Tahtaya sanat aşılıyor

Geçmişi eskilere dayanan ve Anadolu Selçuklu Dönemi’nde ortraya çıkan ahşap oyma sanatının günümüzdeki ender temsilcilerinden olan Hanifi Aydemir ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızda, sanatın dünden bugüne olan gelişimini ele aldık


  • Oluşturulma Tarihi : 01.08.2016 08:33
  • Güncelleme Tarihi : 01.08.2016 08:33
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Tahtaya sanat aşılıyor

ONURHAN ALPAGUT

Tarihi çok eski zamanlara dayanan ve Anadolu Selçuklu devrinde ortaya çıkan oymacılık, Osmanlı tarihinin en iddialı sanat dalıdır. Günümüzde de geleneksel ölçülerinden bir şey kaybetmeden devam eden sanat, ince işçilik gerektirmektedir. Geçmişten günümüze kadar birçok eser miras olarak müzelerde yerini almıştır.

Birçok engele rağmen, özünden bir şey kaybetmeden gelişmeye başlayan oymacılık, gün geçtikçe farklı teknikler ile zenginleştirilmiştir. Genellikle ağaç materyaller üzerine uygulanan sanat dalı, taş ve mermer üzerine de yapılabilmektedir. Bu sanatı yapan ustaya oymacı denmektedir. Osmanlı devrinde gelişen oymacılık, zamanla diğer medeniyetleri de etkisi altına almış ve farklı devletlere ait birçok eser yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Kabartma sanatı olarak da adlandırılmaktadır. Biz de bu bağlamda ahşap oyma sanatında kendini kanıtlamış ustalardan olan Hanifi Aydemir ile yaptığımız röportajımızda sanatın inceliklerini ve kullandığı malzemeleri mercek altına aldık. Aydemir'den sanatın inceliklerini bizimle paylaşmasını istedik.

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1957 senesinde Ağrı'da doğdum. Öğrenim hayatımı orada tamamladım. Ağrı Eğitim Enstitüsü'nden mezun oldum. 1977 yılında Ordu'ya sınıf öğretmeni olarak atandım. Ünye ilinde öğretmenlik kariyerim başladı. Oradaki kişilerden öğretmenliği öğrendim diyebilirim. Sonrasında Menemen'e tayinim çıktı. Orada tanıdığım bir astsubay emeklisi abim diyebileceğim kişi, ahşap işleri yapıyordu. Yaptıkları çok hoşuma gidiyordu. Lise yıllarında tabelacılık yapıyordum. O yıllardan kalma bir alışkanlıkla kıl testereyi elime aldım. Alış o alış daha da bırakmadım. 35 yıldır elimde kıl testere hiç vazgeçmedim. Hobi olarak öğretmenliğim ve diğer meşgul olduğum işler ile süre geldi. Sanatıma son 12 yıldır kendime ait Çandarlı'daki atölyemde devam ediyorum.

SABRETMEYİ ÖĞRENDİM

Bu sanat dalına ilgi ve alakanız nasıl gelişti?

