber bu alan da yükseldi. Daha sonra TGRTnin İzmir Bölge Müdürü görevinde de bulundum. Ekonomik kriz çıktıktan sonra bu şube kapatıldı. Benimde kısa süreli gazetecilik tecrübem sona erdi diye anlattı.
DERDİMİZ BAYRAĞIMIZ!
İlk kitabı olan ve bayrak üzerine yazılmış Türkiyedeki tek kitap olan Ay Yıldızlı Al Bayrağım adlı kitabını yazma aşamasından bahseden Semerci, buna kendisini sürükleyen gelişimleri şu şekilde yorumladı: Bu kitabı yazmaya beni sürükleyen iki sebep vardı. Birincisi; her Türk gibi bayrağımı çok sevmemdir. İkincisi; bayrak üzerine ortada bir eser yok. Şehitlerin kanı deniliyor, ötesinde bir laf yok. Bunu fark edince bunu araştırayım, gençlere bayrak sevgisini aşılayacak bir kitap yazayım dedim. Bunu tetikleyen asıl gelişme ise Ankaradayken Anda diye bir yayınevi vardı eskiden. O yayınevinin deposunun arka tarafında bir iş için oralarda gezerken yerde kağıtlar buldum. Kitap basılmış ama çöpe çıkmış oradakilerde onu ambalaj olarak kullanıyor. Bir yaşlı kadın Salihliden Türk askerleri orayı geri alınca Halide Edip Adıvara yaşadıklarını anlatıyor. Bayrak nerden çıkmışsa bende oradan çıktım onun peşinden geldim. En son buraya geldim. Burada da artık bayrağımızın elimizden alındığını görünce burayı da terk edecektim. Fakat dediler ki ordumuz geliyor. Ben eşeğe binmiş gidiyordum. Beni tutan bir şey yoktu. Bir ben, bir oğlum var. Gidecek bir yerimiz de yoktu. Sizde geldiniz Allah artık benim canımı alsın. Ne zaman alırsa alsın diyor. Bu beni çok duygulandırdı. Halide Hanım bu olay üzerine diyor ki; Herkes bir dert anlatıyor. Dert çok. Bu ninenin anlattığı derdi yoktu. Onun derdi bu bayraktı. O olayı okuyunca bu konuya artık eğilmem lazım dedim. Bayrakta her zaman insanın gücünü, kuvvetini artıracak bir moral değer var. Ben bunu arayayım dedim. Sonradan da o yazının kaynağını da buldum onu da yazdım kitabıma.
Bu millet için bayrağın çok fazla önemi olduğunu belirten Semerci, Renkli bir kumaş parçasının adına bayrak denilince buna neden bu kadar değer katılıyor? Bizde de başkasında da durum bu. Bayrak bir kere hakimiyetini, bağımsızlığını belgeliyor. Bayrağını dalgalandıramıyorsan sende esirsin. Burada dini değerler ve milli değerler çok önemli dedi.
