Takvimler Aşı Haftası’nı gösteriyor. Böyle zamanlar, çoğu zaman sağlık kurumlarının mesajlarıyla geçip gidiyor. Oysa aşı meselesi biraz durup düşünmeyi hak ediyor. Çünkü konu sadece bir iğne, bir takvim ya da çocukluk döneminde yapılan rutinler değil; toplum olma haliyle ilgili.
Bugün pek çok insan için aşı, hayatın sıradan bir parçası gibi. Doğuyoruz, çocuklukta aşılarımız yapılıyor, sonra unutuyoruz. Belki de unuttuğumuz için değerini de yeterince konuşmuyoruz. Oysa çiçek hastalığının tarihten silinmesi, çocuk felcinin büyük ölçüde kontrol altına alınması, kızamık gibi salgınların gerilemesi tesadüf değildi. Bunların arkasında bilim kadar toplumsal dayanışma da vardı.
Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de aşı tereddüdü yeniden konuşulur oldu. Sosyal medyada yayılan bilgi kirliliği, komplo teorileri, “ben yaptırmadım bir şey olmadı” rahatlığı… Bunlar küçümsenecek meseleler değil. Çünkü aşı bireysel tercih olmanın ötesinde kamusal sorumluluk da taşıyor. Siz yaptırmadığınızda sadece kendinizi değil, bağışıklığı zayıf bir çocuğu, yaşlı bir komşuyu, kronik hastalığı olan birini de etkileyebiliyorsunuz.
Pandemi döneminde bunu çok sert biçimde gördük. Bilime güvenin ne kadar hayati olduğunu, aynı zamanda sağlık sistemlerinin ne kadar kırılgan olabildiğini… Belki de Aşı Haftası, o günlerden ne öğrendiğimizi sormak için de fırsat.
Bir başka mesele de şu: Aşıyı sadece çocuklukla sınırlı sanıyoruz. Oysa erişkin aşıları da var; gripten zatürreye, tetanozdan HPV’ye kadar geniş bir alan. Birçok kişi bunun farkında bile değil. Koruyucu sağlık hizmetleri çoğu zaman hastalık çıktığında değil, çıkmadan önce kıymet görüyor.
İşin biraz da vicdani tarafı var. Bugün geçmiş kuşakların aşıyla önlediği hastalıkları yaşamıyorsak, bu bizim başarımızdan çok önceki nesillerin ortak emeği. Bizim de gelecek kuşaklara karşı benzer bir sorumluluğumuz var. Aşıyı kutsallaştırmak ya da sorgulanamaz görmekten söz etmiyorum. Elbette bilim sorguyla ilerler. Ama bilimsel soru başka, bilgi kirliliği başka. Aradaki çizgiyi korumak gerekiyor.
Bu Aşı Haftası belki büyük nutuklar atmak yerine şunu hatırlamak yeterli: Sağlık sadece hastanede kazanılmıyor. Bazen küçük görünen önlemler, büyük felaketleri önlüyor. Aşı da tam olarak böyle bir şey.
Sessiz, gösterişsiz ama hayat kurtaran bir toplumsal sözleşme. Belki yeniden kıymetini hatırlamamız gereken de bu.
Belki aşıyı yeniden böyle okumak gerekiyor. Bir iğne olarak değil; kamusal aklın, dayanışmanın ve geleceğe bırakılan sessiz bir mirasın parçası olarak.
Gösterişli değil belki.
Ama hayat kurtaran pek çok şey gibi, en etkili olanı da zaten çoğu zaman sessiz olan. Bugün dünyada yeniden bazı hastalıkların geri dönme riski konuşuluyorsa, bu bize kazanımların kalıcı olmadığını da hatırlatıyor. Bir dönem kontrol altına alınmış hastalıkların yeniden gündeme gelmesi, ihmalle bilim arasındaki mesafenin ne kadar ince olduğunu gösteriyor. Sağlıkta geriye gidiş bazen büyük kırılmalarla değil, küçük ihmallerin birikmesiyle başlıyor. Bir başka önemli mesele de aşıya erişimde eşitsizlik. Dünyanın bazı bölgelerinde insanlar hâlâ temel aşılara ulaşmakta zorlanıyor. Bu da sağlık hakkının sadece bireysel değil, küresel bir adalet meselesi olduğunu ortaya koyuyor. Bir yerde korumasız kalan toplumlar, aslında hepimizi ilgilendiriyor. Belki Aşı Haftası, yalnızca “aşı yaptırın” çağrısından ibaret görülmemeli. Bu hafta aynı zamanda bilime kulak verme, kamusal sağlığı sahiplenme ve ortak yaşam kültürünü hatırlama haftası. Çünkü bazen medeniyet dediğimiz şey, büyük sözlerden değil, çocukları hastalıklardan koruyabilen o sessiz akıldan kuruluyor. Ve bunu hafife almak, sadece bugüne değil yarına da haksızlık olur.