12 Eylül darbesini yaşadım. Çok sıkıntılı bir dönemdi. Sosyal bir kişi olmama rağmen kimse ile konuşamıyordum. Bu durum beni oldukça üzüyordu. O dönemde üç kişi bir araya gelemiyordunuz. Hemen müdahale ediyorlardı. Bu sırada Cengiz Öztaşkın ile tanıştım. Kendisi üstadımdır. Sonrasında ilk defa tahtanın üzerine bir isim yazdım ve kıl testere ile biçim verdim. Kendisi duruma çok hayret etmişti. Öyle ki bana şöyle bir laf etti: “İlk defa mı yapıyorsun, deneyimin var mıydı?” dedi. Bu söz benim çok hoşuma gitti. Teşvik etti. Sosyalleşmenin de bir aracıydı. Kendisi ile Menemen'de bir dükkan açtık. Uzun bir süre birlikte çalıştık. Bazı durumlardan dolayı dükkanımızı kapatmak zorunda kaldık. Ancak ben evin bir köşesinde balkonda orada burada bu işi devam ettirdim. Hanımın tüm baskılarına rağmen vazgeçmedim. Toz, toprak demeden sürekli çalıştım. Daha önce yaptıklarımı arkadaşlarıma hediye ediyordum. Çalıştığım sürede hayalim bir dağ evi satın almaktı. Orada çalışmalarımı sürdürmekti. Bu olmadı ama Çandarlı'da bir atölyem oldu. Burada 12 yıldır çalışıyorum. Bu iş keyif almadan olmuyor. Çok keyif alıyorum. Sabırsız biri iken bu işi yaparak sabır etmeyi öğrendim. İşi sevdim. Belediyenin bana verdiği yerde kendi sergimi açıyorum. İnsanların yaptıklarımı görüp, beğenmesi beni motive ediyor. Yoksa çok para kazanılacak bir iş değil. Daha kaç yıl bu işi sürdürürüm bilmiyorum.

Ahşap ustalığı nedir, belli bir kökeni var mıdır?

Bir ermeni sanatı. Ermeniler buna “Naht” diyorlar. Bu sanatı geliştiriyorlar. Yaptıkları konakların işlemelerini sürekli bu sanat ile gerçekleştiriyorlar. Bir Ermeni geleneği. Sonrasında bu sanat hat sanatına evirilmiş. Hat sanatını ahşabın üzerine işlemişler. Kendim bu sanatı ilerleteceğimi biliyordum. Sadece Naht ve hat sanatı olarak kalmayacaktı . Bende bu işi objelere evirdim. Bütün canlı ve cansız objelerin üzerine işledim. Heykel, resim ve benzeri sanatlar üzerinde yapılabileceklere ahşaba çeviriyorum. Ahşap oyma ile değerlendiriyorum. Bu işi yapan ustalar var ancak benim yaptığım gibi yapan bir usta daha Türkiye üzerinde yok. Öğretmenliğimden kalan bir özellikte yaptığımın işlerin hepsini çocuklara yönelik yapmam. Çocuklar eserlerimi bir kitap boyar gibi boyuyorlar.

Ben öğretmenliğimin devamını getiriyorum dersem yeridir. Çocuklara yönelik yapmamdan dolayı işlerin o yöne doğru evirilmesi de söz konusu oldu. Şimdi bu aşamadayım. Bir yıl yan iş olarak ahşap yakma ile uğraştım. Belli dönemler farklı objeler yaratmaya çalışıyorum. Bu seneki konsept çiçekler üzerine. Resim sanatının tek bir boyutu var. Derinliği yok. ‘Ben buna derinlik kazandırabilir miyim?’ şeklinde düşündüm. Ressam kişinin, yaptığım objeyi eserin üzerine yerleştirerek derinlik kazandırmasını istedim. Bunu denedik. Pek başarılı olduğumuz söylenmese de yapılan boyama kişinin hoşuna gitti. Seneye bu projemi devam ettireceğim. Tüm çiçekler üzerinde çalışarak bir botanik bahçesi haline çevirebileceğime düşünüyorum.

ÇOK SEVMELİSİNİZ

Bu işin incelikleri nerede yatıyor?

Öncelik sabır. Çok seveceksiniz. Gece yattığımda yarın ne yapacağımı asla düşünmüyorum. Sabah kalkarak atölyeme gittiğimde beni çalışmaya yönlendirecek o kadar çok şey var ki… Gördüğünüz o darmadağın atölyeden bir anda 50 tane iş çıkabiliyor. Ben onların içerisinde en çok hoşuma giden ne ise ona yöneliyorum. Yaparken asla sipariş ve paraya yönelik çalışmıyorum. Canım neyi yapmak istiyorsa ona eğilim gösteriyorum. Elinizin bir mahareti olması da gerekiyor. Yıllar sizi öyle ustalaştırıyor ki; bazen gözümü kapandığımda dahi ‘Ben bunun üzerinden bir kere daha geçmiş miydim?’ diye sorduğum zamanlar oluyor. İnsana hassasiyet kazandırıyor. Son nefesimi verene kadar kıl testere ile çalışacağımı düşünüyorum.