ESKİDEN İHTİYACA YÖNELİKTİ
Yazdığı İzmirin Hazireleri adlı kitabıyla sadece İzmirin değil Türkiyenin mezar taşlarından tarihinin karanlık yanını aydınlatan Semerci, bu kitabı yazmadan önce eski evler üzerine araştırma yaptığını ve bunu yaparken kendisini mezar taşlarını yazarken bulduğunu ifade eden Semerci, bu süreci şöyle anlatı: 1988 yılında İzmire geldim. Ben o zamandan beri İzmirin Türk-İslam sentezine meraklıyımdır. Başlangıçta İzmirin tarihi evlerini arıyordum. Çünkü o evlerde bir kültür var. Şimdiki gibi şuraya bir mutfak yapalım, şuraya bir ayakkabılık yeri yapalım gibi değil. Bizim şimdi duşakabin dediğimiz şeyler eski evlerde abdesthane olarak geçer. Hatta odanın içindedir. Odanın içinde olan yerler bugünkü ebeveyn banyosudur. Bunların gördüğü konfora rağmen duşakabin yıllar sonra görülebildi. Eski evlerde küvet yoktu ama biz yıllarca küvetli ev aradık. Modernlik olarak bakıyorduk. İşe yarıyor mu yaramıyor mu diye bakmıyorduk. Eski evlerde bir şey yapılırken ihtiyaca bakılarak yapılmış. Kültüre göre yapılmış. 1960lı yıllarda modern evler yapılırken mutfak sığıntı bir yerdeydi. Mutfak apartman arasına bakar. Ufacık bir yer ayrılırdı. Bu daha sonra bir problem olarak ortaya çıktı. Bakıldı dünyanın en zengin ilk üç mutfağından birisi olan bizim mutfağımız gittikçe geriliyor. Neden çünkü mutfak artık kadınlara dar geliyor. Eski evlerin mutfağı çok geniş değil ama ferah aydınlık. Bu tehlike doğunca bir de kadınlar Böyle bir mutfakta çalışmak istemiyoruz dediler. Mutlu olmadı kadınlar. Çünkü kadının vaktinin çoğunluğu mutfakta geçiyor. Derken artık mutfaklar günümüzdeki ferah haline dönüştü. Bazı müteahhitler mutfağı yapmıyor, ev alıcısına sen kendi keyfine göre yap diyor.
Basmanede kitap için eski evleri araştırırken belgesel çekimi yapan Dokuz Eylül Üniversitesinden kişilerle karşılaştığını ifade eden onlarla konuşmasından sonra mezarlara yönelmesinin başladığını söyledi. Semerci, karşılaşma anını ve sonrasını şöyle anlattı: Belgesel çekenler beni birkaç kez görünce konuşma ihtiyacı hissetmişler ve bana; Abi sen ne arıyorsun buralarda dediler. Bende Eski İzmir evlerini arıyorum dedim. Biz sana başka bir yer gösterelim diyerek beni bir Müslüman mezarlığına yönlendirdiler. Gittim oraya baktım ve çarpıldım. İzmirde benim böyle bir mezarlık bulacağım aklımdan bile geçmezdi. Kardelen çiçeği nasıl karın arasından çıkar bendede de o duygu oluştu. İşte dedim İzmir burası. Müthiş bir tarih. Ama bakımsız perişan bir yer. Mezar taşlarından İzmirin geçmişini buldum. İzmirde ne kadar yaşamış ermiş, derviş varsa onları araştırmaya koyuldum. Türk-İslam geçmişi bu kentin mezar taşlarındaydı. Camilerde bile bunu bulamıyorsunuz.
KÜÇÜK BİR ÇOCUK SAYESİNDE
Bunun üzerine mezarlara merak salsa da yinede eski evleri araştırmaya devam ettiğini belirten Semerci, Orayı gördükten sonra yine o bölgede gezerken ufak bir çocukta arkamdan dolaşıyor. Dikkatimi çekti Sen niye dolaşıyorsun gel bakalım buraya dedim geldi. Amca sen ne arıyorsun buralarda dedi. Bende Tarihi evleri arıyorum dedim. Her gelen ev arıyor bu evlerde ne var dedi. Amca gel bak ben sana bir yer göstereceğim dedi. Onunla gittim ve kuytu bir yerde küçük bir mezar gösterdi. İçine giremiyorsun bir delik var bahçe duvarında oradan bakıyorsun içeriye. Bakımsız bir yer ama muhteşem. Çocuk benim oradan etkilendiğimi fark etmiş. Amca buraya iplikçi İsmail Dedenin yeri derler. Beğendin mi? dedi. Çok beğendim dedim. O çocuk beni tamamen mezarlara döndürdü. Meğer İzmirde ne mezarlar varmış, estetik var, edebiyat var, tarih var, her şey var. Öyle enteresan şeyler buluyorsunuz ki bu mezar taşlarında tarih kitaplarında bulmanız mümkün değil. Mesela İzmirin işgal edildiği 15 Mayıs 1919 yılında Miramiral Süleyman Fethi Bey, her yerde onun o gün süngü darbeleriyle şehit olduğu söylenir. Ama mezar taşında 25 Mayısta hastanede şehiden vefat ettiği yazıyor. Yine mezar taşlarından bir bilgi daha açığa çıkıyor. Esnaf Şeyh Camii denilen bir yer var. Buradaki mezar taşından Hacı İsmail Efendi adlı valinin oğlundan bahsediyor mezar. Ama o valinin ismi İzmir valileri arasında yok. Ama mezarda ismi var. Anladım ki mezar taşları bizim birçok tarihi gerçeklerimizi de ortaya çıkarıyor. Bu konuya eğildim böylelikle ve derinlemesine bir çalışma yaptım diye konuştu.
MEZAR MEDENİYETİMİZ VAR
Bizim bir mezar medeniyetimizin olduğunu vurgulayan Semerci, Avrupada ise böyle bir durumun olmadığını söyledi. Semerci, Avrupanın mezar taşları çok devasa ve büyüktür. Heykellerle resimlerle süslenmiş. İlk önce o görüntüsüyle sana bir heyecan veriyor. Bir süre sonra orası sana ürkütücü geliyor. Taşlar başına yıkılacakmış gibi geliyor. Onu yapan kişi kendi gücünü orada göstermiş. Bizim taşlar öyle değil o kadar büyük ve gösterişli değil. Birisi evinin yanı başında mezar bulundurabiliyor ve bundan hiç rahatsız olmuyor. Ama yeni mezarlarımızdan rahatsız oluyoruz. Çünkü soğuk bizim yeni mezarlarımız. Bir iki laf var onlar yazılıyor. Aynı şekilde mermerlerle yapılıp geçiliyor. Eskiden mermer yapmış ama süslemiş onu. Şimdi işler sade olsun pratik olsun diye bakılıyor. Yahya Kemal Avrupada elçiyken diğer elçilikler ona Osmanlının nüfusu kaçtır diye sorarlar. O nüfusun iki katına yakın bir rakam söyler. Onlarda nasıl olur nüfus şöyle olması gerekir, derler. O da bunun yanlış olduğunu çünkü Osmanlının ölüleriyle beraber yaşadığını söyler. Hakikaten ölülerle beraber yaşamışız. Yanımızdan ayırmamışız. Büyük mezarlar bile şehirlerimizin içinde dedi.
Emekli öğretmen, araştırmacı yazar Mehmet Ozan Semerci, 1945 Uşak doğumlu. 1962 yılında Savaştepe İlköğretmen Okulundan, 1971de Necati Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünden mezun oldu. İlkokul müdürlüğü, Adapazarı-Arifiye Öğretmen Lisesi, Uşak Sağlık Meslek Lisesi, Sakarya Eğitim Enstitüsü ve Kütahya Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. 19881994 yılları arasında Türkiye Gazetesi Ege bölge baskısında kültür sanat haberleri hazırladı. Türkiye-Ege ilavesinde Gençlerle Sohbet başlıklı haftalık köşe yazıları yazdı. 1973 yılında Tercüman Gazetesinin 1001 Temel Eser Tenkit Yarışmasında; 1982 Yeni Asır Gazetesinin Uluslararası Terörizm ve Ermeni Terörü konulu yarışmasında; 1996 yılında Turgut Özalın Fikirlerini Araştırma Vakfının düzenlediği Özalın Değişim Modeli ve Türkiyedeki Değişime Karşı Direnenlerin Tahlili konulu yarışmalarda çeşitli derecelerde ödüller aldı. Halen değişik konulardaki araştırmalarını sürdürmekte ve zaman zaman bu konularla ilgili toplantılara konuşmacı olarak katılmaktadır.
M. Ozan Semercinin eserleri: 1- İzmirin Hazireleri 2- Ay Yıldızlı Al Bayrağım 3- Dindar Türkler 4- Hatıraların Aydınlığında Seyyid Ahmet Arvasi 5- Ergenekondan Anadoluya Bozkurt.
Haber Merkezi