GELİŞEN TEKNİK İLE MAKİNEŞLEMEYE GİTTİM

Ne tür ekipmanlardan faydalanıyorsunuz?

Ağacın her türünden. Bu işin ana maddesi ağaç. Uzun yıllar zeytin ağacı ile çalıştım. Zeytin ağacının gövdesini, güneş görmeyecek bir yerde 4 yıl bekletiyordum. Çok ince iş gerektiriyordu. Zeytin ağacı, iş bittiğinde mermerimsi bir görüntü verir. Diğer ağaçların tümünü denedim. Çocuklara yönelik obje çalışmasından sonra kontrplak kavak ağacına yöneldim. Beyaz, hijyenik ve boyayı rahat kabul etmesi etken oldu. Şu anda en büyük objem kavak kontrplak. Diğer kontrplakları da kullanıyorum çünkü; dört yıl bir zeytin ağacını bekletip, onun üzerinde çalışmak baya uzun bir işlem. 30 yıl boyunca el ile çalıştım. Tekniğin ilerlemesi ile bende makineleşmeye gittim. Bir darbe ile ağacı çok rahat kesebiliyorsunuz. Birçok makineden faydalanıyorum.

İşin zorlukları nedir?

Sevdikten sonra bir zorluğu yok. Teknik sizi öyle yönlendiriyor ki eskiden bir adet yaptığım işi 10 tane yapabiliyorum. Çoklu kesimler yapabiliyorum. Makineler benim elimin hızından 5 kat daha yüksekte daha hızlı işlem yapabiliyor.

Ahşap oyma sanatı yok olmaya yüz tutmuş bir sanat mıdır? Neler yapılabilir?

Halk Eğitimlerin bu işe bir el atması gerekiyor. Sanat konusunda başarılı değiller. Kolay işleri insanlara öğretiyorlar. Bitmeye yüz tutmuş sanatlara el atmıyorlar. Halk Eğitim Kursları iş ile alakalı eğitmenlerin tecrübelerinden faydalanabilir. Yeni çıraklar yetiştirilebilir. Bu işe ilgi duyan çok sayıda insan var. Ancak iş bunu öğrenmeye gelince duruyorlar. Öğrenmesi zaman alıyor. Para kazandırmıyor. Bir nevi hobi niteliğinde. Devletin işe el atması gerekiyor. Halk eğitim merkezleri öncülüğünde tüm bu dediklerim yapılabilir. Bu sanat bitme noktasına geldi. Çok az sayıda kişi bu iş ile uğraşıyor.

İlgi ve alaka ne durumda?

Halk eğitim merkezlerinin bana doğru bir yönelişi oldu. Yaptığım eserleri boyuyorlardı. Sonrasında yaptığımın doğru bir şey olmadığına kanaat getirdim. Ben daha çok çocukların yapabileceği işlere doğru yönelim gösterdim. Çocuklar olmasa işe ilgi gösteren de yok.

TOPLUM OLARAK HOBİMİZ YOK

İlgisizliğin sebebi nedir?

Toplum olarak hobimiz yok. Yurtdışında insanlar hem hobi hem de meslek sahibi. Hobi sizin psikologa gitmenize mani olan en büyük etkendir. Sizi meşgul eder ve hayata bağlar. Toplumumuzda bu durum yok. Kendimizi yormuyoruz. Eğitim sistemimiz dahi buna yönelik. Herkes doktor ve mühendis olarak eğitim görmeye yönlendiriyor. Hele bir de sanatçıysanız bedel dahi ödettiriyorlar. Düşünmemenizi ve sorgulamanızı istemiyorlar.

 

Haber Merkezi